KAPAT ŞU TELEVİZYONU!

16/11/2018          

KAPAT ŞU TELEVİZYONU!

Pazarlama derslerinde öğretilen en önemli prensiplerden birisi doymuş pazarlarda rekabete sonradan girenlerin pazar liderine çalıştığı ya da diğer bir tabirle, bahse mevzu ürünün inovasyonunu sağlayıp lansmanını yapan, ki bu zaten genelde pazar lideridir, öncü (pioneer) olan rakibine avantaj sağladığı gerçeğidir.

İnovatif ve öncü olmak işte bu sebepten önemlidir çünkü pazarın kaymağını sen yersin, geri kalanlar ise pastörize hayatlarında çırpınıp dururlar ve bir şey yaptıklarını sanırlar. Günün sonunda kat edilen yolu arpa ölçü sisteminde bile hesaplayamazsın.

Geçen hafta tüm dünya City-United maçındaki son golü konuştu. Sosyal medya bu video ile çalkalandı. Hızlı çekim, ağır çekim, olduğu gibi çekim ne varsa yayınladılar ve City’nin United’ı nasıl aşağıladığını anlattılar. Gerçekten de maçın genelinde Pep Guardiola, sahaya kafasındaki her şeyi yansıtabilirken; Mourinho ise genelde Pep karşısında hep yaptığı gibi reaktif kalmayı tercih etti ve başaramadı. Halbuki geçen Nisan ayında aynı sahada 2-0’dan gelip 15-20 dakika gibi kısa bir sürede 3-2 kazanmayı başarmışlardı.

Mourinho geçen haftaki maçta 2,5 defansif orta saha ile yine tedbir oyunu oynamayı tercih ettiğinde aklıma Real Madrid yılları geldi. O dönem de Guardiola Barcelonası karşısında Pepe, Khedira ve Xabi Alonso ile maçlara çıkar, sahayı arenaya çevirir ama günün sonunda elinde hüzün ile evine dönerdi. Yıllar geçti, kaderi değişmedi ama bu dönemde Mourinho hep aynı mentalite etrafında küçük rötuşlarla Guardiola’yı durdurmaya çalıştı. Hiçbir zaman, madem Guardiola bu şekilde prim yapıyor, ben de onun oynadığı oyunu oynayayım demedi. Çünkü bu şekilde yaparsa aradaki makasın daha da açılacağını o da biliyor. Bu sebepten, 2008 yazında telefon başında Barcelona’nın hocalık teklifini bekleyen ama işi Pep’e kaptıran Mourinho, yıllardır alternatif taktiklerle Pep’in antidotunu üretmeye çalışıyor. Kâh başarıyor (Inter) kâh rezil oluyor (Madrid) ama adam bunun üzerine kafa patlatıyor. Mourinho ve şürekasının oyuna bakış açılarından pek haz etmesem de bu yaklaşımını pek de yanlış bulmadığımı belirtmem gerekir.

Rinus Michels ile başlayıp Cruyff, Rijkaard ve Pep ile Barcelona’da zirveye çıkan bu oyunun temelinde La Masia kültürü yatar. Daha önce muhtelif defa yazdığım için pek detaya girmeyeceğim ama fundamental olmadan bu oyunun başarıya ulaşması imkansıza yakındır. Temeli olmadan oynanamayacağını Bayern Münih-Guardiola evliliği esnasında da yaşadık ve gördük. Pep’in de hata yapabileceğinin en büyük örneklerinde biri olan bu Bavyera macerası, bizlere ismin Bayern bile olsa Barcelona futbolunu oynamanın farklı seviyeler gerektirdiğini gösterdi.

Burada bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Barcelona futbolu ya da tiki taka ya da total futbol, nasıl tanımlarsanız tanımlayın, tek doğru futbol değildir sadece ehil ellerde oynanırsa zirve yapan bir taktik uygulamadır. Siz kendi takımınızın yapısına uygun stratejiyi oluşturup güzel oyunu sahaya yansıtarak Barcelona futbolunu da alt edebilirsiniz ama stratejik kökleriniz ve insan kaynağınız buna uygun değilse, ortaya çıkıp sabaha kadar da ben o şekilde oynayacağım deseniz nafiledir. Bayern’in yapısı buna uygun değilse bunu orada uygulamak gereksiz ısrardır, ama taktiğinizde ısrarcıysanız en baştan Bayern’e gitmek yanlış karardır.

Dani Alves’in geçtiğimiz hafta verdiği röportajda söylediği gibi sen o sisteme girdiğinde sana top ile oynayacağın taktikleri değil, topsuz uygulayacağın taktikleri anlatıyorlar. Herkesin gördüğü ve sıradan olanın üzerine yoğunlaşmıyorlar, fark yaratıp öne çıkıyorlar. Yazının başında bahsettiğim inovasyon burada ön plana çıkıyor aslında zira adamlar belki Mars’a gitmiyor ama yapılmamış üzerine yoğunlaşıp farklılaşarak kaymağı topluyorlar.

Şu anda City’e baktığınızda, elindeki maddi imkanlarla doğru orantıda da olsa, üçüncü sezonunda Pep, çift Iniesta (Bernardo Silva ve David Silva) ve tek Busquests (Fernandinho)’li ortasahayı yakalamış ama hala CL için kendilerini mental ve oyunsal olarak hazır görmüyor. Belki de kulüpte o havayı hissetmiyor çünkü sonuçta City, para ile kurulmuş bir organizasyon ve asla Barça gibi bütünsel bir yapıyı yansıtmıyor ya da Iniestaları’nı bulmuş gibi olsa da hala bir Xavi bulamadığının farkında. Xavi’nin eksikliğini Barcelona bile yaşarken City’nin sıkıntı hissetmemesi anormal olurdu zaten. Bu sebepten sahada her şey düzgünmüş gibi gözükse de hala eksikleri olduğunun farkında Guardiola. Mesela Klopf’un “gegenpress”ine hala tam anlamıyla çözüm bulamaması önünde önemli bir engel olarak durmaya devam ediyor. Bunu Liverpool maçlarında hissedebiliyorsunuz ve bunu biz görüyorsak City teknik ekibi görmeyi bırakın, bununla yatıp kalkıyordur kanaatimce.

İngiltere’de olanları orada bırakıp ülkemize döndüğümüzde ise taklit etmenin yıllardan beri gelen bir alışkanlık olduğunu üzülerek belirtmem gerekir. Ülke olarak altyapılardan itibaren çocuklarımızı herhangi bir sistematik içine girmeden günlük kararlar ile yetiştirmeye devam ediyoruz. Bu sebepten de ithal ettiğimiz hocaların bunu görünce neler hissettiğini anlamaya çalışmadan arkalarına teneke bağlamak bizim futboldaki ülke taktiğimiz oluyor.

Örneğin, Hollandalı ve İspanyol teknik adam tercihlerinde en çok başımıza gelen problem bu oluyor. Futbolun tamamen öğrenilmişlikler, alışkanlıklar ve kültürel temeller üzerinden oynandığı, sahada uygulayan her oyuncunun bu anlayışı iliklerine kadar bildiği farz edilen bu iki ekolün, bu kadar çuvallamaya rağmen, Türkiye’de kısa sürede işe yarayabileceğini düşünen ve yıllardır her antrenör arayışında bu ülkelerden alternatifleri gündeme getiren karar vericilerin hangi akla hizmet ettiklerini bunca yıldır anlamak pek de mümkün olmadı, maalesef.

Televizyonda her gördüğü iyi oyunu getirip kendi takımına adapte edebileceğini, bu sayede önüne geleni devirip “30 milyon” taraftarını sokaklara dökeceğini zanneden zihniyet tam tersine istifa için sokaklara insanları döküyor ve olan da ülkenin dövizlerine, kolektif sabrına oluyor. Bunun sebepleri aslında çok bellidir.

Altyapıları herhangi bir ekole ait olmayan, verilen disiplinin uzun vadede planlaması bulunmayan futbolumuzda, oyuncu daha hangi sistemde nerede duracağını, nasıl pozisyon alacağını ve kime pas atacağını bilmezken sen topsuz oyun ve pozisyon alma, total futbol vs. diyen ülkelerden adam getirirsen bırak Avrupa’yı içeride bile gün yüzü göremezsin.

En başarılı teknik adam dediğimiz Terim bile 96-2002 arası kendini başarıdan başarıya koşturan özgün oyununu terk edip, 2000’li yılların ortasından itibaren TV’de gördüklerini adapte etmeye çalışınca belki skor aldı ama kendi inovatif oyunu ile yakaladığı görselliği hiçbir zaman yakalayamadı. Bütün bunların sonucunda da taklit oyun oynayacağız diye 90’lardan itibaren yakaladığımız çıkış duraklama dönemine girdi ve yavaş yavaş da gerileme dönemi sinyalleri veriyor, biz kabul etmesek de… Özellikle Avrupa maçlarında alınan sonuçlar bizim inovasyondan uzak oyunumuzun orijinalleri tarafından ezip geçildiğini gözümün içine sokmaktadır.

Başa dönecek olursak Guardiola bile kendi oyununu yanlış kişiler ve takımlarla taklit edip başarısızlığa uğrarken diğer takımların ve hocaların taklit etme girişimleri sonuçsuz kalmaya ve aslını daha da yüceltmeye mahkumdur. Sevmeseniz de Mourinho’nun o işlere girmeden yıllardır antidot üretmeye çabalayan anlayışı daha geçerli bir akçedir. Yalnız bunu bozabilecek tek adam Sarriball’un mucidi Maurizio Sarri olabilir. Dikey tiki taka ile Napoli’ye sınıf atlatan eski bankacı Sarri, hücumda ani presli ama defans ve orta sahada ayağa bol paslı oyun yönetimi ve hızlı çıkışlarla forse ettiği hücum oyunu ile Guardiola ve Klopf karması bir oyunu ortaya çıkarmaya çalışıyor ve özellikle Pep tarafından çok onore ediliyor.

Sarriball’u başka bir yazıda tartışırız muhakkak ama şunu da belirtmek gerekirse kopyalayacaksan bile üzerine kendi sosundan koyman elzemdir, ki ortaya başarılı ve karşı konulması zor bir oyun ortaya çıksın ve rakiplerin sana önlem alıncaya kadar sen, yenilmezliğe doğru yelken açabilesin, aksi taktirde zaten doymuş futbol taktik pazarında pazar liderine çalışır durursun. Bu bugün Pep olur, başka gün Mourinho olur ama hep öncüler kaymağı yer…

Bu sebepten televizyonu azaltıp, inovasyona ve üretmeye kafa patlamak paydaş olan herkesin boynunun borcudur aslında… Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

YORUMLAR