Artistik Jimnastik tarihi ilk kadın efsaneler dendiğinde herkesin aklına Nadia Comaneci, Olga Korbut gibi isimler gelir ama ilk efsane Larisa Latynina’dir.
Ne yazik ki; hem SSCB gibi kapalı devre bir ülkede Batı basınından uzak olması, hem de yarıştığı devir 1950-60’larda televizyonun ve küresel medyanın bugünkü gücüne ulaşmadığı bir dönemde yarışması, onun hakettiği değeri alamamasının ana nedenleriydi.
Ama düşünün ki , 56-60-64 Olimpiyatları’nda 9 altın, 5 gümüş, 4 bronz, toplamda 18 madalya kazanmış birinden bahsediyoruz.
Bu takdirlik karnenin olimpiyatlarla sınırlı kaldığını düşünmeyin!. Dünya Şampiyonaları’nda 9 altın, 4 gümüş, 1 bronz, Avrupa Şampiyonaları’nda da 7 altın, 6 gümüş, 1 bronz da diğer Major başarıları…
Michael Phelps’in 2012 Londra Olimpiyatları’nda kırdığı rekora kadar en çok Olimpiyat madalyasına sahip sporcu da oydu diye ekleyelim.
27 Aralık 1934 yılında, bugünün Ukrayna topraklarında Kherson kentinde doğan Sovyet sporcu, babası İkinci Dünya Savaşı’nın simge savunmalarından Stalingrad’da hayatını kaybettiğinde dokuz yaşındaydı. Baleye başladı ve bir süre sonra kendisini jimnastik yaparken buldu.
1959’da anne oldu ama çocuğunu doğurduktan sonra da spora, madalyalarına devam etti.
Fakat ne acıdır ki, spor guruları haricinde kimse onu 18 madalya ilk olimpiyat tarihinin tepesindeyken değil, Phelps rekorunu kırdı “ama kimmiş bu Larisa” diye google’layana dek bilmiyordu bile!
Fazla uzatmadan; Larisa adını spor tarihine sessizce ama silinmez biçimde kazıyanlardan biridir. Belki bugün bile adı herkes tarafından bilinmiyor belki ama olimpiyat tarihinin temellerinde Larisa Latynina’nın imzası var.
O sadece bir şampiyon değil, imkansız görüneni mümkün kılan bir dönemin simgesiydi.
