YABANCIZEDE FENERBAHÇE

Okunması Gerekenler

*MİA SAN HÖNESS

18 yaşındaki Uli Höness 1970 yılında doğduğu şehrin takımı 1846 Ulm'dan Bayern Münih' e transfer olur. Bir temmuz sabahı,...

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS”

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS” Çocukluğumda ilgi ile takip ettiğim bir takım idi Glasgow Rangers. Şimdiki adı ile “Rangers”. Tugay...

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı...

ALP ERALPGeçen haftasonu ilk kez maç yazısını yazamadım Gençlerbirliği maçına gidemediğim, hatta maçı seyredemediğimden dolayı. Halbuki en azından veda etme fırsatı bulamadığımız Selçuk Şahin’i alkışlamak için orada olmak isterdim. Ancak çubuklu formanın tarihte belki de en çok hakkını veren takımın, yani basketçilerimizin peşinden Berlin’e gitmeyi tercih ettim ister istemez.

fb cska 987654Müthiş bir final 4 tecrübesi yaşadım. Maalesef son 10 yılda yaşadığımız travmalara bir yenisi eklendi Berlin’de. Çok ama çok üzüldüğümü hissettim finalin sonunda. Tribünlerde sayıca çok ama coşku olarak beklentilerin altında kalan bir taraftar vardı. Bence bu büyük üzüntülerin yarattığı birikim bir yılgınlık yaratmıştı taraftarın üzerinde .Ne yazık ki kıramadık yine şanssızlığımızı, alamadık o Türk spor tarihinin en büyük başarısı olacak kupayı. Yine de başı dik, büyük bir gururla ayrıldık salondan. Sonuna kadar savaşan, sırtındaki formayı sırılsıklam ıslatan oyuncularımızın hepsine ”helal olsun” dedik hep bir ağızdan.
O takım ki bazı aklıevvellerin ”ama Türk oyuncular hemen hemen hiç oynamıyorlar ki” diye eleştirdikleri takım. Sanki kendi ligimizde bu seviyede oynayan bir sürü Türk oyuncu var da, biz Fenerbahçe’de bunlara şans vermiyoruz. Ayrıca ben yerlisine yabancısına bakmıyorum, kim camiasıyla bütünleşmiş, kim formasının hakkını sonuna kadar veriyor ona bakıyorum. Keşke bütün yabancı oyuncularımız basketçilerimiz kadar özverili ve formalarına bağlı olsalar.
nani rvpMesela futbol takımında da basket takımında da sakallarıyla ön plana çıkan iki oyuncu var. Bir Datome’ye bakıyorum, ciddiyetle işine sarılıyor, hala her antreman sonrası yüzlerce faul atışı çalışıyor, cümlealeme profesyonellik dersi veriyor. Öte yandan futbol takımının sakallısı Meireles’e bakıyorum, Chelsea ve Liverpool’da taraftarlarca ”yılın futbolcusu” olarak seçilerek gelmiş ancak Fenerbahçe’de kırmızı kart ve sakatlıklarıyla hafızalarımıza kazınmış. Bakmayın bugünkü şapka çıkardığımız muhteşem golüne, o golden önceki arkadaşlarını sıkıntıya sokan laubali hatalı paslar onun Fenerbahçe’deki performansının asıl özeti maalesef.
Bir diğer karşılaştırma Jozef De Souza ve Kalinic arasında. İkisinin de yetenekleri sınırlı, mücadele güçleri yüksek ama biz Jozef’ten sezonun büyük bölümünde orta sahadan ataklara destek vermesini, oyun kurgusuna yardımcı olmasını, olmayan yaratıcılığını göstermesini bekledik. Halbuki Kalinic’ten basket takımımız savunmayı sertleştirmeye ihtiyaç duyduğu  zamanlarda yararlandı özellikle. Biri oyuncuyu verimli  diğeri ise verimsiz kullanmaya örnek oldu.
fernan 1Her iki takımın da hava toplarına hakim iki kulesi vardı. Biri taraflı tarafsız herkesin sevgisini kazanan Ekpe Udoh, diğeri Türkiye’ye gelir gelmez ”gaddar” damgası yiyen Bruno Alves. O Udoh o kadar benimsemiş ki camiayı, sakat dizini sürüye sürüye maçlara çıkmış, boş zamanlarını da Fenerbahçe’nin futbol ve voleybol maçlarında geçirmiş. Alves ise geçtiğimiz yıllarda bir Galatasaray maçında rakibin sırtına basarak bir şampiyonluğun kaçmasına sebep olmuş. Giderayak son günlerde ise genç Uygar Mert’i antremanda biçerek sakatlayıp gündeme gelmiş.
Diğer kuleleler ise Fernandao ve Vesely. Vesely’nin son dönemlerde şanssız şekilde aşil tendonu yırtılmış. Takıma dönmek ve arkadaşlarına destek olmak için canını dişine takmış. Diğer tarafta Fernandao ise formayı Van Persie’ye kaptırdıktan sonra kendini salmış, fiziken düşmüş, en önemli özelliği fiziğini kaybedince de iyice sıradanlaşmış. Biri takıma faydalı olmak için canını dişine takmış, diğeri küsmüş, işi bırakmış.
diego 100Bir de maestroları var iki takımın da, onlar da diğerleri gibi yabancı. Biri Diego diğeri Sloukas. Sloukas ta sezon içinde hem de 2 kez ağır sakatlıklar geçirmiş. Dönmüş sakatlıktan, almış sazı eline. Hem oynamış, hem oynatmış. Elini taşın altına sokmuş. Hiç sorumluluktan kaçmamış. Diego ise iki sezondur bir elin parmakları kadar maçta faydalı olabilmiş. Geriye kalan maçlarda ise bırakın takımı çekip çevirmeyi genellikle saç baş yoldurmuş.
Tabii müthiş kariyerli oyuncular var her iki takımda da. Mesela Antiç. Olympiakos’la Euroleague kazanmış, zirveyi görmüş. NBA’de de bayağı bayağı oynamış, oldukça başarılı olmuş. Milli takımının da senelerce en büyük yıldızıymış. Ama o Antiç hiç suratını ekşitmeden bench’te yerini almış. Hocası görev verdiğinde çıkmış elinden geleni yapmış. Rakiplere ”hoop dur bakalım” denilmesi gerektiğinde ağır abi olarak ortaya çıkmış. Diğer tarafta yeteneklerine ve kariyerine kimsenin laf edemeyeceği Nani, canı isteyince oynamış, istemeyince oynamamış. Şampiyonluk kaybedilince de sanki kendisi önemli bir parçası değilmişçesine ”takım olamadık” demiş, işin içinden sıyrılmış. Bu aralar nerelerde olduğu ise belli bile değil, ortalıktan kaybolmuş.
pere notVe son olarak ta hoca. Eğer bu kadar büyük, bu kadar maliyetli ve kariyerli, egosu yüksek oyuncular getiriyorsan, başlarına da ”tartışmasız” bir isim getirmelisin. Öyle bir isim olmalı ki bu en gencinden en yaşlısına bütün takım saygı duymalı. geçen sezon Euroleague MVP’si Bjelica hocası Obradovic tarafından maç oynanırken soyunma odasına yollandığında gıkını bile çıkartamamıştı ama aynı Bjelica performansıyla NBA’in yolunu tuttu. Pereira ise ne yazık ki ne Van Persie krizini yönetebildi ne de habire surat asan diğer futbolcuları. Evet takım savunması konusunda iyi işler yaptı ama eğer Fenerbahçe takım olamadı deniliyorsa bunun da baş sorumlusu oldu.
Velhasılkelam arkadaşlar Fenerbahçe bu sene futbolda ”yabancızede” oldu. Eğer Kjaer dışında hiç bir yabancı futbolcu için formanın hakkını sonuna kadar verdi diyemiyorsak, ortada ciddi bir sıkıntı var demektir. Seneye yapılacak yabancı transferlerinin mevkisini, maliyetlerini bilmem ama benim istediğim ilk özellik Kuyt gibi, Alex gibi, Luciano gibi kendini camia ile özdeşleştirecek karakterde oyuncular olmalarıdır.
mail: alp.eralp@abcspor.com
twitter:@alperalp72

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

*MİA SAN HÖNESS

18 yaşındaki Uli Höness 1970 yılında doğduğu şehrin takımı 1846 Ulm'dan Bayern Münih' e transfer olur. Bir temmuz sabahı,...

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS”

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS” Çocukluğumda ilgi ile takip ettiğim bir takım idi Glasgow Rangers. Şimdiki adı ile “Rangers”. Tugay Kerimoğlu transfer olunca daha da...

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı Jailson, Gustavo ve Ozan ile...

ERROR BULUT

ERROR BULUT Yüz güzelliği mi iç güzelliği mi meselesiyle uzaktan- yakından bir alakası yok ama "boyu mu, işlevi mi" meselesini çok andıran bir sorunsal daha...

AYAN, PİNHAN VESAİRE

AYAN, PİNHAN VESAİRE “Reklam, talep yaratma sanatıdır.” American Marketing Association (AMA) reklamı bu sözlerle tanımlar. Reklam ve genel olarak pazarlamayı ele aldığınızda en kısa ve en efektif...

Benzer Konular