https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

EPİK WIMBLEDON 1975 FİNALİ; ARTHUR ASHE VS JIMMY CONNORS: THE SHOCK

Okunması Gerekenler

Wimbledon Championships denildiğinde çoğu tenis severin aklına beyaz kıyafetler, çim kortun asaleti ve tarihe geçen düellolar gelir. Ancak bazı finaller vardır ki yalnızca bir şampiyon belirlemez; dönemin ruhunu, toplumsal kırılmaları ve sporun insan hikayesini de sahaya taşır. İşte 1975 Tek Erkekler Finali tam olarak böyle bir karşılaşmaydı: Arthur Ashe vs Jimmy Connors — tarihe geçen adıyla The Shock.

Maç öncesinde tüm dengeler Jimmy Connors’tan yanaydı. Bir yıl önce Wimbledon’u kazanmış olan Connors, yalnızca dönemin değil belki de modern tenisin ilk büyük süper yıldızlarından biriydi. Hızlı, sert ve agresif oyunu rakiplerini boğuyor; kortta kurduğu baskıyla herkesi sindiriyordu. 1974 sezonunu üç Grand Slam zaferiyle tamamlamıştı ve dünya tenisinin zirvesindeki isim olarak görülüyordu.

Karşısındaki Arthur Ashe ise bambaşka bir karakterdi. Daha sakin, daha kontrollü ve centilmenliğiyle öne çıkan bir oyuncuydu. Ashe’in korttaki zarafeti ile Connors’ın asi enerjisi arasındaki tezat, finali sadece sportif değil psikolojik olarak da büyütüyordu.

Ancak bu maçın taşıdığı anlam yalnızca tenis değildi.

Çünkü Wimbledon tarihinde daha önce hiçbir siyah erkek tenisçi şampiyon olamamıştı. Ashe’in finalde olması bile başlı başına tarihi bir andı. Tribünlerdeki heyecan yalnızca skor için değil, tarihin değişip değişmeyeceğini görmek içindi.

İki Amerikalı arasındaki ilişki de oldukça gergindi. Özellikle Davis Cup boykotu sonrası aralarındaki ipler tamamen kopmuştu. Hatta Connors’ın menajeri, Ashe’in açıklamalarını gerekçe göstererek ona karşı milyonlarca dolarlık davalar açmıştı. Bu nedenle final yalnızca bir tenis maçı değil, aynı zamanda karakterlerin ve fikirlerin de savaşı gibiydi.

Arthur Ashe’in maç öncesi yaptığı o unutulmaz hareket ise hala spor tarihinin en ince göndermelerinden biri olarak kabul edilir. Korta sırtında büyük harflerle “USA” yazan ceketiyle çıktı ve ceketi uzun süre çıkarmadı. Bu, Davis Cup’ta ülkesini temsil etmeyen Connors’a sessiz ama çok güçlü bir mesajdı!.

Bahis şirketleri Connors’ı ezici favori gösteriyordu. Oranlar 1/7 seviyesindeydi. Herkes Connors’ın bir kez daha kupaya uzanacağını düşünüyordu ama maç başladığında ortaya bambaşka bir hikaye çıktı.

Arthur Ashe ilk seti yalnızca 20 dakikada 6-1 kazandı. Kortta kimse gözlerine inanamıyordu. Daha da şaşırtıcı olan ise bunun tesadüf olmamasıydı. Ashe ikinci sette de aynı skorla, bu kez yaklaşık 25 dakikada üstünlüğünü sürdürdü ve tabelayı 2-0 yaptı.

Ashe’in oyunu kusursuza yakındı. Connors’ın sert ve hızlı ritimden beslenen agresif stiline karşı bilinçli olarak tempoyu düşürdü. Spinli toplar, kısa vuruşlar ve akıllıca yerleştirilmiş servislerle rakibinin ritmini tamamen bozdu. Connors kendi oyununu oynayamıyor, adeta satranç oynayan bir rakibe karşı çaresiz kalıyordu.

Elbette büyük şampiyonlar kolay teslim olmaz! Connors üçüncü sette kalitesini ortaya koydu ve 7-5’lik skorla geri dönüş sinyali verdi. Tribünlerde “acaba?” sorusu yeniden yükselmeye başlamıştı. Çünkü karşıdaki isim Jimmy Connors’tı ve onun maçı bırakmaya niyeti yoktu.

Fakat o gün Arthur Ashe yalnızca iyi oynamıyordu; tarih yazıyordu.

Dördüncü seti 6-4 kazanan Ashe, Wimbledon şampiyonu oldu ve turnuvayı kazanan ilk siyah erkek tenisçi olarak tarihe geçti.

O final bugün hala sadece bir tenis maçı olarak hatırlanmaz Çünkü Arthur Ashe o gün yalnızca kupayı kaldırmadı; önyargıları, beklentileri ve imkansız görünen bir hikayeyi de yenmiş oldu. Wimbledon’ın çimlerinde kazanılan en büyük zaferlerden biri belki de tam olarak buydu!.

Tam 50 sene geçmiş o tarihi finalin üstünden (5 Temmuz 1975) diyerek de yazımızı bitirelim.

Son Haberler

HAYALLERDEN KABUSA: WEST HAM NASIL KÜME DÜŞTÜ?

Londra birbirinden tarihi futbol kulüpleri ile meşhur. Arsenal'i, Chelsea'si, Tottenham'ı, Fulham, Brentford, Crystal Palace'ı ile 7 takımla mücadele ediyordu...

Benzer Konular