https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

CRUCIBLE THEATRE: SNOOKER’IN KATEDRALİ

Okunması Gerekenler

Crucible Theatre: Snooker’ın Katedrali

Hemen her sporun, zamanla o sporun ruhunu temsil eden bir mabedi vardır. Futbol denince Wembley ya da Maracana, basketbolda Madison Square Garden, teniste Wimbledon, krikette Lord’s akla gelir. Snooker için ise bu listenin tek bir adı vardır: Crucible Theatre.

Sheffield’ın merkezinde yer alan ve 1971 yılında açılan Crucible Theatre, aslında bir tiyatro binası… Ancak bugün onu dünyaya tanıtan şey sahnelenen oyunlar değil, 1977 yılından bu yana aralıksız ev sahipliği yaptığı Dünya Snooker Şampiyonası’dır. Neredeyse yarım asırdır bu sahnede yalnızca kupalar kaldırılmadı; spor tarihine geçen hikayeler yazıldı.

Steve Davis’in yükselişi, Stephen Hendry’nin yıllarca süren hakimiyeti, Ronnie O’Sullivan’ın rekorları, Alex Higgins’in gözyaşları… Snooker’ın en unutulmaz anlarının neredeyse tamamı bu salonda yaşandı. Bu yüzden profesyonel oyuncular için Crucible’da dünya şampiyonu olmak, sadece bir turnuva kazanmak değil; snooker tarihinin bir parçası olmaktır.

Bir tiyatrodan çok daha fazlası

“Crucible” kelimesi İngilizcede “pota” anlamına gelir. Sheffield ise 18. yüzyılda geliştirilen crucible steel (pota çeliği) üretimi sayesinde dünyanın en önemli çelik şehirlerinden biri haline gelmişti. Tiyatro da adını bu sanayi mirasından alır. Kısacası Crucible’ın adı bile Sheffield’ın tarihini taşır.

Bugün dünyanın en prestijli snooker organizasyonuna ev sahipliği yapan salonun kapasitesi ise yalnızca 980 kişi. İlk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Futbol stadyumlarının on binlerce kişiyi ağırladığı bir çağda, dünya şampiyonunun belirlendiği salonun bin kişiye bile ulaşmayan kapasitesi benzersizdir.

Ancak Crucible’ı özel yapan da tam olarak budur.

Salonun üç tarafı seyircilerle çevrili ikonik “thrust stage” tasarımı sayesinde izleyiciler masaya neredeyse dokunacak kadar yakındır. En küçük nefes sesi, en ufak hata, en kritik vuruş bütün salon tarafından aynı yoğunlukta hissedilir. Oyuncuların sık sık sözünü ettiği “Crucible baskısı” biraz da bu atmosferden doğar.

Bir koridor, binlerce duygu

Crucible’ın en ilginç geleneklerinden biri ise soyunma odalarıyla arena arasındaki kısa koridordur. Uzunluğu birkaç metreden ibaret olsa da birçok oyuncu için kariyerlerinin en ağır yürüyüşlerinden biridir.

Futbolcuların Şampiyonlar Ligi finali öncesinde oyuncu tünelinde hissettikleri duygu neyse, snooker oyuncuları için de o kısa koridor aynı anlamı taşır.

Dünya şampiyonluğu hayali kuran herkes, sonunda o yürüyüşü yapmak ister.

Crucible Laneti

Crucible’ın kendine ait bir efsanesi bile var!

Snooker dünyasında “The Crucible Curse” (Crucible Laneti) adı verilen ilginç istatistiğe göre, 1977’den bu yana Crucible’da ilk kez dünya şampiyonu olan hiçbir oyuncu ertesi yıl unvanını koruyamamıştır.

Bu durum yalnızca tek şampiyonluk yaşayan oyuncular için geçerli değildir. Daha sonra altı ya da yedi kez dünya şampiyonu olacak efsaneler bile ilk zaferlerinin ardından hemen ertesi yıl kupayı yeniden kazanamamıştır. Bu nedenle her yeni dünya şampiyonu, bir sonraki sezon yalnızca rakipleriyle değil, adeta Crucible’ın görünmez lanetiyle de mücadele eder.

Taşınmalı mı, taşınmamalı mı?

Yıllardır en çok tartışılan konulardan biri Dünya Şampiyonası’nın daha büyük bir salona taşınıp taşınmaması.

980 kişilik kapasite, organizasyonun gördüğü büyük ilgi düşünüldüğünde oldukça sınırlı kalıyor. Daha fazla seyirci, daha yüksek gelir ve daha modern imkanlar sunabilecek alternatif salonlar zaman zaman gündeme geliyor.

Fakat oyuncuların ve taraftarların önemli bir kısmı aynı fikirde: Dünya Şampiyonası başka bir yerde oynanabilir; ama orası Crucible olmaz.

Çünkü burası yalnızca bir spor salonu değil, snooker kültürünün yaşayan hafızasıdır. İngiltere’de adeta ulusal bir hazine gözüyle bakılır.

Snooker’ı Crucible’a getiren adam

Bugün Crucible denince akla doğal olarak dünya şampiyonları geliyor. Oysa bu hikayenin görünmeyen kahramanlarından biri de eski profesyonel snooker oyuncusu, iş insanı ve bir dönem Derby County’nin başkanlığını yapan Mike Watterson’dı.

1970’li yıllarda Dünya Şampiyonası’nın Sheffield’daki Crucible Theatre’a taşınması fikrinin en büyük savunucularından biri oydu. Dönemin şartlarında bu karar büyük bir risk gibi görünüyordu. Kimse, yaklaşık bin kişilik bir tiyatronun bir gün snooker’ın kutsal mabedine dönüşeceğini tahmin etmiyordu.

Yıllar sonra Watterson hayatını kaybettiğinde birçok gazete ve yayın organı onu tek bir cümleyle uğurladı:

“Snooker’ı Crucible’a getiren adam.” Belki de insanın ardında bırakabileceği en güzel miraslardan biri buydu.

Bir binadan fazlası

Crucible Theatre, beton ve çelikten yapılmış sıradan bir bina değildir.

Yarım asırdır snooker tarihinin en büyük hikayeleri burada yazılıyor, bir mabed, bir katedral burası…

Belki de bu yüzden Dünya Snooker Şampiyonası denildiğinde insanların aklına önce kupa değil, o ikonik tiyatro geliyor. Çünkü bazı spor organizasyonlarını büyük yapan yalnızca şampiyonlar değildir.

Bazı mekanlar da zamanla efsaneye dönüşür. Ve Crucible Theatre, bunun en güzel örneklerinden biridir!.

 

Son Haberler

BİR ÜLKE, İKİ İTALYA: BENVENUTO IN ITALIA, İTALYA’YA HOŞGELDİNİZ

Kuzey-Güney Savaşı denildiğinde çoğu insanın aklına Amerika gelir. Ancak Avrupa'nın kalbinde, silahların kullanılmadığı ama izleri hala görülen başka bir...

Benzer Konular