Elaine Thompson-Herah: Bolt’un Gölgesinden Çıkıp Tarih Yazan Kadın
Edebiyatın en güçlü metaforlarından biri, güneş ile yıldızlar arasındaki ilişkidir. Shakespeare (IV.Henry) ve Thomas Hardy’nin (Çılgın Kalabalıktan Uzak) eserlerinde de farklı şekillerde karşımıza çıkan bu düşünce, aslında tek bir gerçeği anlatır: Güneş öylesine parlaktır ki etrafındaki yıldızlar, parlayabilmek için onun batmasını bekler!.
Bu benzetme, belki de spor tarihinde en çok Usain Bolt için kullanılabilecek bir aforizmadır.
Jamaika denildiğinde, hatta sprint tarihinden söz edildiğinde akla gelen ilk isim hiç kuşkusuz Bolt. Öyle büyük bir miras bıraktı ki, aynı dönemde inanılmaz işler başaran birçok atlet bile onun gölgesinde kaldı.
Oysa Karayipler’deki bu sprint imparatorluğu yalnızca Bolt’tan ibaret değildi.
Özellikle kadın sprintinde Jamaika’nın kurduğu dominasyon, atletizm tarihinin en etkileyici başarı hikayelerinden biri olarak öne çıkıyor.
2000 Sidney Olimpiyatları’ndan itibaren düzenlenen altı olimpiyatın beşinde Jamaika, kadınlar 100 metre kürsüsüne en az iki sporcu çıkarmayı başardı. Hatta zaman zaman podyumun tamamını sarı-siyah-yeşil renklere boyadı.
2008 Pekin ve 2020 Tokyo Olimpiyatları bunun en çarpıcı örnekleri arasında yer aldı. Adeta Jamaika seçmelerine çevirdiler koskoca Olimpiyatları!.
İşte girişte bahsettiğimiz o “güneşin batmasını bekleyen yıldızlardan” biri de Elaine Thompson-Herah idi.
Rio 2016’da kadınlar 100 ve 200 metrede altın madalya kazanarak tarihe geçen Jamaikalı sprinter, birçok kişi tarafından Bolt’un başarılarının gölgesinde değerlendirildi. Oysa yaptıkları, başlı başına efsane olmaya yetecek düzeydeydi.
Aradan beş yıl geçti.
Tokyo 2020 Olimpiyatları (2021) öncesinde yaşadığı sakatlıklar nedeniyle birçok otorite onun eski formuna ulaşamayacağını düşünüyordu. Elaine ise pistte bambaşka bir cevap verdi.
100 metre finalinde 10.61 saniye koşarak Florence Griffith-Joyner’a ait olimpiyat rekorunu tarihe gömdü. Üç gün sonra ise 200 metreyi 21.53 ile kazanarak ikinci altın madalyasını da boynuna taktı.
Böylece Elaine Thompson-Herah, Usain Bolt’un ardından olimpiyatlarda 100 ve 200 metre dublesini üst üste iki kez gerçekleştiren tarihteki ikinci atlet olmayı başardı.
Bu, yalnızca altın madalyalarla açıklanabilecek bir başarı değildi; atletizm tarihinin en zor başarılarından biriydi.
Ve daha Tokyo’daki o tarihi duble konuşulmaya devam ederken, gözler çoktan Paris’e çevrildi bile…
Henüz 48 saat bile geçmeden atletizm dünyasında tek bir soru yankılanıyordu: “Bolt’tan sonra bunu üç olimpiyatta üst üste başarabilecek ilk sporcu Elaine olabilir mi?”
Elbette bunun cevabını bugünden verebilmek mümkün değil!
Önünde üç yıllık uzun bir süreç var. Sprintte üç yıl, neredeyse bir kariyer kadar uzun sayılır. Sakatlıklar, form düşüşleri, yaş faktörü (Paris’te 32 olacak).
Üstelik karşısında da sıradan rakipler olmayacak; kendi ülkesinden yükselişini sürdüren Shericka Jackson, efsane sprinter Shelly-Ann Fraser-Pryce ve Amerika’nın yeni sprint yıldızı Sha’Carri Richardson ilk akla gelenler (veya yeni nesilden yenileri)
Belki bu hikaye 3 duble ile bitmeyecek.
Ama bu durum, onun atletizm tarihindeki yerini değiştirmiyor bizim gözümüde…
Çünkü Elaine Thompson-Herah artık yalnızca Bolt’un gölgesindeki bir yıldız değil, Tokyo ile kanıtladı ki; kendi güneşini doğurmayı başaran, kadın sprint tarihinin en büyük isimlerinden biri!
