400 metre engelli denildiğinde, 20. yüzyılın son çeyreğine damga vuran bir isim hemen öne çıkıyor: Edwin Moses.
Günümüzde ise bu mesafenin zirvesinde Karsten Warholm var.
Biri yaklaşık on yıl boyunca yenilgi yüzü görmedi, diğeri 400 metre engellinin hız sınırlarını yeniden yazdı.
Peki tarihin en iyisi kim?
İşte asıl tartışma tam burada başlıyor!
** Moses’in kariyeri olağanüstü:
2× Olimpiyat şampiyonu (1976, 1984)
2× Dünya şampiyonu (1983, 1987)
122 yarış ust üste yenilmedi
Bu seri yaklaşık 9 yıl 9 ay 9 gün sürdü.
Kariyeri boyunca dünya rekorunu 4 kez geliştirdi.
Daha da çarpıcısı, 1980 Moskova Olimpiyatları’nı ABD boykotu nedeniyle kaçırdı. Yani yarışabilseydi, üç Olimpiyat altını kazanma ihtimali oldukça yüksekti!.
Modern dönemde teknik, pist, ekipman ve yarış koşulları da değişti. Moses’in 47.02’sı bugün dünya rekoru değil; ama 31 Ağustos 1983, yani 43 sene öncesindeki bir dereceden bahsediyoruz!
** Warholm ise;
1 Olimpiyat Altını, 3 Dünya Şampinyonluğu
2 kez geliştirdi dünya rekoru ve 45.94’lük derecesi ile resmi anlamda tarihin en hızlısı…
Yani Warholm’ün 45.94’u inanılmaz bir seviye. Moses’in 47.02’sinden 1.08 saniye daha hızlı. Ancak iki dönemi doğrudan kıyaslamak biraz haksız olabilir; pistler, ayakkabılar, antrenman yöntemleri ve yarış teknolojisi değişti.
Asıl ayrım
Warholm = gelmiş geçmiş en yüksek performans seviyesi
Moses = gelmiş geçmiş en büyük dominasyon
Moses’in 1977–1987 arasında 122 yarışlık yenilmezlik serisi, onu yalnızca hızlı bir atlet değil, kendi döneminin neredeyse dokunulmaz sporcusu yaptı.
Warholm ise özellikle 45.94 dünya rekoruyla, 400 m engellinin fiziksel sınırlarını başka bir seviyeye taşıdı.
Bu yüzden “GOAT” seçmek gerekirse: Bu biraz Duplantıs vs Bubka tartışması gibi…
Keşke onlar gibi, bu ikiliyi de aynı devirde aynı yarışta, aynı ekipmanlarla görebilseydik.
Peki görmüş olsak kim kazanırdı?
Tabii ki bu net bir veri değil, tahmin;
Ama Ham hız avantajı ve Engel tekniği ile Warholm burun farkıyla da olsa önde gibi…
Moses’in büyük avantajı ise ritim. Onla özdeşleşmiş, en büyük silahlarından biri olan 13 adımlı ritmi yani engeller arasında 13 adımı sürekli koruyabilmesi, o dönem için inanılmaz bir teknik üstünlüktü!.
Warholm ise yarışın ilerleyen bölümünde adım sayısını değiştirebiliyor. Bu ona farklı bir yarış stratejisi sağlıyor.
Peki yarış nasıl gelişirdi?
Bizim hayali senaryo ise şöyle:
İlk 200 m: Warholm öne çıkar.
200–300 m: Moses ritmiyle farkı kapatır.
Son 100 m: İşte savaş burada başlar ama Warholm çok çok az farkla kazanır!.
** Moses’ın kariyerindeki en büyük rakibi Harald Schmid’di. Hatta Schmid, Moses’ı yenebilen son isim olarak tarihe geçti. Ardından Moses, tam 9 yıl, 9 ay ve 9 gün boyunca yenilgi yüzü görmedi. Bu olağanüstü seriye 4 Haziran 1987’de Danny Harris son verdi.
Warholm’un kariyerinde ise böylesine uzun ve kesintisiz bir yenilmezlik serisi yok. Norveçli yıldız, özellikle Rai Benjamin ve Alison dos Santos gibi güçlü rakipleri karşısında birçok kez geride kaldı.
Warholm, Benjamin ve dos Santos birlikte, tüm zamanların en iyi 25 derecesinin 24’üne sahip diye belirtelim.
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 2024 Paris Olimpiyatlarıydı. Finalde Amerikalı Rai Benjamin, 46.46’lık derecesiyle olimpiyat şampiyonluğuna ulaşırken, Warholm 47.06 ile gümüş madalyada kaldı.
Sonuç olarak; Moses bu branşın adeta vaftiz babası ve onun getirdiği yenilikler, şüphesiz bugünkü neslin önünü açtı. Kısacası, Warholm hız açısından Moses’ın önüne geçmiş olabilir; ancak dominasyon söz konusu olduğunda Moses’ın seviyesine ulaşmak hala çok zor!.
Yani bugün yarışsalar, Norveçli atletin Moses’ı geçmesi hiç şaşırtıcı olmaz. Buna itirazımız yok. Ancak soru “bugün kim daha hızlı?” değil, “tarihin en iyisi kim?” ise, cevabı vermek için bizim ana resme bakmak yeterli.
