BÜYÜK BAŞKAN SEBA’NIN ARDINDAN!

Okunması Gerekenler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve...

Marcel Proust’un ünlü başyapıtı ‘Kayıp Zamanın İzinde’ kitabında olduğu gibi hemen hepimizde geçmişe bir özlem vardır. Bir insan, bir an, bir koku, bir dokunuş, ilk aşk, ilk ayrılık ve kafamızdan bir şekilde silmek istediğimiz ilk ölüm…

Herkes kendi yetiştiği dönemi ve özellikle de çocukluk ve ilk gençlik yıllarını her şeyin daha saf ve temiz olduğu zamanlar olarak hatırlar. Acaba gerçekten mi öyledir yoksa bu dünya her zaman bozuktu da biz mi hep güzellikleri görmeye gayret ederdik?

Çocukluğumdan beri Beşiktaş’ı ve Beatles’ı çok sevdim ve Beşiktaş deyince Seba, Beatles deyince de ne Paul ne de John ama o sessiz ve derin haliyle George Harrison favorim olmuştur. George Harrison da 2001 yılında öldüğünde yine o güzel insanlardan birisinin daha yitip gittiğini hissetmiştim. Sessiz ve sitemsiz.

Bir zamanlar çalışmanın, alın terinin bir erdem olduğu, yoksul ailelerin çocuklarını okutmak için çırpındığı, Münir Özkul – Şener Şen’in filmlerindeki gibi sıcak aile ortamlarının daha çok olduğu, liseli aşıkların evlenip bir ömür boyu bir arada yaşadığı bir Türkiye’de 12 Eylül darbesi yeni yaşanmış, Özal başbakan olmuş ve Türkiye liberal (!) bir ekonomi ve tüketim çılgınlığına geçiş yapmıştı.

sebaBeşiktaş uzun yıllardır bir türlü gelmeyen başarılardan ve içinde debelendiği kaostan 1981-1982 sezonunda gelen şampiyonlukla çıkmaya başladığının sinyallerini vermişti. 1984 yılında oturduğu başkanlık koltuğundan 2000 yılında pek de haketmediği bir şekilde ayrılmıştı ama maalesef o zaten artık bu yozlaşan dünyaya ait değildi ve her şeyin başarı ve maddiyata endeksli olduğu kayıp zamanlarda dev dalgaların alıp götürdüğü bir denizyıldızı gibi kayıp gitmişti.

 Işte ben de o yıllarda zor olanı seçip FB’li veya GS’li değil ama Beşiktaşlı olmaya karar verdim. O yaştaki bir çocuk ne kadar anlardı bilmiyorum ama Metin-Ali-Feyyaz’lı üniversiteli futbolcuların olduğu, Kadir, Ulvi ve Rıza gibi askerlerin sessizce yükü çektikleri, renkleri bile siyah ve beyaz olan bir takım nasıl olup da beni büyülemeye başlamıştı? Belki bir nedeni kaybedince çok üzülmem ama haksız bir galibiyete daha da çok üzülmem ve içime sindiremediğim içindi. Seba’da ve onun Beşiktaş’ında o sportmenlik ruhu vardı.

Peki Fenerlisi, Cimbomlusu, Beşiktaşlısı ve futbolu seven herkes nasıl olmuştu da Seba’yı bu kadar bağrına basmıştı? Bana göre bunun nedeni gittikçe nesli tükenen, tevazuyu ve çalışmayı prensip edinen, sadece hakkını isteyen ama başkalarının hakkına göz dikmeyen kişiliği, Hulusi Kentmen tarzı babacanlığı ve tatlı sert otoriterliği ve de en önemlisi kulübüne aşkla olan bağlılığı hepimizi çok etkilemişti. Hiç evlenmemişti, çocuğu yoktu çünkü hayatı Beşiktaş’tı ve son anına kadar da başka bir aşkı olmadı.

Belki de tek hatası değişen dünyayı anlamamaktı ki bunun için de kendisini asla suçlayamam çünkü o değişen dünya daha fazla hırs ve açgözlülük üzerine kuruluyordu. Wall Street küçük yatırımcıların daha çok kanını emerek ve hayaller satarak dünyayı ekonomik krizlere sürüklerken mevcut düzen her şartta ‘Show Must Go On’ diyordu ve insanlara daha fazlasını istemelerini öneriyordu.

seba20Oysa o hiçbir zaman hayal tacirliği yapmadı. Flaş transferler de yaptı ama adları bile artık ‘Arena’ olan statlarda insanlar daha fazla kan, ter ve gözyaşı görmek istiyorlardı. Gladyatörler sahaya çıktığı zaman artık onları alkışlayan sadece evsahibi takımın seyircileri oluyordu çünkü taraftarlar artık beraber maç bile izleyemiyordu. Böyle bir dünyada Seba’nın ne işi olabilirdi ki?

Bugün siyasette ve sporda yaşanan bölünme ve kaosu görünce, insanların kendi hırs ve egoları için nasıl da koskoca partileri, kulüpleri ve kendilerine inananları kullandığını ve birbirine düşürdüğünü izleyince, onun güç sarhoşluğunda hiç bir zaman boğulmayıp hep ayakta, dimdik ve vakur duruşuyla her zaman yöneticilik dersi verdiğini daha iyi anlıyorum.

O da artık çok sevdiği karakartalının kanatlarında Vedat Okyar’ların, Hakkı Yeten’lerin ve Şeref Beylerin yanına gitti. Bu kahpe dünya yarın yine dönecek ama onsuz daha eksik, daha ıssız ve daha yalnız…

gorkem.isik@abcspor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris Saint Germain’den söz etmek isterim. İşin...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve henüz gerçekleşmeyen transferlere, bir de...

NİHAYET YENİ ŞAMPİYON

Bu yıl 140. kez düzenlenen Amerika Açık Covid-19 pandemisi sebebiyle bir çok ilke sahip oldu. 143 yıllık Grand Slam'ler tarihinde ilk kez bir şampiyona...

AMERİKA AÇIK TEK KADINLAR ŞAMPİYONU NAOMI OSAKA

Japon raket Naomi Osaka, 2018'in ardından 2020'de de Amerika Açık kadınlarda şampiyonluğa ulaştı. Belaruslu rakibesi Victoria Azarenka'yı 1-6, 6-3 ve 6-3'lük setlerle 2-1 mağlup eden...

Benzer Konular