https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

NADIA COMANECI, 10 TAM PUAN

Okunması Gerekenler

Bugünkü yazımızda, bundan tam 43 sene öncesine, 18 senedir yaşadığım şehir olan Montreal’e gidiyoruz. Konumuz 76 Olimpiyatları…

Kraliçe Elizabeth tarafından açılan oyunlarda, 92 ülkeden 6084 atletin katıldığı ve 21 ayrı sporda toplam 198 dalda yapılan yarışmalarda 4 altın madalya kazanan 3 isim dikkat çekmişti: Rus jimnastikçi Nikolai Andrianov, bir erkek ve bir kadın yüzücü—Amerikalı John Naber ile Doğu Alman Kornelia Ender. Ayrıca Edwin Moses, 400 metre engellide tarihe geçmiş, efsane boksör Sugar Ray ise tüm dünyaya sunulmuştu. Ancak bu oyunlarda asıl sükseyi 1.50 boyunda, 39 kiloluk, 14 yaşındaki bir “lastik kız” yapmıştı.

Yeni nesil için belki çok fazla anlam ifade etmeyebilir, ama 45 yaş ve üzeri sporseverler çok net hatırlayacaktır tarihin en iyi jimnastikçilerinden biri olan Nadia Comaneci’yi…

1976 Montreal Olimpiyatları’nda, 10.0’lık tam puanı alarak bu başarıyı elde eden ilk artistik jimnastikçi ünvanını kazandığında, daha 15 yaşına bile girmemişti Romen efsane.

Oto tamircisi Gheorghe ve fabrika işçisi Stefania-Alexandrina çiftinin kızı olarak dünyaya gelen Nadia, aslında bir Romen değil, Rus ismi taşıyordu. Adı, annesinin hamileyken izlediği bir Rus filmindeki kadın kahramanın adından ilham alarak verilmişti—gerçek adı Nadežda’nın kısaltması olan Nadia, “umut” anlamına geliyordu.

12 Kasım 1961’de Romanya’nın Karpat Dağları’ndaki küçük Onesti kentinde dünyaya gelen Nadia Comaneci’nin spora ilk adım atma hikayesi ise oldukça ilginçti. Annesi, yerinde duramayan, masalar ve koltuklar üzerinden uçarcasına her yere atlayan, evdeki her şeyi kırıp döken ve kontrol edilmesi oldukça zor bir çocuk olan Nadia’yı, bir anaokuluna gönderiyor. Orada, kendi başına parende atarken, ünlü antrenör Bela Karolyi’nin radarına takılıyor ve işte o an, Nadia’nın jimnastik yolculuğu başlıyor.

Karolyi, bu spordaki efsane yetenek avcılarından biriydi ve Nadia’yı keşfettiği o anaokulundaki iki çocuktan biriydi (diğerinin ise Romanya tarihinin en iyi balerinlerinden biri olacak olan Vioria Dumitru olduğu söylenir). Karolyi, eşiyle birlikte işlettiği spor okulunda bu tür yetenekleri keşfetmeye devam etti; 1981’de Amerika’ya iltica ettikten sonra ise Mary Lou Retton, Kim Zmeskal, Julianne Lynn McNamara ve Romanya’dan Ekaterine Szabo gibi Olimpiyat altın madalyalı efsane jimnastikçiler onun rehberliğinde yetişmişti.

Nadia henüz 8 yaşında iken, Romanya Ulusal Şampiyonası’nda madalya alamasa da, ertesi yıl büyük bir sıçrama yaparak, aynı organizasyonda birinci olup tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Bu, onun uluslararası alandaki yolculuğunun başlangıcıydı.

1970’te, yani daha 9 yaşına bile girmemişken, milli takım için yarışmaya başlayan Nadia Comaneci, ulusal şampiyonayı kazanan en genç jimnastikçi olarak tüm dikkatleri üzerine çekmişti. Sonrasında neredeyse katıldığı her yarışmayı domine eden bu yetenek, uluslararası alandaki ilk büyük başarısını da 13 yaşında, 1975’te Norveç’te düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda (4 altın, 1 gümüş) elde etmişti.

Bu başarıyı, New York’taki efsanevi Madison Square Garden’da düzenlenen Amerika Kupası müsabakaları izlemiş ve o günden sonra, ünü Okyanus sınırlarını aşarak, dünyaca tanınan bir isim haline gelmişti—henüz 14 yaşındayken!

1972 Münih Olimpiyatları’nda, Sovyet jimnastikçisi Olga Korbut, “Minsk Serçesi” lakabıyla 3 altın madalya kazanarak jimnastiği dünyaya tanıtmıştı. Ancak kadınlar jimnastiği dünyasında sadece estetik anlamda değil, kültürel algı açısından da çığır açan isim, 1976 Montreal Olimpiyatları’nda, Nadia Comaneci olmuştu. O olimpiyat, jimnastiği adeta yeniden tanımladı lastik kız.

Modern olimpiyat jimnastiğinde daha önce kimseye verilmemiş 10 tam puanı alan ilk jimnastikçi olarak tarihe geçen Comaneci, bunun yanısıra bu başarıyı aynı şampiyonada 6 defa daha tekrarlayarak ayrı bir rekora daha imza atmıştı ki, onunla özdeşleşen “All Seven Perfect 10’s” performansı altın harflerle yerini almıştı spor tarihinde.

1976 Montreal Olimpiyatlarının o ve ülkesi açısından bir diğer anlamı da, Romanya’nın ilk Olimpiyat altın madalyası olmasıydı.

Kartvizitinde 5 altın, 9 olimpik, 4 dünya, 12 Avrupa şampiyonası madalyası ve kırdığı onlarca rekorla, sadece artistik jimnastik değil, tüm spor tarihine iz bırakan Nadia Comaneci, IOC kuralları gereği jimnastik için getirilen 16 yaş sınırı ve puanlama sistemindeki değişiklikler sonrası, bir daha çıkmamak üzere Guinness rekorlarına girmişti. Hem yaş hem de yeni puanlama sisteminin getirdiği kısıtlamalarla, 10.0 puan almak artık mümkün olmamıştı—bu da onun mükemmelliğini daha da vurgulayan bir detaydı.

1976 Montreal Olimpiyatları’ndaki bir başka tarihi olay da, 86.000 kişinin izlediği o anda gerçekleşmişti. Nadia 10.0 tam puan aldığında, tabelada 1.0 olarak gösterilmesi… Çünkü o dönemde tabelalar sadece üç basamaktı ve 10.0’a yer yoktu. 10.0’lık puan, jimnastikte aslında sadece bir formalite olarak kabul edilen ve kimse tarafından kazanılamamış bir ödüldü—hatta bu kadar mükemmel bir performansın mümkün olabileceği bile hayal edilemiyordu. Ta ki 18 Temmuz 1976’ya kadar! O an, jimnastik tarihinde efsane bir dönüm noktasıydı.

Bunu sadece 1 kez olsa iyi, tam 7 kez tekrarlamış ve 7 tam puanın dördünü asimetrik paralelde, diğer üçünü ise büyük yetenek ve konsantrasyon gerektiren, sporcuların ters parendeler attıkları, kendi etraflarında döndükleri, yalnızca 10 cm genişliğindeki denge aletinde almıştı.

Asimetrik paralel ve denge aletindeki performanslarıyla üç altın madalyayı boynuna asan 1.50’lik 39 kiloluk lastik kız, takım ile bir gümüş, yer hareketlerindeki performansıyla da bronz madalya alarak, toplamda beş madalya ile oyunları tamamlıyordu, onunla özdeşleşen Montreal Olimpiyatları’nda…

Comaneci’nin Romanya’dan kaçışı, gerçekten de bir film senaryosuna konu olacak kadar dramatik ve cesur bir hikayeye sahiptir. Çavuşesku rejiminin baskısı altında, özgürlüğü neredeyse hiç olmayan ve adeta bir “sirk hayvanı” gibi hükümet tarafından şöhretini paraya çevirmek için oradan oraya koşturulan Nadia, her seyahatte ve ülke içindeki hapis hayatı yüzünden artık dayanamayacak duruma gelmişti.

1989’da, Çavuşesku rejiminin düşmesinden sadece birkaç hafta önce, Nadia, Amerika’nın Viyana’daki elçiliğiyle bir plan yaparak kaçma kararı aldı. O gün, çamurlu ve engebeli bir yolda altı saatten fazla yürüdü. İlk olarak Macaristan’a geçti, ardından Avusturya sınırını aşarak sığınmak için Amerika’ya gitmeye karar verdi. Sonrasında, Viyana’dan bir uçuşla Amerika’ya doğru yola çıktı ve orada ona sığınma hakkı verildi. O an, sadece bir jimnastikçi değil, aynı zamanda özgürlük için mücadele eden bir simge halinde idi artık.

Herkes Nadia Comaneci’yi, 1976 Montreal Olimpiyatları’ndaki muazzam performansıyla hatırlasa da, onun spordaki etkisi bununla sınırlı değildi.

Örneğin, Varşova Paktı’nın önemli isimlerinden biri olarak, Sosyalist Emekçi Ödülü’nü kazanan en genç kişi olması, bu dönemde büyük bir sembol haline gelmesinin başka bir göstergesiydi. Ayrıca, 1980 Moskova Olimpiyatları’nda, Romanya Milli Marşını iki kez Ruslara dinletmesi ve neredeyse üçüncü altın madalyasını kazanamayacakken, ev sahibi sporcunun hakkını yediği o anlar da hafızalarda yer etti.

Daha da ötesi, Time dergisine kapak olmuş ve sporda sadece başarılarıyla değil, felsefesiyle de iz bırakmıştı. Ünlü sözlerinden biri de unutulmazdır: “En kötüsü ikinci olmaktır. Üçüncü olduğunda, yine birini yenerek kazanmış olarak oraya gelirsin. İkincilik, yenilginin en üst noktasıdır.”

Fazla uzatmadan; her sporda olduğu gibi, jimnastik tarihine de onlarca yıldız geçti, hala geçiyor. Ama hiçbiri, 14 yaşında bu kadar büyük bir etki bırakamadı. Hangi sporcunun ne kadar madalya kazandığı önemli değil; mesela Amerikalı Simone Biles, bence 21. yüzyılın en iyisi—ama jimnastik dendiğinde, özellikle bizim nesil ve üstü için, akla gelecek ilk isim Romen efsane Nadia Comaneci‘dir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: burak.belgen@abcspor.com

twitter: @BurakBelgen

Son Haberler

WWE, PROFESYONEL GÜREŞ KURGU MU GERÇEK Mİ?

WWE (World Wrestling Entertainment) yani Profesyonel güreş (Amerikan güreşi), dünyada en çok seyredilen sporların başında gelir. Sonucu önceden belirlenmiş (senaryolu)...

Benzer Konular