https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SINIRLI USSALLIK

Okunması Gerekenler

SINIRLI USSALLIK

Belfast ya da Glasgow’un arka sokaklarında gezerken şehrin turuncu ya da yeşil olarak tasnif edildiğini görürsünüz. Bunun sebebi o rengi çok sevmeleri değil, o rengin temsil ettiği sınıfa ait olduklarını dosta düşmana gösterme ihtiyacıdır.
Yeşil renk ve onun sembolü olan üç yapraklı yonca Katoliklerce kutsal olarak adlandırılan St.Patrick’i temsil eder. Genel olarak İrlanda kökenlilerin önem atfettiği bu tarihi kişilik bir aidiyet sembolüdür.

Katolikler yeşil renk üzerinden taraflarını dışa vururken Protestanlar ise tarafını Hollanda bayrağına da rengini veren Orange Hanedanın rengine atıfta bulunarak gösterir.
Bu farklılıklar Glasgow’da yeşil Celtic ile turuncu Rangers rekabetini; Belfast’ta ise yeşil cumhuriyetçiler ile turuncu union (Birleşik Krallık) taraftarlarının mücadelesini anlatır.
Renkler aslında içinde bir tarih taşır, onu gören taraftarlarına yaşanmışlıkları, zaferleri, mağlubiyetleri, acıları ve mutlulukları hatırlatır ve bir hayal sunar. Dededen toruna aşağı doğru akan bir vasiyet gibidir çünkü hangi mezhebe doğduysan destekleyeceğin ve rekabet edeceğin taraf bellidir. Öyle ben şunu seçtim, öbürünün rengine âşık oldum gibi romantik takılımlar içine girmeyi aklından bile geçiremezsin. Duyguların akıl ve mantığı büyük bir farkla yendiği bir yerdesindir.
Dünyada buna benzer nice rekabet vardır, bu liste uzar gider.

Buna karşılık dönüp bizim ülkemize baktığınızda ise taraftar olunan kulüplere aidiyeti doğuştan gelme duygusal bir statüko ile açıklamanız zordur. Herhangi sınıfsal, mezhepsel, ideolojik temeli temsil eden bir kulübü ülkemizde bulamazsınız. Var olduğu iddia edilenler de sonradan ilintilemeye çalışılan suni sosyolojik deneylerdir. Aile çevresi, sosyal çevre, yaşanan bir olay, oynayan bir oyuncu, elde edilen bir başarı ya da tanık olduğunuz bir tesadüf eseri o kulübe aidiyet duyarsınız ama bunu formüle edemezsiniz.
Sosyal çevresinde herkes “x” kulübü desteklerken “y” kulübü destekleyen birisine rastlarsınız ama yeşil mahallede Rangers destekleyene rastlayamazsınız.
Bu gerçek üzerinden yola çıkarak Türkiye’de taraftarlık kavramının içinde bulunduğu çıkmazı analiz etmek içinde bulunduğumuz kaotik ortamdan çıkış yolunu bulmak için gereklidir.

Şahsi kanaatim, Türk sporunda, özellikle futbolda, genel kanının aksine, çağın en çok gerisinde kalmış paydaş taraftarlık kurumudur.
Bu son cümle biraz iddialı gibi durabilir ama lafı dolandırmadan söylemek gerekirse sosyal medya aracılığıyla, desteklediğin kulüpler ve paydaşlar üzerinde hâkimiyet kurduğunu düşünmek gelişmişlik göstergesi değildir çünkü artık zaman ve kilit faktörler değişmiştir.
Sosyal medya adlı enstrüman hayatımıza girdiğinde ana amacı neydi bilmiyorum ama şu anda spor paydaşlarının kullandığı amacı hedefliyor muydu; pek sanmıyorum…
Sosyal medyada, anonimlik kisvesi altında insanlar ana demokratik haklarından birisi olan “ifade özgürlüğünü” sonuna kadar kullansa da o mecrada yazılanların kalitesi* her zaman bir tartışma konusudur. Bugün anonim olmayı yasaklasan o çöplükte görüş bildirenlerin ne kadarı o sertlik ve radikallikte aynı görüşlerini yazmaya devam eder; tartışılır…

*(Kalite derken yazılanların doğruluğu, meşruluğu, yasallığı, mantığı, güvenilirliği ve ölçülebilirliği gibi özellikleri tek kelime altına toplayabiliriz).
Taraftarların kendi içi yolculuklarına çıktıklarında gördükleri fotoğrafın tanımını iyi yapması gerekir. Büyük bir kesim tarafından kabul görmese de, günümüzde artık taraftarlık bir nevi müşteri olmaktır. Senelerdir bahsettiğim “amerikanizasyon” terimi bu dönüşümün ana mottolarından birisidir.
Taraftar aynaya baktığında artık karşısında, maçtan önceki gece stadyum önünde sabahlayan, kaldırımda uyuyan, karda kışta cehennem sıcağında saatler öncesinde içeri girip maç bekleyen, satacak dükkân bulamadığı için anasına forma diktiren, hayatı durdurup radyo başında deniz tarafındaki kaleyi hayal eden, polisten cop yiyen, yağmurda karda titreyen, hayatı boyunca hiç oturamadan maç izleyen kişiyi göremez.
Sosyal hayatın insana yüklediği “taraftar” rolü artık kabuğunu değiştirmiş ve o artık başka bir kişiye dönüşmüştür.

O dönemler tatlı ve acı anıları ile tarihin yaprakları arasındaki yerini aldı ve yeni bir çağ başladı. Bugün genç bir taraftara, yukarıda saydığım ve belki de bu yazıyı okuyan çoğu kişinin hayatında en az 1 kere yaşadığı meşakkatleri söylesek, bize bu dünyanın dışındanmışız muamelesi yapacaktır.
Bu metamorfik durum basit bir taraftarı bile daha analitik düşünmeye itmek durumundadır. Bugün artık taraftarlar sadece hisleri ile değil aklı ile de desteğini göstermelidir.
Yazının başında dile getirdiğim zaruri duygusal destek (mezhepsel, siyasal ya da sınıfsal sebepler), özellikle bizim ülkemizde pek de geçerli akçe değildir. Çünkü bizim sosyal yapımızda taraftarlık biraz da sosyal bir topluluğa ait olma, kendini gerçekleştirememenin verdiği hasarı üçüncü partiler üzerinden tatmin etme gibi, yine duygusal, ama derinliği pek de olmayan temeller üzerine kurulmuştur.

Kısaca söylemek gerekirse bu iki ihtiyacını başka alternatifler üzerinden tatmin edebilirsen senin o kulübe olan bakış açında değişiklikler mutlaka olacaktır (Bunu en iyi, yaşlanan taraftarın hayatına başka parametreler girdikçe gençlik yıllarındaki bakış açısını farklı bir boyuta dönüştürmesi örneği ile kanıtlayabiliriz)
Taraftarın aklını kullanması ve kendini olayların akışından çıkarıp kolektif körlüğü yenmeye çalışması zaruri bir durumdur. Şu anda tanık olduğumuz sosyal medya kaynaklı bu yeni nesil taraftar prototipi sele kapılan bir kütük gibi kontrolsüz ilerlediği için gerçekleri görmesi çok zor bir hal almaktadır. İşte bu sebepten sudan çıkıp dışarıdan suyun içinde olanlara bakması onun bağlı bulunduğu camiaya katkısını artıracak, olası tehlikeleri ön görüp başarısızlıkların sebebini daha rahat sorgulatacaktır.

Taraftarlık duygu işi diyerek kestirip atanlar işin kolayına kaçmaktalar çünkü bugün aklını kullanmayan adamın yarın üzüntüsü ve duygu yoğunluğu daha büyük olur. Yarın daha çok sevinmek ve bilinçaltındaki sığ duygularını daha çok tatmin etmek istiyorsan bugün içinde bulunduğun topluluğun sınırlı ussallığını yenmek zaruridir.
Futbol artık bir endüstri ve ekonomideki gibi bildiğimiz piyasa şartları çalışıyor. Taraftar dediğin adamın en baz seviyede bilanço okuması, parayı bilmesi, spor hukukunu araştırabilmesi, sporcu fizyolojisini araştırabiliyor olması ve işin en önemlisi, mantık kullanabiliyor olması lazımdır. Bir kişi her şeyi bilemeyebilir ama çok kişi çoğu şeyi bilir. Tek bir zihnin ulaşabileceği ve analiz edebileceği veri sınırlı olacağından dolayı ancak yeteri kadar bilgiyi işleyebilir ama çok zihin bir araya gelirse çok veri işleyecek ve en iyiye ulaşma ihtimali artacaktır.

İşte bu sebepten sosyal medyayı milleti provoke etmek, rakip topçuları ve hocaları linç etmek, dolu mevkiye 3 tane adam aldırmak, borçlu kulübe sürekli para harcatmak, hoca gönderip hoca getirmek için değil de sinerji oluşturup akıl kullanıp desteklediğin takıma katkı için kullanmak gerekir çünkü günümüz şartlarında taraftarlık buraya doğru evirilmektedir. Aksi halde battıkça batarsın ve üzüntün daha büyük olur.

Unutmamak gerekir ki taraftarlık ciddi bir iştir ve aklın hazırladığı zeminin üzerine duygu ile inşa edilen bina her zaman daha sağlam olur.

Herkese sağlık, spor, akıl ve sıhhat dolu günler diliyorum.

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

FAVORİM RYBAKINA, PAOLINI DİKKAT !!

Tenis turnuvalarının en prestijlisi olan Wimbledon'da, sahne 137. kez açılıyor ve ön elemeler sonrası, Temmuz başı (bugün) start alacak...

Benzer Konular