1930’ların Orta Avrupası’nda iki büyük savaş arasında İsviçre’de filizlenmeye başlayan bir anlayış devamındaki 40 seneye yakın bir süre boyunca dünya futboluna damga vuracaktı. Öyle büyük bir etkisi olacaktı ki devamında ortaya çıkacak ve bugün bile hala devrim diye
adlandırdığımız taktik anlayışların sebebi olarak gösterilecekti. Bu anlayışın adı Katenaçyo idi.
20.yüzyılın başına döndüğümüzde futbolun ana sistemi 2-3-5 dizilişi yani Piramit olarak adlandırdığımız oyun anlayışıydı. Piramit, o dönemde yürürlükte olan ofsayt kuralının hücum oyuncusunun 3 defans oyuncusun arkasında olma şartı koşması sebebi ile özellikle
İngilizler ve İskoçlar tarafından kabullenilmiş bir oyun anlayışı idi.
1920’lere kadar bu oyun tarzı popülerliğini korudu ve Güney Amerika dahil geniş bir coğrafyada kapsama alanı buldu. 1930 Dünya Kupası’na giden yolda Uruguay’ın 1924 ve 1928’te aldığı iki Olimpiyat altını da Dünya Kupası da Piramit’in eseriydi diyebiliriz.
1925’ten sonra ofsayt kuralının IFAB tarafından 3 savunmacı şartından 2 savunmacıya düşürülmesi sonucu Arsenal Menajeri Herbert Chapman’ın ürettiği WM sistemine doğru dünyada bir yöneliş oldu. Bunun sebebi ofsayt kuralının değişmesinin gol sayısında büyük
bir artışa sebep olması idi. Piramit sistemi savunmada adam karşılama konusunda zorluklar yaşıyordu ve bu sebepten Chapman orta sahadan 1 oyuncuyu savunmaya kaydırıp WM dizilişine geçiyordu.
WM kadim futbol öğretisinin ilk modern sistemi olarak gözükse de bugün kullanılan taktiklerin atası aslında 2-3-5 Piramittir ve çoğu sistem hala bunun türevlerinden beslenir.
WM’in defolarının ortaya çıkması 1930’lu yılları bulur. Alanı savunma üzerine kurgulanan bu sistemin birebir savunmada sıkıntılar yaşaması ve arkaya atılan toplarda boş alan bırakması zafiyetlere yol açıyordu. İşte bu ortamda yazının başında bahsettiğimiz Katenaçyo anlayışı
ortaya çıktı ve devamındaki en az 40 seneyi etkilemeyi başardı.
Sözlük anlamı İtalyanca’da kapı sürgüsü ya da asma kilit olan bu kelime İsviçre’nin Servette takımını çalıştıran Avusturyalı Karl Rappan tarafından bir oyun sistemine dönüştürülmüştü. Oyunun ana düsturu savunmanın arkasına kaçışları engellemek için İtalyanların “serbest adam” diye tanımladıkları “libero” görevli oyuncu kullanılmasıydı, ki
aynı oyuncuya İngilizler de “süpürücü” anlamında “sweeper” diyorlardı. Adam adama markaj ve top kapılınca hızlı kontratağa geçiş de diğer iki önemli unsurdu.
Bu sistem ile futbol dünyası libero kavramı ile tanıştı ve bu oyuncuya çok büyük anlamlar yükledi. Libero hem arkaya sarkan topları süpürüyor, kademeyi ayarlıyor, ofsayta karşı çizgiyi öne çıkarıyor ya da geriye alıyor ve gerektiğinde topla öne çıkıp orta sahayı bir kişi
fazla yapıyordu. Zaten seneler sonra bu mevkinin savunmanın arkasından alınıp önüne konması ile dünya “ön libero” dediğimiz kavram ile tanışacaktı.
Katenaçyo’nun evrilmesi ve zirve yapması aslında gücünü kaybetmeye başladığı 70’li yıllara en yakın olduğu zaman olan 1960’lardı. Nereo Rocco Milan’ı ve Helenio Herrera da Inter’i
toplamda 4 kez Avrupa’nın zirvesine bu anlayış ile çıkarıyor ve bunun yanında muhtelif yerel kupa ve uluslararası başarı kazanıyorlardı.
(Arjantin asıllı Herrera daha sonra Bilardo’ya da ilham verecek ve modifiye 3-5-2 ve Maradona ile Arjantin’in 1986 Dünya Kupası’nı kazanmasında feyz kaynağı olacaktı).
İtalyanlar 1970’li yıllarda Michels’in Ajax’taki total futbolu ve Udo Lattek’in Bayern’e oynattığı tempoya dayalı oyuna karşı katenaçyoyu senelerce devam ettirdiler. Hatta bu durum gelişen futbol dünyasında zaman zaman nefret konusu olsa da araya katenaçyo eseri bir 1982 Dünya Kupası’nı da sıkıştırmayı başardılar.
İşte bu dönemde İtalyanların “gaddar” olarak da nitelendirilebilecek savunma hattında Gentile, De Scirea, Vierchowod, Cabrini, Bergomi gibi sert adamların yanında oyuna tekniği ile hükmeden ve suküneti ile öne çıkan Franco Baresi de bulunmaktaydı. Ağabeyi Guiseppe
Baresi ile beraber Milano şehrinin iki yakasında başlayıp devam eden kariyerlerinin başında Franco Dünya Şampiyonu olan kadroda yer alıyordu. Franco tüm kariyerini AC Milan, ağabeyi Guiseppe de (son iki sene hariç) Internazionale’de sürdürecek ve 1978-1992 seneleri arasında birbirlerine rakip olacaklardı.
Franco versatil oyun yapısı ile libero, stoper ve defansif orta saha özelliklerini en iyi ve zarif şekilde sahaya yansıtıyordu. Bu oyun şekli özellikle 80’lerin ortasından itibaren Avrupa futboluna damga vuracak olan Sacchi Milan’ın başarısının en önemli unsularından birisi olacaktı.Sacchi’nin alan daraltıp kompakt dizilen, tam saha alan markajı ve pres yaptıran sisteminin adeta devrim özellikleri taşıyan ofsayt taktiği ile Franco’nun liderliğinde Avrupa’nın zirvesine çıkıyorlardı. Bugün hala birçok futbolsevere göre Sacchi’nin o dönemki Milan’ı en az Pep’in 2011 Barcelona’sı kadar dünyanın gelmiş geçmiş en iyisine
adaydır.
Milan kariyerinde Tasotti, Galli, Maldini, Costacurta, Desailly ve Panucci gibi önemli savunmacılar ile oynayan Baresi katenaçyo’dan Sacchi futboluna evrilen tüm düzlemlerde başarı ile oynayıp kulübün efsanesi olurken kendinden sonra bayrağı Maldini’ye devretti.
İtalyan futbol kültürünün İkinci Dünya Savaşı sonrasında neden diğer futbol akımlarını değil de katenaçyoyu tercih ettiği konusu hep merak konusu olmuştur. Bir görüşe göre savaş sonrası yıkılan İtalya’da gıdaya erişimin zorlaşması, tarımın savaştan hem arazi hem insan
gücü kaybı ile çıkması ülkede beslenme sıkıntısına sebep olmuştu ve bu da futbol takımlarına sirayet etmişti. Tempolu ya da bol paslı top oynamak için gereken fizik kondisyona erişemeyecekleri için katenaçyoda karar kılmışlardı. Dünya Savaşı’ndan kalma güdüleri ile tüm güçleri ile savunup rakibi gafil avlama peşinde gittiler ve uzun bir
süre başarılı oldular. 1982’de zirveye çıktılar ve sonra Sacchi’nin devrimi başladı.
Baresi 1982 senesinde katenaçyo varken de oradaydı 80’lerin sonunda Sacchi Milan’da devrim yaparken de oradaydı hatta Sacchi’nin İtalyası ile Amerika’daki 1994 Dünya Kupası Finali’ne menisküsünde yırtıkla çıkıp penaltıyı kaçırdığında da sahnedeki baş aktörlerden birisiydi.
Franco Baresi bu oyunun gördüğü en elegant savunmacılardan birisiydi. Savunma yapmak için illa dev gibi bir fiziğin gerekmediğini herkese seneler boyunca gösterdi. Akıl ve zamanlama ile de bu işin en üst seviyede yapılabileceğini hem tribündeki taraftarlara hem de kendinden sonra gelen genç nesile kanıtladı ve bunu yaparken de hep saha içinde kaldı.
Senelerce Baresi ile rakip olan Maradona’nın onun hakkındaki sözleri çok şey anlatıyordu aslında: “Platini bana ona dikkat etmemi söylemişti ama ben o da kim, dedim. Ben Gentile’nin tekmelerini görmüştüm. Maça çıktık her şey yolunda gidiyor, Ancelotti’yi rahatça geçtim ve bu maç da tamam dedim içimden ama tam o sırada iki bacağımın arasından bana değmeden bir ayak geldi ve topu alıp yanındaki Tasotti’ye verdi ve sonra yerdeki Ancelotti’ye bağırdı, onu bana bırak ben hallederim. Ne o güne kadar ne de o günden sonra böyle savunma yapan birini görmüştüm ve maçtan sonra hemen gittim formasını aldım”
Yazımın başında dünya futbolundaki sistemleri anlattım. Oyuncuların yerini değiştirerek oyun anlayışlarının ve savunma yöntemlerinin nasıl değiştiğini belirttim ama işin aslına bakarsanız oyunu aklıyla oynayan versatil oyuncular olduğu sürece dizilişten ziyade her zaman kazanan felsefeniz oluyor. Çünkü onun dışındaki her şeyin bir miadı oluyor ve zamanla bitiyor ve sadece bu değişime ayak uyduranlar hep ayakta kalabiliyor.
Franco Baresi de 20 senelik kariyerinin tamamını Milan’da geçirirken başarısının sırrı her türlü iniş çıkışa rağmen değişime adaptasyonu idi. Örneğin Sacchi WM’i alıp soslayarak kendi 4-4-2’sine çeviriyor, katenaçyo kökenli Baresi bu oyunun da yıldızı olabiliyordu. Kariyerinin sonunda Capello’nun daha defansif oyunu ile Atina’da son CL Kupasını
kaldırırken de defansif olarak parlayan yine Baresi oluyordu.
Sözlerimi Padovan’ın 1995 senesinde yazdığı Abbasso Sacchi Viva Sacchi adlı kitabından bir pasaj ile tamamlarken masadan son kalkan beyefendi ve aynı zamanda gençliğimizden kayan bir yıldız için daha gökyüzüne selamlarımı iletiyorum.
Herkese sıhhat, spor, akıl ve huzur dolu günler diliyorum.
(Giancarlo Padovan, “Abbasso Sacchi Viva Sacchi”, 1995)
Antrenmanlarda kusursuzlaştırılıp maçlarda uygulanan ofsayt taktiği, başlı başına büyüleyici bir dinamizme sahipti. Ancak Arrigo Sacchi, bu sistemi, futbol dünyasına alışılagelmiş biçiminden farklı, vazgeçilmez bir kavramla tanıttı: “elastik ofsayt.”
Bu yöntem, klasik anlamdaki yarı sabit pozisyondan öne çıkılarak yapılan ofsayttan tamamen farklıydı. Savunma hattını adeta bir lastik gibi gerip yöneten isim, iki stoperden biriydi ve hareket şu sırayla gerçekleşirdi: Önce geri, sonra hep birlikte ileri. Rakibi yanıltmak için yapılan bir aldatmaca gibiydi. Sacchi’ye göre savunmacılar yalnızca ileri çıkmayı değil, aynı anda geri koşmayı da zihnine yerleştirmeliydi. Çünkü kritik olan, geri çekilirken doğru anı seçip bir anda ileri fırlayarak rakibi ofsaytta bırakabilmekti.
Maradona, Cruyff, Messi ve Zidane ayaklarıyla adeta meleklerin ezgisini sahaya taşıdıysa 1 Kasım 1989’da Santiago Bernabeu’da Milan’ın sergilediği savunma performansı, modern futbolun Keith Jarrett imzalı “Köln Concert”idir. Son derece sofistike, ama şifresini çözdüğünüzde ilahi bir güzelliğe sahip bir eser.
O güne kadar hiç kimse, deplasmanda Real Madrid’i 23 kez ofsayta düşürecek cesareti ve organizasyonu gösterememişti. Büyük ihtimalle ondan sonra da kimse bunu başaramadı. Çünkü birkaç yıl içinde FIFA, pasif ofsayt kuralını değiştirerek bu avantajı ortadan kaldırdı.
Bu, Las Vegas’ta blackjack oynayıp kimsenin fark etmediği bir kural boşluğunu kullanarak Caesars Palace’ı batırmaya benziyordu.
Bir düşünün… Arrigo Sacchi’nin, kaptanlığını Franco Baresi’nin yaptığı Milan’ı, futbolu kurallarını değiştirmeye zorladı. Futbolun gelişmesini sağladı.
Bir spor dalına bundan daha büyük bir katkı yapmak gerçekten mümkün mü?
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: osman.cetin@abcspor.com
twitter: @msdoc78

