https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

STASİ, ORDU VE GİZLİ POLİS: KOMÜNİZMİN FUTBOL İMPARATORLUĞU

Okunması Gerekenler

“Komünist Doğu Bloku’nda futbol kulüplerinin devletin, ordunun veya gizli servislerin takımı haline gelmesi” bugünkü yazı konumuz…

Dynamo Berlin’den Steaua București’ye, CSKA Moskova’dan Dynamo Kyiv’e: Doğu Bloku’nda futbol kulüpleri nasıl devletin, ordunun ve gizli servislerin gücüne dönüştü?

Bu sistem tesadüf değildi. Doğu Bloku’nda spor kulüpleri çoğu zaman devlet kurumlarının himayesinde örgütleniyordu. Ordu kendi takımına, polis/güvenlik teşkilatı kendi takımına, demiryolları da kendi takımına sahipti.

Futbol sahasında 22 oyuncu vardı.

Ama tribünlerin göremediği başka bir mücadele daha yaşanıyordu.

Doğu Avrupa’da komünist rejimlerin hüküm sürdüğü yıllarda bazı futbol kulüpleri, bugünkü anlamıyla yalnızca “spor kulübü” değildi. Arkalarında ordu, polis, istihbarat teşkilatları, devlet kurumları ve hatta doğrudan rejimin kendisi bulunuyordu.

Bir takım ordunun… Bir takım gizli polisin…

Bir başka takım ise demiryollarının kulübüydü. Ve bazen bir şampiyonluk, sadece futbolcuların sahadaki performansıyla kazanılmıyordu!.

En çarpıcı hikayelerden biri: Dynamo Berlin

BFC Dynamo, Stasi şefi Erich Mielke’nin kişisel projesi haline gelmişti. Kulübe personel, organizasyon ve finansman desteği sağlanıyordu.

Doğu Almanya’nın 1979-1988 arasında 10 yıl üst üste şampiyon olması, kulübün diğer taraftarlar tarafından neden bu kadar nefret edildiğini de açıklıyor.

Hatta Stasi arşivlerinde kulübün destekçi üyelerinin %96’sının Stasi mensubu olduğu bilgisi yer alıyor.

Steaua – Dinamo: Ordu vs. Gizli Polis

Romanya’da futbol adeta devlet içindeki güç savaşının sahasına dönüşmüştü: Steaua București → Ordu, Dinamo București → Securitate / polis

Steaua’nın arkasında ordu bulunurken Dinamo, Securitate’nin kulübüydü. Bu nedenle iki takım arasındaki rekabet sadece futbol rekabeti değildi; Romanya devlet mekanizması içerisindeki güç mücadelesinin sahaya yansımasıydı.

Daha da ilginci, Nicolae Ceausescu’nun oğlu Valentin Ceausescu, Steaua’nın yönetiminde etkili bir figürdü. Bu da kulübün rejimle olan bağını daha görünür hale getiriyordu.

Dynamo Tbilisi: Stalin’in gizli polisinin takımı

Bir başka inanılmaz örnek Dynamo Tbilisi.

Kulüp 1920’lerde Sovyet Gürcistan’ında kurulurken, Stalin döneminin güçlü isimlerinden Lavrentiy Beria kulüple yakından ilgileniyordu. Beria, Gürcistan güvenlik teşkilatının başına geldikten sonra Dynamo Tbilisi’yi NKVD’nin kontrolündeki bir kulübe dönüştürdü.

Kulübün yöneticileri arasında NKVD görevlileri bulunuyordu.

Legia Warszawa – Polonya Ordusu

Polonya’da da aynı sistem vardı.

Legia Warszawa, Polonya ordusunun kulübüydü. Oyuncuların askerlik sistemi üzerinden kulüplere yönlendirilmesi, Doğu Avrupa’da ordunun futbol üzerindeki etkisinin önemli araçlarından biriydi.

Aynı model Çekoslovakya’daki Dukla Prague, Macaristan’daki Honvéd, Bulgaristan’daki CSKA Sofia ve Arnavutluk’taki Partizani Tirana gibi kulüplerde de görülüyordu.

Sovyetler Birliği’nde ise sistem daha da büyüktü;

SSCB’de: CSKA → Kızıl Ordu, Dynamo → İçişleri/güvenlik teşkilatları, Lokomotiv → Demiryolları gibi bir yapı vardı.

Hatta Dynamo modeli Sovyetler Birliği’nden Doğu Avrupa’ya yayıldı. Savaş sonrasında Varşova Paktı ülkelerinde çok sayıda Dynamo, CSKA ve benzeri devlet destekli kulüp ortaya çıktı.

Macaristan: Honvéd ve ordu

Doğu Bloku’nun devlet-kulüp ilişkisinin bir başka ünlü örneği Macaristan’dı.

Budapest Honvéd, Macar ordusuyla ilişkilendirilen kulüplerden biriydi.

Ve bu kulüp, futbol tarihinin en önemli takımlarından birini oluşturdu.

1950’lerin başındaki Honvéd kadrosunda: Ferenc Puskás, Sándor Kocsis, József Bozsik

gibi Macar futbolunun efsaneleri bulunuyordu.

Bu takım yalnızca Macaristan’ın değil, Avrupa futbolunun da en güçlü ekiplerinden biriydi.

Ancak 1956 Macar Devrimi sonrasında takımın kaderi dramatik biçimde değişti.

Oyuncuların önemli bölümü ülkeye dönmedi. Puskás daha sonra Real Madrid’e giderek kariyerinin ikinci büyük dönemini yaşadı.

Böylece devlet destekli bir kulüp, dünya futbol tarihinin en unutulmaz oyuncularından bazılarını yetiştiren bir futbol okuluna dönüşmüş oldu.

Çekoslovakya: Dukla Prague

Çekoslovakya’da da benzer bir model vardı: Dukla Prague, ordunun kulübüydü.

Askerlik sistemi sayesinde yetenekli futbolcuların kulübe kazandırılması, Dukla’nın uzun süre ülkenin en güçlü takımlarından biri olmasına yardımcı oldu.

1960’larda Avrupa’nın önemli ekipleri arasında yer alan Dukla, Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda da başarılı sonuçlar aldı. Bugün kulübün eski gücünden söz edildiğinde, o dönemde ordunun sahip olduğu kurumsal avantajlar da mutlaka hatırlanıyor.

Peki neden böyleydi?

Çünkü komünist rejimler sporu yalnızca eğlence olarak görmüyordu.

Spor; propaganda, ulusal prestij, gençlik politikası ve uluslararası güç gösterisi olarak görülüyordu.

Bir Doğu Bloku takımı Batı Avrupa’nın büyük kulüplerini yendiğinde, bu sadece futbol zaferi olarak algılanmıyordu. Sistemin başarısı olarak da sunulabiliyordu.

Ama her başarı hileli değildi

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Devlet desteği alan her kulübün başarısının “şaibeli” olduğunu söylemek doğru olmaz.

Örneğin Steaua’nın 1986 Avrupa Kupası zaferi gerçekten olağanüstü bir sportif başarıydı.

Dynamo Kyiv’in Lobanovskyi dönemindeki futbolu, dünya futbol tarihinde teknik ve taktik açıdan önemli bir yere sahip.

Honvéd’in Puskás’lı kadrosu ise futbol tarihinin en büyük takımlarından biri.

Sorun başka yerdeydi: Bu kulüplerin diğer takımlara kıyasla sahip olduğu siyasi ve kurumsal ayrıcalıklar.

Duvar yıkıldı, sistem çöktü

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Doğu Bloku’nun çözülmesiyle futbol dünyası da değişti.

Devlet kurumlarıyla kulüpler arasındaki bağlar büyük ölçüde koptu.

Stasi ortadan kalktı. Sovyetler Birliği dağıldı. Komünist rejimler çöktü.

Devletin sahip olduğu futbol kulüpleri ise yeni ekonomik sisteme uyum sağlamak zorunda kaldı.

Bazıları özelleştirildi. Bazıları isim değiştirdi. Bazıları ise eski gücünü tamamen kaybetti.

Futbolun unutulmayan mirası

Doğu Bloku’nun futbol tarihi bize ilginç bir gerçeği gösteriyor: Futbol hiçbir zaman sadece futbol olmadı.

Bazen bir kulübün arkasında milyonlarca taraftar vardır. Bazen bir milyarder. Bazen bir şehir.

Ama Doğu Avrupa’nın komünist döneminde bazı kulüplerin arkasında doğrudan ordu, polis, gizli servis veya devlet vardı!.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Son Haberler

EERO MANTYRANTA: KANINDA DOĞAL DOPİNG TAŞIYAN ADAM

Spor dünyasında başarı; antrenman disiplini, zihinsel dayanıklılık ve taktiksel zekanın bir bileşimi olarak tanımlanır. Ancak bazı hikayeler vardır ki,...

Benzer Konular