Tenis dünyasında Jessica Pegula’nın milyarder babasını, Emma Navarro’nun kortlardaki güçlü arka planını ya da Ernests Gulbis’in aristokratik köklerini konuştuk. Bugün de kortların milyar dolarlık varislerinden pistlere geçiyoruz ve hız tutkusunun en milyoner mirasçısını, Lance Stroll’ü masaya yatırıyoruz.
Modern Formula 1 padoğunun en güçlü, en derin cepli ve en çok tartışılan aile servetinin arkasında yatan gerçekleri, kariyerinin basamaklarını ve hakkında az bilinenleri inceleyerek başlayalım.
Modadan Otomotive: Stroll Hanedanlığının Kaynağı
Lance Stroll’ün adını duyan herkesin aklına doğrudan milyarder babası Lawrence Stroll gelir. Peki bu servet tam olarak nereden geliyor?
Lawrence Stroll (doğum adıyla Lawrence Sheldon Strulovitch), servetini tekstil ve moda dünyasındaki dev hamleleriyle inşa etti. Pierre Cardin ve Ralph Lauren gibi markaların Kanada distribütörlüğünü yaparak ticarete atılan baba Stroll, asıl büyük vurgunu Tommy Hilfiger ve Michael Kors markalarını küresel birer dev haline getirerek yaptı.
Özellikle 2014 yılında Michael Kors hisselerini zamanında ve doğru fiyatla elden çıkarması, onu Forbes listelerinin üst sıralarına taşıyan milyar dolarlık eşiği oluşturdu. Bugün serveti 4 milyar dolara yakın seyreden Lawrence Stroll; köklü ve nadide bir Ferrari koleksiyonuna, Kanadalı efsanevi yarış pisti Circuit Mont-Tremblant’a ve son olarak padoğun en iddialı projelerinden biri olan Aston Martin F1 Takımı ile markanın kendisine sahip.
“Püsküllü” Bir Kariyer mi, Yoksa Hak Edilmiş Bir Koltuk mu?
Formula 1 basamaklarını tırmanma formülü bellidir: Kıvılcımı merak ve yetenek çakar. Ancak hikaye ilerledikçe işler karmaşıklaşır; maddi destek ve güçlü bağlantılar, yeteneğin en büyük yakıtı haline gelir.
Motorsport dünyasında “milyarder babanın pilot oğlu” etiketi, başarıları ne kadar büyük olursa olsun sporcunun yakasını bırakmaz. “Sir Lance-a-lot” ve “Daddy’s cash” lakapları onunla özdeşleşmiş durumda…
Lance de maalesef bu algının hem kurbanı hem de öznesi. Ancak ana akım medyanın genellikle atladığı kritik bir detay var: Lance Stroll, alt kategorilerde son derece dominant bir junior kariyer geçirdi.
Sürekli babasının parasıyla bir yerlere geldiği iddia edilse de, alt serilerde, henüz 11 yaşındayken Ferrari Sürücü Akademisi’ne seçilen en genç pilot olmuştu. Formula 4 ve Formula 3 Avrupa şampiyonluklarını kelimenin tam anlamıyla domine ederek, arkasında Max Verstappen gibi isimlerin rekorlarını bırakarak zirveye çıktı: Yani F1’e giriş bileti olan Süper Lisans puanlarını babasının parasıyla değil, pistteki kupalarıyla topladı!.
Erken Gelen Podyumlar
Williams ile F1’e adım attığı çaylak yılında, 2017 Azerbaycan Grand Prix’sinde üçüncü olarak tarihin en genç podyuma çıkan çaylak pilotlarından biri oldu.
Türkiye GP Pol Pozisyonu: 2020 yılında İstanbul Park’ın çileli, kaygan ve ekstrem şartlarında Racing Point aracıyla elde ettiği o muazzam pol pozisyonu, saf yeteneğin ve konsantrasyonun doğru günde neler verebileceğinin en net kanıtıydı.
Buna rağmen, babasının önce Williams’a yaptığı devasa yatırımlar, ardından doğrudan Racing Point’i (bugünkü Aston Martin) satın alarak oğluna her zaman garantili ve rekabetçi bir koltuk yaratması, padoğun en çok eleştirilen “nepotizm” tartışmalarının merkezinde yer almasına neden oldu.
Aston Martin’in resmi finansal raporları dahi takım içerisindeki maaş dengelerini ve aile bağlarının ticari boyutunu gözler önüne seriyor.
F1 Pisti Tamam Ama Ya Sokaklar? Ehliyetsiz F1 Pilotu!
Lance Stroll, 2017 yılında Williams koltuğuna oturarak Formula 1 dünyasına adım attığında henüz 18 yaşındaydı.
İşin en eğlenceli ve trajikomik yanına gelirsek: Stroll, saatte 300 km’nin üzerine çıkan bir F1 aracını resmi olarak kullanma hakkına (Süper Lisans) sahipti ancak henüz normal bir sivil ehliyeti ve karayollarında araç sürme izni yoktu.
Lise eğitimini bile henüz yeni tamamlamıştı. Ayrıca takımı Williams’ın o dönemki ana sponsoru bir alkol markası (Martini) olduğu için, Stroll reşit olana kadar takım onun yer aldığı resmi duyuruları ertelemek zorunda kalmıştı.
Lance Stroll Hakkında Az Bilinenler ve İlginç Gerçekler
Hız tutkusunun ve devasa bir servetin ortasında büyüyen Kanadalı pilotun, kameralardan uzaktaki yaşamına dair padoğun tozlu raflarında kalan bazı detaylar:
En Büyük Korkusu ve Tuhaf Zevkleri: Yıllar önce FIA’nın yayınladığı “Gizli Yaşam” serisinde yılanlardan ölümüne korktuğunu, duşta hafif pop müzik veya Drake dinlediğini, en son okuduğu sporcu otobiyografisinin ise Rafael Nadal’ın Rafa kitabı olduğunu itiraf etmişti.
Amerikan Futbolu Tutkusu: Padoğun Avrupa merkezli ve mesafeli havasının aksine, yarış olmadığı pazartesi günlerini kanepede uzanıp NFL maçları izleyerek geçirmeyi seviyor ve koyu bir New York Giants taraftarı.
Ekstrem Spor Merakı: F1 kokpiti dışında adrenalin arayışını Alaska’da helikopter kayağı yaparak, dağ bisikleti sürerek ve sörf yaparak tatmin ediyor.
Mütevazı (veya Öyle Görünmeye Çalışan) Bir Çocukluk: Her ne kadar özel jetler ve milyonluk yatlar arasında büyümüş olsa da, çocukluğuna dair en çok özlediği şeyin “hiçbir sorumluluğun olmadığı o saf anlar” olduğunu dile getiriyor.
Acı Eşiği: 2023 sezonunun hemen başında geçirdiği bisiklet kazasında iki bileğini birden kırmasına ve ameliyat olmasına rağmen, sadece iki hafta sonra acılar içinde Bahreyn GP’sine katılmış ve yarışı 6. sırada bitirerek padoğun saygısını kazanmıştı.
Öyle ya da böyle; Formula 1 padoğunda Lance Stroll, milyarder bir babanın gölgesinde hem kendi tarihini yazmaya hem de taşıdığı soyadının ağırlığıyla yarışmaya devam ediyor.
Adını ister ayrıcalıklı bir koltuğun simgesi olarak görün ister alt kategorilerdeki başarısız sayılmayacak potansiyeliyle değerlendirin; Stroll ailesi motor sporları tarihinin en sıra dışı ekonomilerinden birini yazmayı sürdürüyor!.
photo: getty
