https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

JOHN L. PARKER JR. – ONCE A RUNNER, KOŞU EDEBİYATININ BAŞYAPITI

Okunması Gerekenler

Atletizm özelinde sadece 2 kitap okuduk, ikisi de tavsiye üzerineydi ve nokta vuruşu: John L. Parker Jr. – Once a Runner ve Neal Bascomb – The Perfect Mile

Biz bugün “Once a Runner” diyecegiz.

Bir üniversite öğrencisi olan Quenton Cassidy’nin elit seviyede bir mil koşucusuna dönüşmesini anlatan roman. Antrenman, rekabet, acı, yalnızlık ve “daha hızlı koşmak için ne kadar fedakarlık yapılabilir?” sorusu kitabın merkezinde…

Koşu dünyasında bir kült klasik olarak kabul ediliyor ki bunu diyenler haklıymış!.

Spor kitapları arasında bazı eserler vardır; büyük yayınevlerinden çıkar, çok satanlar listelerine girer ve zamanla klasik kabul edilir.

Bir de hiç kimsenin doğru düzgün yayımlamak istemediği, yazarının kendi imkanlarıyla bastığı ve yıllar içinde sporcular arasında elden ele dolaşarak efsaneye dönüşen kitaplar vardır: John L. Parker Jr.’in Once a Runneri işte tam olarak böyle bir kitap!.

İlk kez 1978 yılında yayımlanan roman, yıllar boyunca özellikle mesafe koşucuları arasında adeta gizli bir hazine gibi dolaştı. Parker, baskıları yarışlarda ve koşu etkinliklerinde kendi arabasının bagajından satıyordu. Zaman içinde kitap üniversite ve lise takımlarındaki koşucular arasında elden ele dolaşmaya başladı. Hatta bazı eski kopyaların takım arkadaşlarından arkadaşlarına, nesilden nesile geçtiği anlatılıyor.

Peki kitap ne anlatıyor?

Hikayenin merkezinde Quenton Cassidy var. Cassidy, kurgusal Southeastern University’de okuyan genç ve yetenekli bir orta mesafe koşucusu. Hayali ise dört dakikanın altında bir mil koşmak. Ancak mesele yalnızca kronometredeki rakam değil.

Cassidy için koşu giderek hayatının merkezine yerleşiyor. Antrenmanlar, yarışlar, fedakarlıklar, arkadaşlıklar ve rekabet derken koşu, sıradan bir üniversite sporcusunun uğraşı olmaktan çıkıp hayatının kendisine dönüşüyor!.

Üstelik hikAye 1960’ların Amerika’sında, Vietnam Savaşı’nın ve dönemin politik çalkantılarının gölgesinde geçiyor. Cassidy bir sporcu protestosuna dahil olduktan sonra takımdan uzaklaştırılıyor ve hayatının yönünü yeniden düşünmek zorunda kalıyor.

Ardından eski Olimpiyat şampiyonu ve akıl hocası Bruce Denton’ın rehberliğinde, hayatını neredeyse tamamen koşuya adayacağı bir döneme giriyor.

Asıl mesele koşmak değil: Kitabı farklı yapan da tam olarak burada.

Once a Runner dışarıdan bakıldığında bir koşu romanı. Ama biraz daha dikkatli okuyunca bunun aslında bir insanın bir hedef uğruna kendinden ne kadar vazgeçebileceği üzerine bir kitap olduğunu görüyorsunuz.

Daha hızlı olmak için ne kadar çalışabilirsiniz? Ya da ne kadar acıya dayanabilirsiniz?

Hayatınızın geri kalanını ikinci plana atmaya değer mi?

Ve en önemlisi: Bir hedefe ulaşmak için hayatınızı ne kadar değiştirmeye hazırsınız?

Parker bu soruların cevaplarını büyük laflarla vermiyor. Bunu antrenmanlarla, yorgunlukla, yalnızlıkla ve yarışların o kendine özgü gerilimiyle anlatıyor.

Bu yüzden koşucu olmayan biri bile kitabın içine girebiliyor.

Bu eseri daha da ilginç yapan şey, belki de kitabın kendisinden önceki hikayesi…

Parker, romanı yazdıktan sonra yayınevlerinden beklediği ilgiyi göremedi. Bunun üzerine kendi yayınevini kurup kitabı kendisi bastı. Hatta kitabın hazırlanması sırasında baskı işinin birçok aşamasını da bizzat üstlendi. Daha sonra yarışlara gidip kitapları doğrudan koşuculara satmaya başladı.

Yani bugün koşu edebiyatının klasiklerinden biri olarak anılan kitap, başlangıçta büyük bir yayınevinin pazarlama gücüyle değil, kelimenin tam anlamıyla bir koşucunun inadıyla ayakta kaldı.

Zaman içerisinde de garip bir kült oluştu ki iyi ki oluşmuş, bize kadar geldi!.

Koşucular kitabı birbirlerine tavsiye etmeye başladı. Bazıları defalarca okudu. Bazı eski baskılar elden ele dolaştı. 2007’de kitap, BookFinder verilerine göre Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok aranan baskısı tükenmiş kitap olarak anılıyordu.

Parker’ın kitabı bu kadar gerçek hissettirmesinin bir nedeni daha var.

Yazarın kendisi de üniversite düzeyinde başarılı bir koşucuydu. Kitaptaki antrenmanların önemli bir kısmı, Parker’ın gerçek koşu deneyimlerinden ve dönemin ciddi mesafe koşucularının çalışmalarından besleniyor.

Belki de kitabın koşucular arasında bu kadar güçlü bir karşılık bulmasının nedeni bu.

Koşmayan biri için “bir antrenman daha” olan şey, koşucu için bazen bütün günün, hatta bütün hayatın meselesi olabilir. Parker bunu çok iyi yakalıyor.

Yorgunluğu, korkuyu, rekabeti, takıntıyı ve o bitmek bilmeyen “biraz daha iyi olmalıyım” duygusunu hissediyoruz.

Bu yüzden Once a Runner, yalnızca atletizm veya koşu sevenlere önerilecek bir kitap değil.

İnsanın bir hedef uğruna kendisini ne kadar ileri götürebileceğini merak eden herkese önerilebilecek bir roman.

Son söz

Hikayesi aslında kitabın kendisine de biraz benziyor.

Bir hedef var. Engeller var. Kolayca vazgeçmek mümkün. Ama vazgeçmiyorsunuz.

John L. Parker Jr. da kitabı için bunu yaptı. Büyük yayınevleri kapıyı açmayınca kendi yolunu çizdi. Önce birkaç koşucu okudu, sonra daha fazlası…

Derken yıllar içerisinde kitap, koşucular arasında kült bir klasiğe dönüştü. Sonunda büyük bir yayınevi tarafından yeniden yayımlandı ve New York Times cok satanlar listesine kadar yükseldi!.

Son Haberler

TIM KRABBE: THE RIDER (DE RENNER)

Tim Krabbé’nin The Rider (De Renner) kitabını özel kılan şey, yazarlık ile sporculuğun o nadir kesişimi. Krabbé bu romanı...

Benzer Konular