EUROBASKET 2015 B GRUBU – İSPANYA

Okunması Gerekenler

*MİA SAN HÖNESS

18 yaşındaki Uli Höness 1970 yılında doğduğu şehrin takımı 1846 Ulm'dan Bayern Münih' e transfer olur. Bir temmuz sabahı,...

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS”

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS” Çocukluğumda ilgi ile takip ettiğim bir takım idi Glasgow Rangers. Şimdiki adı ile “Rangers”. Tugay...

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı...

efeİSPANYA:

 

ABD’ye son 10 yıldır “Sen ne zamandan beri bana kafa tutar oldun damat?!” dedirtebilen yegane güçtü İspanya. Özellikle 2004 Olimpiyatları’nda grup birincisi olarak yükseldikleri çeyrek finalde, dev bir talihsizlik sonucu grup dördüncülüğüne kadar inmiş olan Iverson’lı Duncan’lı kadroyla eşleşip dramatik bir biçimde elenmeleri onlara öylesi bir hırs aşılamış ki, Olimpiyat Finalleri’nde iki kez (2008, 2012) karşılaşan bu iki ekip, gerek hazırlık maçlarında, gerekse de medya önünde birbirinin canına okudu (iki sene evvel yaşanan Kobe – Rubio atışmasını unutmadık). Lakin İspanya, dibine bucağına kadar sarstığı bu süper devi bir türlü yıkmayı başaramadı. Ve artık, tarihi değiştirmek için başka bir fırsatı kovalıyorlar – şimdiden belirtelim; o şans, muhtemelen hiç gelmeyecek. Vakit geldiii, geçti…

 

O tarihi ekibin eksik gedik kaldığı 2005 ve 2013 gibi turnuvalarda bile İspanya bolca söz ettirdi adından; en azından bir adet Gasol getirebilmeyi becerdikleri her turnuvada zaten kafadan yarı final adayı oldukları için, verdikleri firelerin onları inanılmaz güç kayıplarına uğrattıklarını iddia edemezdik. Hatta 2013’te o kadroyla bile Sırbistan’a tarihi bir 30 sayılık fark atmaya bile muvaffak olmuşlardı. O yüzden, İspanya’yı en baştan tükaka ilan etmeye çalışmak yine yersiz olur, zira yine bir Gasol, hem de ağabey olanı burada yer alıyor. Yani pivot ve 4 numara mevkileri gene emin ellerde. Üstelik Gasol’ün son yıllarda dış şutunu da geliştirip iyice durdurulamaz bir güç haline geldiğini de biliyoruz. Yine de, esas ‘yenilmez armada’dan birileri eksildikçe, rakiplerin içerisinde İspanya’ya dair ilginç bir iştahın kabarması da gayet normal. Öyle ya, yeneceklerse bu devi, şimdi tam zamanıdır…

 

Alışılmış kadrolardan Navarro, Calderon, Marc Gasol, Rubio gibi eşsiz yetenekleri buraya toplamayı başaramayan İspanya, yerlerine Mirotic, Ribas, Aguilar ve Vives gibi isimleri monte ederek ilginç bir yapı oluşturdu. Kadronun gediklilerinden Rudy Fernandez, Sergio Rodriguez (nam-ı diğer S-Rod), Sergio Llull, Felipe Reyes, Claver ve San Emeterio yine rotasyondaki yerlerini alıyorlar, ki bu bile İspanya’yı başlı başına bir tehlike yapmaya yetiyor. Yine de, 2011’de bu isimlerin varlığına ve neticede şampiyon olmalarına karşın, Pau Gasol’ün dinlendirildiği maçta Türkiye karşısında düştükleri aciz hali (son periyotta sadece 2 sayı atabilmişlerdi), sanırım Gasol’ün bu takım için neler ifade ettiğini bir parça olsun kanıtlıyor…

 

Sadece Gasol ile alakalı risk yüzünden bile devşirme icraatlarını başlattıklarını da unutmayalım: Ibaka bu takımın esaslı bir parçası olabildi mi, tartışılır; fakat neticede Ibaka da bu turnuvada olmayacak. Yerine gelen isim ise, bir başka Avrupa ülkesinden, Karadağ’dan küçük yaşta devşirilen Nikola Mirotic. Mirotic’i gerek Real Madrid’den, gerekse de Bulls’dan bilip de takdir etmeyen basketbolsever çok azdır. Bir parça daha istatistik peşinde koşsaydı, bu yıl aynı anda hem Yılın Çaylağı hem de En İyi 6. Adam ödülünü toplayabilirdi Mirotic, fakat nasılsa böylesi ödüllerin zamanı yine gelecektir (Çaylak’lık bir yana elbette). Mirotic, boyunun ve fiziğinin de avantajıyla ipeksi bileklerini bir mitralyöze çevirip mesafe tanımadan şut isabetleri sağlıyor; dominantlığının fermanı diyebileceğimiz, durdurulması neredeyse imkansız olan bu hücum gücünde, turnikeler, pota altı organizasyonları ve hücum ribauntları da mevcut. Modern 3-4 numaranın enfes bir emsali olan Mirotic, ilk kez adım atacağı Eurobasket’te İspanya’nın tartışmasız en büyük X-Faktör’ü olacaktır.

 

Peki, geriye kalan isimler? Ben evvela, San Emeterio’dan bahsetmek istiyorum. Yıllardır kulüp takımında ortalığa terör estiren bu şahane forvet, milli takımda Rudy – Navarro – Llull çetesinin arkasında bekletilip milli formaya küstürülmüştü. Bu sene Navarro yok, kısa forvet pozisyonu o’na ve Claver – Mirotic ikilisinden en az birine emanet edilecek. Ben olsam, açık alanda bir oyun oynamam gereken her dakikada San Emeterio’yu oyunda tutarım. Zira onunkiler kadar müstesna becerileri çok zor bulurlar, bilhassa da penetrelerdeki deliciliği ve dış şut kabiliyetini hesaba katarsak.

 

San Emeterio’dan sonra, Claver’e gelelim. Tam bir 3,5 numara diyebileceğimiz Claver, duygusal bir oyuncu. Bu yüzden de savunmada iyi, fakat hücumda istikrarsız. Fiziğini iyi kullandığında rakibe çok kolay faul aldırtabildiği için, klasik İspanyol ekolünün içerisindeki yeri garanti. Bu yıl radikal bir karar alıp Portland’dan Avrupa’ya geri dönmeyi seçti, fakat bence Rubio gibi Claver için de NBA daha uygun Avrupa basketboluna nazaran. Yine de, orta ve yakın mesafeden, özellikle de diplerden ve forvetten yapacağı ataklarla Claver türlü belalar açacaktır rakibin başına. Savunma katkısını da ihmal etmeyelim.

 

Uzunlara geri dönmek geldi içimden, dönelim. İspanya’nın pırlanta jenerasyonu birer birer yaşlanıp köşesine çekilirken, yeni nesilden yükselen en önemli, hatta belki de (kardeşi hariç) tek büyük yıldız adayı olan pivot Willy Hernangomez, bu yıl kadroya girmeyi başardı. Draft’te kıymeti bilinmeyen Hernangomez, henüz fizik olarak bu seviyede ses getirmeye hazır değil belki, ama pota altında nasıl bir hız, çabukluk, çeviklik ve bitiricilik cevheri barındırdığını hep birlikte göreceğiz. Muhakkak grubun ilerleyen maçlarında güzel “formalite” dakikaları alacaktır…. Alamaz mı yoksa?

 

İşte bu noktada, San Emeterio ve Claver gibi şevki kırdırtılan bir isme, Felipe Reyes’e değinmemiz gerekir. Belki de kariyerinde görebileceği son Dünya Şampiyonası’nda, hem de Fransa maçının kısırlığına ve Gasol kardeşlerin düşen performanslarına rağmen, nakıs koç Orenga’nın dikkatini çekememiş, elenip gitmelerine seyirci bırakılmıştı Reyes (gözyaşlarını unutmayacağım). Oysa Reyes, bir Garbajosa, bir Smodis, bir Kerem Gönlüm ve Mirsad Türkcan etkisi gösterip, 30’undan sonra kariyerini elit seviyeye ulaştırmayı başarmıştı, bu sene de bu gelişimi, Real Madrid’in Euroleague şampiyonluğunda Ayon ile beraber en büyük pota altı kozu olarak tamamladı. Öyle ya, Slaughter, Mejri ve Bourousis gibi kalburüstü isimleri 34 yaşında ilk beşten kesmek kolay bir iş mi? Bu sefer, uzun rotasyonunda hak ettiğini alacaktır bence Reyes (Scariolo’ya pek itimadımız yok ama, Orenga’dan iyidir). 10 sayı 10 ribauntluk “garanti” katkısının yanı sıra, her iki pota altında da fırsatçılığı ve tecrübesiyle rakibi demoralize etmekte bir numara Reyes. Kapalı oyun oynandığında ister 4 ister 5 numara olarak verimli performanslar sergileyecektir.

 

Geçelim kısalara. Evet, vakti geldi. Llull – S-Rod – Rudy üçlüsü yine kadroda. Üstelik Rubio ve Calderon yokken, S-Rod takımın ana parçası, başat oyun kurucusu haline gelecek. Yani, umarız Llull bu görevi o’ndan çalmayacak. Llull’ün seyircilere, Rudy’nin de hakeme oynama rutinleri İspanya’ya çok yarar sağlıyor belki, ama burada Llull taraftar desteğini bulamaz. Öte yandan, bu üçlü bu yıl Real Madrid’e Euroleague şampiyonluğu kazandırabildi – yani kimse onları yabana atamaz. Rudy’nin de, Llull’ün de rakibe mebzul miktarda faul problemi yaratacağına zaten eminiz, fakat Rudy son yıllarda dış şutları giderek daha fazla ıskalamaya başladı; S-Rod’un ise, Avrupa’ya döndüğünden beridir ulaştığı süper yıldız seviyesinden, son iki yıldır düşüşe geçtiğini görüyoruz. Bana kalırsa bunun en büyük sebebi, Rudy ve Llull’ün topu o’nun hakimiyetine vermek istememesi. Oysa beklenmedik yerlerden pas çıkarmak konusunda hiçbiri S-Rod’un yarısı kadar bile becerikli olamaz. Pas ve dış şut tehdidi bakımından Jason Kidd’den hallice olan S-Rod, eğer bu takımda sadece topu yarı sahaya getirmekle görevlendirilmez, aksine takımın kumandanlığıyla taçlandırılırsa, İspanya kolaylıkla finale kalır. Bu kadar net. Yoksa, bu üçlünün halihazırdaki en formda ismi olan Llull, yine rol çalmaya başlar (yanlış anlaşılmasın, Llull’e saygım Rudy’ye saygımdan büyüktür ve hep öyle kalacaktır).

 

Kaldı geriye, yedekler. Abrines bu yıl gelemiyor, dolayısıyla Navarro’dan doğan şut katkısı açığını kapatmak da Ribas’a düşüyor. Ribas’ın da bu rotasyonda yer bulması gerçekten zor, fakat bilhassa el yakan toplar, kritik anlar gibi durumlarda ses getirebileceği nice fırsatı olacaktır elbet. Çünkü emin olabiliriz ki, İspanya’nın tüm yıldızları aynı anda bir duraklama dönemine girebiliyor (bkz. 2014 Dünya Şampiyonası çeyrek finali). Böyle anlarda Ribas’ın da istikrarlı şut katkıları vermesi demek, İspanya’nın kötü şakalardan uzaklaşması anlamına gelecek.

 

Tabi bir de kadrodan son anda kesilen Rabaseda ve Bellas var. Combo guard olarak bu kadroda eğer bir çıkış yakalayabilse, Navarro’nun rolünü tümden üstlenebilirdi belki Bellas, lakin olmadı. (tabi farklı tipte oyuncular olduklarını da gözardı etmeyelim – benimkisi sadece sistemin bekâsı ile ilgili bir öngörü). Bellas’ın kaliteli bir kumaşı var, fakat uluslararası alanda tecrübesi yok. Rabaseda’nın da böylesi bir rotasyonda pek esamisi okunmazdı. İşte bu yüzden yoklar. Tabi bu ikiliye yeğlenip kadroda tutulan Aguilar da sürpriz bir savunma unsuru olmayı başaramazsa, bu yılın havlu sallayıcısı olmaktan ileri geçemeyebilir, unutmayalım. Genç Vives’e dair konuşmak içinse henüz çok erken. O zekanın kıymetinin bilinmesine nereden baksanız bir 5 yıl daha var.

 

Peki, İspanya ne yapar? Elindeki silahların kıymetini bilip, doğru bir sistemle oynarsa, Rudy ve Llull’ün inisiyatif alıp saçmalamalarına gerek kalmaz, İspanya da güle oynaya yarı finale yükselir. Fakat en ufak bir konsantrasyon kaybı, onların özgüvenini 5-6 basamak aşağı çekeceği için, stresle baş etme becerileri de zarar görecektir ve nice sürprize davetiye çıkaracaklardır. Bana kalırsa Sırbistan’ı yenip İtalya’ya yenilecekler. İtalya’dan daha “takım”lar ama İtalya inanılmaz bir rüzgarı arkasına alıp geliyor. Ah, tabi bu onların gruptan çıkmasına etki etmez. Eğer bizim 4 -5 numara pozisyonunda Gasol’ü durdurabilecek bir Ömer Aşık’ımız olsaydı, belki biz de 2009 ve 2011’den sonra yine üzebilirdik İspanyollar’ı. Ama, grup birinciliğinin en büyük adayını yabana atabilmek için, anti-Gasol’cüleri toplamak lazım evvela…

 

Tahmin: Grup lideri, en kötü ihtimalle de 2.si olurlar.

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

*MİA SAN HÖNESS

18 yaşındaki Uli Höness 1970 yılında doğduğu şehrin takımı 1846 Ulm'dan Bayern Münih' e transfer olur. Bir temmuz sabahı,...

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS”

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS” Çocukluğumda ilgi ile takip ettiğim bir takım idi Glasgow Rangers. Şimdiki adı ile “Rangers”. Tugay Kerimoğlu transfer olunca daha da...

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı Jailson, Gustavo ve Ozan ile...

ERROR BULUT

ERROR BULUT Yüz güzelliği mi iç güzelliği mi meselesiyle uzaktan- yakından bir alakası yok ama "boyu mu, işlevi mi" meselesini çok andıran bir sorunsal daha...

AYAN, PİNHAN VESAİRE

AYAN, PİNHAN VESAİRE “Reklam, talep yaratma sanatıdır.” American Marketing Association (AMA) reklamı bu sözlerle tanımlar. Reklam ve genel olarak pazarlamayı ele aldığınızda en kısa ve en efektif...

Benzer Konular