Galatasaray, son iki sezonu şampiyon olarak noktaladıysa, sadece bir faktörle değil, onlarca faktörün bir araya gelmesiyle mutlu sona ulaştı. En önemli faktörlerden biri ise, iç sahada toplanan puanlardı. 2018-2019 Süper Lig sezonunda iç sahada 8, 2017-2018 sezonunda ise iç sahada sadece 2 puan kaybedilmiş. Deplasman karnesini inceleyecek olursak, kayıplar Ali Sami Yen’deki karşılaşmalarla kıyaslanamayacak kadar fazla. Yani, Galatasaray futbol takımı, deplasmanda şampiyonluk için yeterli puanları toplayamasa bile, ev sahibi olduğu maçlarda topladığı puanlarla telafi şansını elde etmiş.

Bu sezona bakılacak olursa, üç iç saha karşılaşmasında şimdiden 4 puan kaybedilmiş. Ek olarak, geçen sezon 69 olan şampiyonluk puanının, bu sezona yetmeyeceğini, bu sezon birçok takımın beklenmedik puan kayıpları yaşamasına rağmen, şampiyonluk puanının biraz daha yukarılarda olacağını tahmin ediyorum. Çünkü, Trabzonspor gerçekten akıcı ve tehlikeli futbol oynuyor. Yusuf transfer olmasa, Abdülkadir sakatlanmasa 69 puan kesinlikle yeterli olmaz derdim ancak şimdilik yeterli olmayacağını tahmin ediyorum demem daha uygun. Durum böyleyken, artık seri galibiyetlere başlanması lazım. Galatasaray, son iki sezonki kadar olmasa bile iç sahada gereken puanları toplayacaktır. Asıl soru ve asıl sorun, deplasmanda toplanan puanların şampiyonluğa yetip yetmeyeceği. Derbiler ve son haftalarda gösterilecek performans çok kritik ancak şampiyonluk, Anadolu deplasmanlarından geçiyor.

Bence, uzun lig maratonunda kazanılan ya da kazanılamayan puanları etkileyen iki önemli nokta var.

Birincisi; kötü oynarken kazanabilmek. Her maçta güzel futbolu başka seviye futbol oynadığı aşikar olan Liverpool ve City bile gerçekleştiremiyor ancak kötü oynarken bile bir şekilde sonuca gidebiliyor. Tabii, bu iki takım uç seviye örnekler. Oyun kaliteleri, ligimizdeki takımlarla kıyaslanamayacak düzeyde ancak karşısındaki rakipler de zayıf sayılmaz, o takımların da oyun, oyuncu kaliteleri ve bütçeleri hiç de yabana atılır cinsten değil. Bu sezon, Galatasaray’ın en büyük eksikliklerinden biri, yeterli oyunu sergileyemediği Konyaspor ve Yeni Malatyaspor karşılaşmalarında galibiyete çok yakınken, son dakikada ikişer puan kaybetmesi oldu. Kötü oynayıp, son dakikalara önde giriliyorsa, bir şekilde skoru korumak çok önemli.

İkincisi; hakem faktörü. Dünyanın her liginde hakemler maçın sonucuna etki edecek hatalar yapabiliyor. Örneğin, geçen sezonki Galatasaray’ın durumu gibi. Geçen sezonun sonlarına doğru hakem hataları gündeme geldi ancak objektif gözle bakılacak olursa, sezon boyu Galatasaray’ın aleyhine yapılan ve maçların skoruna etki eden hakem hataları, lehine yapılan hatalardan çok daha fazlaydı. Bu rakam nötr olsaydı, Galatasaray bir iki hafta önceden şampiyonluğunu ilan edebilirdi. Bu sezon da, gerektiğinde hakemi de yenebilmek büyük önem taşıyor.

Başka bir konu ise, Galatasaray’ın oyun anlayışı. Maalesef Galatasaray, rakipler tarafından kolay önlem alınabilen bir takım haline geldi. Geçen sezonun ikinci yarısından beri oynanan oyun, artık rakipler tarafından çözüldü. Galatasaray, oyun planını, taktiksel anlayışını sahaya doğru bir şekilde yansıtabilse, rakibin tüm önlemleri sonuçsuz kalır, ancak öyle bir oyundan da bahsedilemiyor. Rakipler, gerekli önlemleri alarak, uygulanan taktiği etkisiz hale getiriyor. Böyle bir durumda yapılması gereken, oyun anlayışında ufak değişiklikler yapmak. Bu da etkili olmuyorsa, oyun anlayışını değiştirmek gerekir. Böylece, rakip takımın aldığı önlemler geçersiz hale gelebilir. Sadece rakip takımın önlem alması uygulanan sistemi etkisiz hale getirmeyebilir. Bazen de her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülse de sonuçlar istendiği gibi olmaz. Böyle bir durumda dikkat edilmesi gereken nokta, uygulanan sistemin oyuncu grubuna uygun olup olmadığıdır. Bazen, uygulanan sistem oyuncu grubuna uygun olmayabilir ya da oyuncuların yetenekleri o oyunu oynamak için sınırlıdır. Onun için, oyun anlayışına karar verirken oyuncu grubunun yetenekleri, neyi yapıp neyi yapamayacakları daha iyi analiz edilmeli ve onlara uygun bir oyun anlayışına geçilmeli. Yine istenilen sonuç alınamıyorsa yapılması gereken, kadroda revizyona gitmek olabilir. Oyun anlayışına uymayan oyuncularla yollar ayrılıp, o oyunu doğru bir şekilde oynayabilen oyuncuları titizlikle seçip kadroya katmak tek çare olabilir. Son maddeyi yapma imkanı olmadığına göre, bana göre oyun anlayışında değişikliğe gitme vakti geldi. Bence, topa sahip olma ve kısa paslara dayalı anlayıştan, yüksek tempo, pres, dikine paslar, topu rakip kaleye mümkün olan en kısa sürede ulaştırmaya dayalı, rakibi 1.bölgesinde hataya zorlayan, bu hatalardan faydalanan ve daha fazla hücumu düşünen bir oyun anlayışına geçilmeli. Böyle bir durumda da, Galatasaray’ın yüksek tempoda oynayıp oynayamayacağı sorusu sorulabilir. Üç günde bir maça çıkmak mazeret sayılmamalı. Haftada üç maç oynayıp, oyun anlayışı yüksek tempoya dayanan, Galatasaray’ın kadro kalitesi ve kadro değerine yakın birçok takım var.

Galatasaray’ın temel sorunları; kompakt-kapalı savunmaları açma ve gol pozisyonuna girme olarak söylenebilir. Bu sorunların da oyun anlayışından dolayı olduğunu düşünüyorum. Rakip ceza sahasına ve gol pozisyonuna daha fazla girebilmek için savunma arkası ara paslara, kanatların bire birde yeteneklerini sergilemesine, bir de uzaktan etkili şutlara ihtiyaç var. Bunları, hücum hattı yeterince iyi sergileyemiyor. Savunma hattının ise, hazırlık paslarını yavaş tempoda, yana-geriye ve vakit kaybederek yaptığını düşünüyorum. Yani, bireylerde değil takım halinde bir düşüş var. Hücumda sorun varsa defans, defansta sorun varsa hücum da bundan sorumludur. Oysa, oyun anlayışı, topu mümkün olan en kısa sürede rakip kaleye ulaştırmaya dayalı olursa, birçok sorunun çözümü de kendiliğinden gerçekleşmiş olur.

Galatasaray’ın oyun anlayışı, Gençlerbirliği tarafından da iyi analiz edilmiş olmalı. Gençlerbirliği’nin bu sezon, bu karşılaşma hariç, 90 dakika bir maçını seyretmedim ancak izlediğim kısımlarda da etkili oynamışlardı. Bulunduğu konumu hak etmeyen bir takım olduklarını düşünüyorum. Topla fazla vakit geçirmektense, orta sahada vakit kaybetmektense, dikine paslarla hızlıca kontrayı deneyen, üç-dört pasla atak sonlandırabilen bir ekip. Mustafa Kaplan geçen sezonun ikinci yarısında Ankaragücü’nde de benzer oyun anlayışıyla başarılı bir dönem geçirmişti. Galatasaray’ın yapması gereken, rakipten topu mümkün olan en kısa sürede kazanıp, 3.bölgeye top geçmeden kontraların sonlanmamasını sağlamaktı ancak bunu tam anlamıyla gerçekleştiremedi ve Gençlerbirliği birçok pozisyon yakaladı.

Galatasaray açısından Gençlerbirliği maçı, karbon kopya iki devre şeklinde geçti. Sorunu bireylerde aramaktansa, takım halinde bir form düşüklüğünden bahsedebilirim. Yoksa, şu kötüydü, bu oynamamalıydı diye saymaya kalkarsam yazı baya uzar. Onyekuru, geçen sezon kapalı savunmaları açmada takıma katkı sağlıyordu, eksikliğinin hissedildiğini düşünüyorum. Bir de doygunluk ihtimalinden bahsedilebilir. Futbolda hedefler asla bitmez. Her sezon yeni bir başlangıçtır. Ne kadar başarı, zafer, şampiyonluk kazanılırsa kazanılsın hepsi geride kalmış ve bekleyen bir gelecek vardır. O geleceğin nasıl değerlendirileceği ise takımın göstereceği performansa bağlıdır. Eğer bir doygunluk olursa, gelecek doğru bir biçimde şekillendirilemez. Rehavete kapılma durumu olursa, başarılar geçmişte kalır ve yeni başarılara rakipler ulaşır.

Son olarak; Galatasaray teknik ekibinin, Galatasaray’ın sembol isimlerinin kendi adıma kredisi sonsuzdur. Birçok Galatasaraylı için de öyle olduğunu düşünüyorum. Ben tarafım, son nefese kadar da Galatasaray’ın tarafında kalacağım ancak aynı zamanda da objektifim ve oyun anlayışında yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemi de, Galatasaray’ın menfaatine olduğuna inandığım için paylaşıyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: emre.cihangir@abcspor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz