Spor dünyasında yüzlerce peri masalına şahit olduk. Ancak sporun dalı ne olursa olsun, bunların yüzde 99’unun kalıbı hep aynıdır: Sefil bir aile hayatı, yoksulluğun gölgesinde geçen yokluk dolu bir çocukluk ve o çamurlu yollardan tırmanarak bugünlere gelinen bir zafer hikayesi…
Arka sokakların ve boş cüzdanların yarattığı o klasik kahramanlık destanlarının aksine, bugün odağımızı istatistiklerin de paranın da ötesine, o çok nadir görülen yüzde birlik dilimin de en tepesine çeviriyoruz: Spor dünyasının en zengin babalarından birinin, hatta en tepedekinin kızına; Jessica Pegula’ya.
Milyarlarca dolarlık enerji imparatorluğunun, NFL’in Buffalo Bills’i ile NHL’in Buffalo Sabres’inin patronu, +10 milyar dolar servetli Terry Pegula’nın kızı olmak… Bütün o şaşaalı hayatın ve sonsuz varlığın orta yerinde, o konforu elininin tersiyle itip kortun tozunu yutmak da –en az o sefil masallar kadar– kendine has, modern bir peri masalı değil de nedir?
Nasıl Başladı
Tenis raketini ilk kez, babasının ilk evliliğinden olan ablasının antrenmanlarını izleyerek eline aldı. Memleketi Buffalo’nun dondurucu soğuğunda, yedi yaşlarında okul sonrası eğlence olsun diye atılan bu ilk adımlar, kısa sürede içindeki cevherin açığa çıkmasıyla ciddiyet kazandı ve onu profesyonel kortların tozunu yutmaya götüren yolu açtı.
Nerede Başladı
Karakterini ve oyununu şekillendiren o ilk kıvılcım Buffalo’da çaksa da, asıl yolculuk coğrafya değiştirdi. Güney Carolina merkezli Smith Stearns Tenis Akademisi’nin vizyoner antrenörlerinin radarına girmesiyle birlikte ailesi, onun kariyeri uğruna Hilton Head’in güneşi ile Pensilvanya’nın Wexford kasabası arasında mekik dokuduğu, akranlarının aksine disiplin ve fedakarlıkla örülü bir akademi hayatına adım attı!.
** O yılları kronolojik bir akışla masaya yatırdığımızda;
2001–2006 (İlk Adımlar): Yedi yaşında Güney Carolina’da bir antrenörün radarınıza girmesiyle başlayan raket serüveni, ailenin Pensilvanya ve Güney Carolina taşınmalarıyla hobi olmaktan çıkıp hayatın merkezine yerleşti.
2007 (Florida ve Williams Kardeşlerin İzi): Tenisin kalbi Boca Raton’a taşınma ve Serena ile Venus Williams’ın eski vuruş koçu Dave Rineberg ile mesai. Rineberg, onun vuruşlarındaki gizli patlayıcı gücü ilk tescil eden isim oldu; aynı yıl Hong Kong’da gelen ilk uluslararası gençler zaferi.
2009 (Erken Gelen Profesyonellik): Henüz 15 yaşında, ITF seviyesinde turnuvalara atılan imza ve Kosta Rika’da kazandığı gençler kupasıyla resmen profesyonelliğe adım.
2010–2011 (Yalnızlık ve Gri Bölge): Evde eğitim, kesintisiz seyahatler, yaşıtlarından uzak geçen yalnız bir ergenlik ve kendisinden çok yaşlı antrenörlerle geçen yorucu yıllar. Aileyle yaşanan koçluk krizlerine rağmen, Şubat 2011’de dünya gençler sıralamasında 63 numaraya tırmanış.
2012 (Indian Wells’te İlk Merhaba): 18 yaşında Indian Wells elemelerini geçerek ilk WTA ana tablosu deneyimi; henüz zirveye uzak ama kapının aralandığı an.
2013–2017 (Sakatlık Duvarı ve Kayıp Yıllar): Tam vites artıracakken ayağından, dizinden ve en ağırı 2017’deki o meşhur kalçasından geçirdiği ardı arkası kesilmeyen ameliyatlar. Sıralamada ilk 800’ün bile altına çakıldığı, en taze gençlik yıllarının ameliyat masalarında ve rehabilitasyon odalarında eridiği o karanlık tünel!
Zorluk Dolu Hikayesi
Gençlik döneminde pürüzsüz ve parıltılı bir yükseliş hikayesi yazamadı Jessica; çünkü kariyerinin en taze, en patlayıcı olması gereken yılları ameliyat masalarında ve hastane odalarında harcandı.
Ciddi kalça ve diz sakatlıkları geçirip üst üste bıçak altına yattığında, akranları kupadan kupaya koşarken o aylarca kortlardan uzak kaldı, yeniden yürümeyi ve sıfırdan adım atmayı öğrendi. Bu bitmek bilmeyen fiziksel kabuslara rağmen pes etmedi, ki hiç de ihtiyacı-mecburiyeti olmamasına rağmen!
Late Bloomer
WTA’nın zirvesine, ilk 10’un kapağını kırıp atmasına neredeyse 28 yaşındayken ulaştı. İlk WTA zaferini 25’indeyken, 2019 senesinde kazanabildi.
Dışarıdan bakanlar ve tenisi magazin ağırlıklı takip edenler, onu “Geç keşfedilen, geç olgunlaşan bir yetenek” ya da “Yıllarca ortalıkta görünmeyip sonradan açılan biri” sandılar.
Oysa bu yaftalama büyük bir yanılgıdan ibaretti; çünkü kariyeri eksik yetenekten ya da geç gelen olgunluktan değil, tıbbi kilitlenmelerden ve ardı arkası kesilmeyen o acı dolu sakatlık döngülerinden ötürü senelerce dondurulmuştu!
Annesi de Peri Masalı
Jessica Pegula’nın annesi Kim Pegula da başlı başına bir peri masalı… Seul sokaklarında henüz küçük bir çocukken polis merkezinin önüne veya sokak ortasına terk edilmiş, kimsesiz bir Koreli yetim…
Bir yetimhanede geçirdiği günlerin ardından New York’lu bir aile tarafından evlat edinilip Amerika’ya getiriliyor.
Sıfırdan, hatta eksi bakiye ve kocaman bir kimliksizlikle başlayıp, Terry ile tanışıp evleniyor; ardından Amerika’nın en büyük spor imparatorluklarından birinin (Buffalo Bills ve Buffalo Sabres) patroniçesi, NFL ve NHL tarihinin ilk kadın takım başkanlarından biri olmayı başarıyor.
Yani Jessica Pegula’nın damarlarındaki kan; bir tarafta dünyanın en zengin enerji baronlarından birinin konforunu, diğer tarafta ise Seul sokaklarından Amerika’ya uzanan o inanılmaz hayatta kalma ve sıfırdan var olma mücadelesinin mirasını taşıyor. O yüzden bu filmlere konu olabilecek metafordaki aile hikayesi, sadece milyarderlerin masalı değil; tarihin en sıra dışı, en katmanlı modern peri masallarından biridir dersek abartmış olmayız sanki!
Kariyerinin kazandığı kupalardan, maç detaylarından ya da istatistik çetelesinden uzun uzun bahsetmeyeceğiz; zaten konuya vakıf olanlar her şeyi biliyor, merak edenler için de tüm o karne 3-5 saniyelik bir Google aramasına bakar.
Miras Değil, Alın Teri
Ben bu yazıda “Miras Değil, Alın Teri” dedirten hikayelerin en güzel örneklerinden birinden bahsettim sizlere…
Bir sporcunun motivasyonunu ne sağlar? Çoğu zaman daha iyi bir yaşam standardı, finansal özgürlük ya da ailesini gururlandırma arzusu.
Ancak önünüzde zaten hazır bekleyen +10 milyar dolarlık bir aile serveti varsa, her sabah saat 05:00’te uyanıp kortta saatlerce acı çekmek için (ve onca ciddi sakatlığa, ameliyata rağmen) nasıl bir motivasyon bulursunuz? İşte Jessica Pegula, tam olarak bu sorunun cevabı.
Paranın getirdiği o devasa güvenlik ağı, ilk tırmanışta size nefes aldırır, otelleri ve uçak biletlerini dert etmeden sadece oyuna odaklanmanızı sağlar. Ama asıl tehlike oradadır; çünkü o konfor alanı, ter akıtmak yerine “Neden uğraşıyorum ki?” deyip havluyu atmayı en cazip kaçış yolu haline getirir. Jessica, işte o tuzağa düşmeyendir ve onun icin benim gözümde, en az o yokluktan gelenler kadar değerli bir peri masalıdır!.
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter: @BurakBelgen
