https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

ŞAMPİYONLARIN BAVULU: GENÇ SPORCULARIMIZ NEREYE GİDİYOR?

Okunması Gerekenler

Genç, istikbal vadeden sporcularımızın birer birer başka ülkelere yerleşmesi ve vatandaşlıklarına geçmesi artık ardı ardına karşımıza çıkan bir tablo.

Buna, kariyerinin ilerleyen yıllarında “Gelecekte ne olacağım?” korkusuyla sporunu bırakmak zorunda kalanları da ekleyebiliriz.

Peki, neden? Hiç düşündünüz mü?

Aslında bunun tek bir nedeni yok. “Sporcular ülkeyi terk ediyor” demekten ziyade, genç ve yetenekli sporcuların bir kısmının kariyerlerini Türkiye dışında sürdürmeyi daha avantajlı görmesi demek daha doğru.

Daha iyi antrenman ve rekabet ortamı

Genç bir sporcu için yalnızca tesis yeterli değil. Antrenör kalitesi, bilimsel performans desteği, fizyoterapi, beslenme, kondisyon, spor psikolojisi ve uluslararası rakiplerle düzenli çalışma da büyük önem taşıyor.

Türkiye’de tesis altyapısına ciddi yatırımlar yapılmasına rağmen, altyapı eğitimindeki farklılıklar ve bazı branşlarda uluslararası standartlara ulaşamama hâlâ tartışılan sorunlar. Türkiye Gençlik ve Spor Platformu’nun bir raporu da altyapı eğitimindeki farklılıkların yerli sporcuların uluslararası rekabette zorlanmasına yol açabildiğine dikkat çekiyor.

Sporcu için eğitim ve kariyer problemi

18 yaşındaki bir sporcunun önünde çok zor bir tercih var: “Profesyonel sporcu mu olayım, üniversite mi okuyayım?”

ABD ve Avrupa’daki bazı sistemlerde spor ile üniversite eğitimi çok daha fazla iç içe geçirilebiliyor. Türkiye de bu sorunu geç de olsa fark etmiş durumda. Ancak maddi ve manevi destek konusunda, gelişmiş spor ülkeleriyle aramızda hala ciddi farklar bulunuyor.

Yani devletin kendisi bile bunun önemli bir problem olduğunu kabul ediyor.

Ekonomik güvence

Bir atlet, yüzücü, cimnastikçi veya güreşçi için kariyer çok kısa olabilir.

20 yaşında büyük gelecek vaat eden bir sporcu, 25 yaşında sakatlanabilir. Bu nedenle genç sporcunun aklındaki soru çok net: “Spor kariyerim biterse elimde ne kalacak?”

Yurt dışında aldığı burs, üniversite eğitimi, kulüp sözleşmesi veya profesyonel sistem ona spor + meslek kombinasyonu sunabiliyorsa, gitmesi aslında son derece rasyonel bir karar haline geliyor.

Yurt dışında daha fazla görünürlük

Bu özellikle olimpik branşlarda çok önemli.

Genç bir Türk sporcu kendi yaş grubunda Türkiye’de başarılı olabilir. Fakat dünya seviyesine çıkabilmek için Avrupa’nın ve dünyanın güçlü sporcularıyla sürekli aynı kamplarda, turnuvalarda ve kulüplerde bulunması gerekiyor.

Çünkü iyi sporcu olmak başka, dünya seviyesinde sporcu olmak başka.

Bazı gençler bunu Türkiye’de yıllarca beklemek yerine doğrudan Avrupa’daki veya Amerika-Avustralyadaki sisteme girerek çözmeye çalışıyor.

Kulüplerin genç sporcuya bakışı

Burada futbol ile diğer branşları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Futbolda bile genç oyuncunun düzenli olarak A takımda oynama fırsatı bulması garanti değil. Olimpik branşlarda ise sorun biraz daha farklı. Bazı sporcuların uzun vadeli gelişimini takip edecek profesyonel ekiplerin ve sistemlerin sürekliliği konusunda problemler yaşanabiliyor.

Genç sporcu açısından soru çok önemli: “Beni kim beş yıl boyunca geliştirecek?”

Bu sorunun cevabı yeterince güçlü değilse, başka ülkelerin sunduğu imkanlar çok daha cazip hale geliyor.

Yurt dışı artık eskisi kadar uzak değil

Eskiden bir sporcunun başka ülkeye gidip kariyer kurması olağanüstü bir olaydı.

Bugün ise 17-18 yaşındaki bir sporcu sosyal medya üzerinden Avrupa’daki kulüpleri, akademileri, antrenörleri ve burs programlarını bulabiliyor.

Üstelik başka ülkelerde eğitim ve spor hayatını birlikte sürdüren gençlerin deneyimleri de yeni nesil sporcular için önemli bir yol gösterici oluyor.

Mesela Melisa Ercan: 2005 Adana doğumlu Ercan, Türkiye’nin önemli genç tenis yeteneklerinden biri olarak öne çıktı. Avustralya Tenis Federasyonu’nun yaklaşık iki yıl süren desteğinin ardından 2023’te Avustralya vatandaşlığına geçti ve Avustralya adına yarışmaya başladı.

Fakat burada önemli bir paradoks var

Türkiye genç sporcu yetiştirmiyor diyemeyiz.

Tam tersine, gençlerde ciddi başarılar geliyor. Örneğin Türkiye, 2025 Avrupa Gençlik Olimpik Yaz Festivali’nde 10 altın, 9 gümüş ve 7 bronz olmak üzere 26 madalya kazandı.

Asıl soru şu: 16 yaşındaki şampiyonu, 22 yaşında dünya seviyesinde bir sporcuya dönüştürebiliyor muyuz?

Bizce tartışmanın merkezine tam olarak burayı koymak gerekiyor.

Çünkü sorun bazen “yetenek bulamamak” değil, bulduğumuz yeteneği kaybetmek.

Bir çocuk 14 yaşında Türkiye şampiyonu oluyor.
16 yaşında milli takımda yer alıyor.
18 yaşında Avrupa’dan teklif alıyor.
20 yaşında başka ülkenin kulübünde çalışıyor.
Sonra Olimpiyatlarda başka bir ülkenin bayrağı altında karşımıza çıkıyor.

Bu noktada “Neden gitti?” diye kızmak kolay!

Asıl sorulması gereken soru ise: “Gitmemesi için ona ne sunduk?”

İyi tesis, iyi antrenör, bilimsel destek, eğitim, ekonomik güvence, uluslararası rekabet ve en önemlisi geleceğini Türkiye’de kurabileceğine dair güven.

Türkiye’nin son yıllarda Milli Sporcu Bursu gibi mekanizmalar geliştirmesi olumlu bir adım. Ancak tek başına burs yeterli değil.

Genç sporcuyu keşiften Olimpiyat seviyesine kadar taşıyan kesintisiz bir sistem gerekiyor.

Ve belki de Türkiye’nin önündeki en büyük spor politikası sorusu şu: “Daha fazla şampiyon yetiştirebilir miyiz?” değil, “Yetiştirdiğimiz şampiyonları kaybetmeden dünya seviyesine taşıyabilir miyiz?”

Çünkü bir ülkenin spor gücü yalnızca kaç şampiyon yetiştirdiğiyle değil, o şampiyonlara kendi ülkelerinde nasıl bir gelecek sunduğuyla da ölçülür!.

Son Haberler

BİR ADA, İKİ RENK, ASIRLIK REKABET: MARITIMO – NATIONAL

Bir Ada, İki Rakip: Madeira'nın Büyük Derbisi Marítimo – Nacional Dünya futbolunda bazı derbiler vardır; şehirleri karşı karşıya getirir. Bazıları ise...

Benzer Konular