SON ROMANTİĞİN VEDASI!

Tarih 21 Haziran 2002’yi gösterdiğinde, kuzey yarım kürede insanlar en uzun gündüzü yaşarlarken aynı esnada Brezilya’da en kısa gün yaşanıyordu. Japonya’nın Shizuoka şehri son yılların en güçlü İngiliz Milli takımı ile 1970 ve 1982 sonrası o ana kadar oluşturulmuş en yetenekli Brezilya’nın Dünya Kupası Çeyrek Finali’ndeki çarpışmasına ev sahipliği yaparken, sahada yaşananlar otuz iki kısım tekmili birden drama şeklinde aktörleri tarafından sahneye konuluyordu.

Sven Goran Eriksson’un büyük fiyaka ile oluşturduğu takım 23.dakikada Lucio’nun hatası sonucunda Michael Owen’ın attığı gol ile öne geçtiğinde 1966’dan beri acaba dediğimiz İngiltere için final ışığı yanmıştı. Zira bir sonraki turda Senegal-Türkiye galibi ile oynayacak ve Brezilya’ya göre nispeten zayıf rakiplerini geçerek finalde büyük olasılıkla Almanya’nın rakibi olacaktı. Herkes için beklenen epik finaldi bu aslında zira 1966’nın rövanşı için her şey hazırdı. Tek yapılması gereken Brezilya maçını kalan 70 dakikada savunmaktı.

Rakip Brezilya ise 1994 yılında California’da kupayı kaldırmış ama Pareira futbolu kimseyi tatmin ve ikna edememişti. 1998 yılında ise Zagallo ile finali görmüşler fakat bu sefer de 20 yıl sonra bugün bile, hala açıklanamayan final arifesi Ronaldo olayı ve Zidane duvarına çarpmışlardı. 2002 yılına gelindiğinde Scolari’nin elindeki kadro ise daha Uzakdoğu’ya gelmeden bas bas ‘şampiyonum’ diye bağırıyordu. Dünya futbol tarihinde Pele-Garrincha-Vava triosu ile 1958 ve 1962’yi; Jairzinho-Tostao-Rivelino-Pele quarteti ile 1970’i kazanan Brezilya’nın futbol sahnesine sunacağı yeni trio 3R, rolüne başlamak için hazırdı. Ronaldo-Rivaldo-Ronaldinho üçlüsü arkalarına aldıkları Roberto Carlos ve Cafu ile beraber futbol romantiklerinin nabzını 200 yapmaya yetecek heyecanı hissettiriyorlardı.

Turnuva kötü oynanan ve biraz da Koreli hakemin yardımı ile kazanılan Türkiye maçı ile Brezilya için sancılı başlamıştı ama günler geçtikçe toparlanıyorlardı. İşte İngiltere maçı da aslında turnuvanın özetiydi. İlk çeyrekte yenilen gol ve sahneye çıkması gereken bir kahraman…Herkes Ronaldo’yu beklerken çıkan kahraman başka bir ‘R’ oluyordu.

Bir sene önce Gremio’dan Avrupa’ya Paris üzerinden PSG aracılığı ile giriş yapan ve ismi Ronaldo olduğu için ‘gerçek’ Ronaldo ile karıştırılmaması amacı ile ‘küçük’ Ronaldo anlamına gelen Ronaldinho lakabı ile anılacak olan bu isim, kariyer galasını İngiltere maçı ile yaparken sunduğu resital biz futbol severlerin hayal dünyasına seviye atlatmakla kalmıyor, beklenti çıtalarını gökyüzüne yükseltiyordu.

Önce Rivaldo’nun golünü hazırlayan inanılmaz asist, akabinde bilerek atıp atmadığı tartışılan bir frikik golü ve nihayetinde Danny Mills’e yapılan taban müdahalesi ile görülen kırmızı kart bir maçın içinde bir futbolcunun sunabileceği tüm dramayı sunuyordu. Bu dramanın baş aktörünün adı Ronaldinho’ydu. Nihayetinde İngiltere yine finali göremedi, Brezilyalı yetenekler finalde Almanya karşısında malumu ilan ettiler ama dünya futbolunun 21.yy’daki ilk büyük yeteneğinin sahneye çıkması ise hepsinden fazla etki yarattı.

2003 yazında Real Madrid orta sahaya takviye yapacağı zaman Beckham ile Ronaldinho arasında gidip geliyordu. Birisi İngilizler’in tabiri ile ‘celebrity’ diğeri ise pek de medyatik bir yüzü olmayan ve sadece top oynayan Brezilyalı bir futbolcuydu. Madrid Başkanı’nın kararı aslında Avrupa futbolunun da akışını değiştirdi. Medyatik ve yakışıklı diye Beckham’ın başkentin yolunu tutması, Ronaldinho’yu Paris-Barcelona uçağına bindirmiş ve Rijkaard sisteminin mükemmele ulaşmasının ana dişlilerinden biri haline getirmişti.

Kanaatimce, Katalunya’da geçirilen 5 sezon boyunca gülen yüzü, topa olan hükmedişi ve şapkadan çıkardığı tavşan ile modern zamanların ‘Garrinchası’ tanımını sonuna kadar hak eden bir performans gösteren Ronaldinho, 2006 yılında Barcelona’ya Paris’te kazandırdığı CL Kupası ile kariyer zirvesini yapmıştı.

Neden Garrincha’dır sorusuna en iyi cevabı Brezilya futbol kültürü verir çünkü Brezilyalılar geçmişe dönüp baktıklarında futbolcu olarak en çok Pele’ye saygı duyarlar çünkü o komple bir sporcudur, profesyoneldir ve işini en iyi şekilde icra ederek en tepeye çıkmıştır. Buna mukabil, Pele de dahil olmak üzere Brezilya halkının en hayranlık duyduğu adam ise Garrincha’dır. Pele’ye duyulan saygı, mevzu Garrincha olunca hayranlığa dönüşür. O saf futbolcudur, güler yüzü ile futbolun romantizmidir aynı Ronaldinho gibi…

Aynı dönem beraber ya da karşılıklı oynadığı Ronaldo, Rivaldo, Figo, Zidane, Adriano, Kaka, CR7, Messi, İbrahimoviç, Henry, Saviola, Riquelme, Bergkamp gibi birçok yıldız ondan daha çok başarı elde etmiş olabilir ama Ronaldinho’nun bize sunduğu arsa futbolu günlerini, futbol keyfini ve görselliği bana henüz hiçbiri verememiştir. Belirli dönemlerde sunmuş dahi olsalar Ronaldinho seviyesi hala yakalanamamıştır.

Ronaldinho’nun 2006 yılında zirve yapan ve bence 2011 Milan şampiyonluğu ile fiilen olmasa da ‘de facto’ olarak biten üst düzey kariyerindeki en önemli anlardan birisi de 01.05.2005 yılındaki Barcelona-Albecete maçında oyuna 87.dakikada giren 17 yaşındaki Arjantinli’ye Barcelona forması ile 90.dakikada atacağı ilk gol için yaptığı enfes asistti. Böylelikle bir romantik zirveye son pençesini vurmaya hazırlanırken arkasından yeni bir safi yeteneği dünya futbol sahnesine sunuyordu.

Nasıl ki romantizm akımı sanatı toplum için icra etme öğretisi üzerine kurulmuşsa, Ronaldinho’nun oynadığı futbol da endüstri yani derin futbol için değil, tribündeki ve ekran başındaki milyonlar içindi. Futbol romantizminin bu önemli aktörüne bize yaşattıkları için teşekkür etmemiz bir borçtur.

Bizden sonraki nesiller için sadece 3-5 dakikalık videolarda izlenebilecek bu adamı canlı seyrettiğimiz için şanslıyız….

Her şey için teşekkürler büyük usta…

Herkese huzur, akıl, sıhhat ve spor dolu bir hafta diliyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz