YİNE YENİ YENİDEN SEV

Okunması Gerekenler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve...

efeAvrupa müsabakalarında kritik virajlar dönüldü bu hafta. Açılan kapıdan içeriye bir tek Beşiktaş Sompo Japan giremedi; geri kalan tüm ekiplerimiz iyi kötü bir Avrupa macerası yaşamayı sürdürecek. Beşiktaş ise, favorilerden biri olarak girdiği gruptan, değişim, dönüşüm, oluşum ve sakatlık gibi detaylar yüzünden, elenerek ayrıldı. Bunun haricinde Darüşşafaka Doğuş, çok ilginç entrikaların yaşandığı bir maçın ardından, tarihinde ilk kez katıldığı Euroleague’de bir üst tura yükseldi; Euroleague’in yenilerinden son Türkiye şampiyonumuz Pınar Karşıyaka ise tecrübesizliğin ve talihsizliğin kurbanı olup, Eurocup arenasında yoluna devam etmeyi seçti. Yeni gruplar, yeni hedefler ve sevdalar söz konusu artık…

 

Darüşşafaka Doğuş ile başlayalım bu hafta. Zira, bunu haydi haydi hak ettiler. Önce işin Avrupa boyutunda, her ne kadar uzun yıllardır kurduğu en zayıf kadroyla boy gösterse bile yine de bir ekol ve dev olan Maccabi Tel Aviv’i geçtiler, ardından da ligde “atan alır” tempolu bir maçta Beşiktaş’ı yendiler. Tipik bir “mutlak kazanan”. Her şeyden evvel, güzel oyun ve başarı için tebriklerimizi sunarız. İşin esası, kura çekiminden sonra pek çok basketbolsever gibi ben de Daçka’nın D Grubu’nda zulüm göreceğini, Karşıyaka’nın ise C Grubu’ndan o kadroyla kolayca sıyrılabileceğini düşünmüştüm. Araya pek çok başka etken girmese, zaten basketbolun bir güzelliği olmazdı; neticede Karşıyaka gruptan çıkamadı, Daçka ise çıktı. Tabi Maccabi maçında, 90’ların efsane oyuncusu taze koç Zan Tabak’ın, sonradan pişmanlık duyduğu birtakım antikalıklara imza atması, Euroleague yönetimi kadar taraftarın da tepkisini topladı; fakat sonucu değiştiremedi ve fair play kazandı. Maccabi gibi bir organizasyonun, hele de 2 sene önce Euroleague’i kazandıktan sonra geçen yıl İsrail şampiyonu bile olamaması, elbette ki tüm takımın üzerinde muazzam bir baskı kuruyor. Gelgelelim, o ölçekte bir takımın böyle bir “taktikle” yükselmeyi başarması, beklentileri ne derece tatmin ederdi ki? Yani, Maccabi için söylenecekler belli; “Ya en tepeye oyna, ya da bırak gitsin”. Veya daha kolay bir tabirle: “Gazoz olma, efsane ol!”.

 

Daçka’nın başarısını sadece böyle özetlemek, apaçık bir haksızlık olur. Furkan, bu hafta resmen yeni takımına ve Türkiye’ye ısındı. Slaughter’ın tuhaf düşüşleri (ve Maccabi maçının sonlarındaki taktiksel idrak sorunları) böylelikle sırıtmadı. Wilbekin, Gordon ve Redding, takımı sahiplenmeye başladılar. Son 2 haftadır Metin’de gördüğümüz yükseliş benim için bir hayli sevindirici. Markoishvili özellikle Beşiktaş maçında hançeri saplayan isimlerin başındaydı. Ender ve Semih ise çoğu zaman dalgalanıyorlar, ama bu şimdilik Daçka’ya kafi. Emir, Harangody, Serhat, Mehmet gibi isimlerin rotasyonda çok az süre alması, Oğuz, Samet ve Dudley gibilerininse hepten küstürülmesi elbette ki hoş değil; fakat belli ki halk ekmek kuyruğuna dönen kadroya bir şekil şemal verilmeye başlanmış. Ayrıca, rakibin zaafları da artık iyi araştırılıyor: Beşiktaş’ın ikili oyun savunmasında yaşadığı zorluklar ve Daçka’nın bunu çok iyi değerlendirmesi, Daçka’ya galibiyeti getirdi. Hatta ilk yarıda 20/24 gibi bir yüzdeyle hücum etti tüm takım. Koç Oktay Mahmudi’yi kutlarız.

 

Daçka’dan hemen Beşiktaş’a geçeceğim, fakat sebebi biraz farklı: Darüşşafaka – Beşiktaş maçında, her iki kulübe de hizmet etmiş ve Beşiktaş’ta Yakovos Bilek’in koçluk yaptığı yıllarda bir maçta takımın kaydettiği 110 sayının tamamına adını yazdırmış olan rekortmen efsane Hüdai Budanur, iki kulüp tarafından da onurlandırıldı. Henüz hayattayken böyle efsanelerimizin kıymetini bilmeyi başarmak, eşsiz bir meziyettir. Umarım, devamı gelir. Bunun dışında Beşiktaş, Eurocup’ta Rusya cephesinde geçirdiğimiz haftayı galip kapatan, fakat grubundan yükselemeyen tek takım oldu. Ayrıca da Daçka’ya savunma zaafları yüzünden kaybettiler. Lampe – Hamilton – Wolters üçlüsüne diyeceğimiz yok, ve Elonu da aynı şekilde çok etkili; fakat Darden, Cenk ve Engin’in her iki potada da tam formunda oynaması şart. Bu takım, bir hücum takımı. Yeni transfer Culpie de bu tanıma fazlasıyla uyduğunu, yeni Lofton olacağını Daçka maçında gösterdi. Lakin, işin savunma yönü için, Wilbekin’i kilitleyen Enes ve pota altını karartan Elonu hariç kimselere güvenemiyor Beşiktaş. İtiş kakış neticesinde Cenk – Redding ve Semih – Hamilton ikilileri epey gerginlik yaşadıysa, bunun sebebi, Beşiktaş’ın can havliyle ama beceriksizce savunma yapmasıdır (Semih ve Redding’in sataşmalarını bir yana bırakıyorum). Hamilton da bu yüzden oyuna girer girmez ikili oyun savunmasında iki faul aldı. Enes’e ise, 3. Çeyrek sonundaki muhteşem oyunu ve basketi için alkış tutuyorum. Beşiktaş, artık tam kadro ve bunu ligde kullanacaklar..

 

Haftanın “mutlak galip”lerinden Fenerbahçe’ye geçelim. Evvela formalite maçı falan demeyerek Khimki karşısında şahane bir galibiyet almaları göğsümüzü kabarttı ve geçen haftalarda, bir alt kupaya göz diken Galatasaray’ın yaşadığı maç sonu çöküşlerini yaşamayıp, (Real mağlubiyeti dışında) her takımı her ne olursa olsun yenmeye şartlanmış, kararlı bir ekip görüntüsü çizdiler. Khimki Paul Davis’in yokluğunda pota altını kullanamıyordu, Udoh ve Vesely ile Fenerbahçe rakibi o bölgeden parçaladı. Fakat FB’nin de kısa pozisyonları savunma problemleri yine kronikleşti ve Shved, Rice ve Zoran Dragic bize ne kadar tehlikeli hücumcular olduklarını kanıtlayıp, maçı başa baş hale getirdiler. Önemli olan, kazanıp mesajı dosta düşmana duyurmaktı; Fenerbahçe de öyle yapmayı başardı. Peki, Fenerbahçe’nin hücumu kusursuz mu? Kalinic dışında, hemen hemen evet. Ligdeki Trabzonspor maçında net bir şekilde gördük ki, rakipler, diğer 4 oyuncuyu savunabilmek adına, motion offense oynayan Fenerbahçe’de Kalinic’in şutunu rahatlıkla riske edebiliyorlar. Kalinic de 3 tane boş üçlük kaçırarak onların yüreğine su serpiyor. Sonra da özgüveni daha beter düşüyor. Yani, hücumda Kalinic zayıf halka konumunda (kabul, GS’li Dorsey’nin Büyükçekmece maçındaki pozisyonu gibi bir pozisyon yaşadı bu hafta panya ile; ama hakem hatası bile o’nu kolayca oyundan düşürüyor). Başka bir takımda bu kadar sırıtmazdı, lakin kalan isimler bu kadar etkiliyken, Kalinic çok göze batıyor. Hele ki, Bogdanovic’in iyiden iyiye birebir oynayabilen bir yıldıza evrildiği şu günlerde. Datome sadece ilk yarıları iyi oynama huyundan kurtulmaya başladı, Vesely rölantideyken bile en azından savunmada devleşiyor – böyle olunca, Kalinic’e bir uyarı gelmesi şart. Peki, diğer sorun nedir? Dış şut ve guard savunması. Trabzonspor maçında 3. Çeyreğin bitimine 3 dakika kala, Kulig’den üst üste 3 adet üçlük yediler ve Trabzon maça döndü. Peki, ilkinden sonra niye dışarıda pozisyon alan Kulig bu kadar başıboş bırakıldı? Keşke gençleri oynatıp savunma azmini yükseltselerdi. Ama yine de kazandılar, tebrikler…

 

Trabzonspor Medical Park’a değinmeden olmaz. Kötü değiller, sadece Fenerbahçe’yi yenmek için tüm kadronun çok formda ve istikrarlı oynaması gerekiyordu, hepsi bu. Kinsey ve Velickovic biraz daha vites arttırsa, bunu da yapabilirlerdi. Mesaj kaygısı dışında anlam taşımayan maçta UNICS Kazan’a, daha doğrusu Keith Langford’a, sadece maç sonunu kötü oynadıkları için kaybetmeleri ise,  hoş değildi elbette. Odom’un top paylaşımı konusunda cimri davranması, onların sonunu hazırlamasın diye, Hakan Demirel daha çok süre alır oldu. İki haftadır bazı kurnaz savunma hareketleriyle alkışı hak ediyor Hakan, ama Odom kadar etkili olduğunu da, saf bir oyun kurucu gibi oynayabildiğini de iddia edemeyiz. Berkay ve Sertaç’a ise daha fazla süre lazım. Yükselişteler, fakat kararlılık ve büyük oynamak da şart artık…

 

 

Royal Halı Gaziantep, haftanın bir başka “mutlak galibi” idi; hem de 2 senelik koçları Jure Zdovc’un aniden takımı bırakıp AEK’ya gitmesine rağmen! Yardımcı koç Stefanos Dedas’ı koçluğa getiren ve bu taze havayla Efes’i uzatmada devirmeyi başaran Gaziantep de, bu hafta tam bir “Uşak Sportif etkisi” göstermeyi başardı ligimizde. Rautins gibi, 0/4 ile başlasa bile hiç dert etmeyip kolayca ritim bulan bir skorere sahipler, Calloway de karşısında Heurtel’i bulunca ne yapacağını çok iyi biliyor. Williams, King gibi oyuncular var gücüyle çalışıyor ve Balazic kırk yılda bir muhteşem bir yüzdeyle dış şut atınca, Efes’i bile yenebiliyorlar. Ruzic’i, Altan ve Can’ı da unutmamak lazım. Sistemleri koç değişikliğinden etkilenmemiş, bakalım dış şut yüzdeleri onları nerelere taşıyacak? Mühim olan nokta, kötü atınca az yemeyi akıl edip savunmaya yüklenebilmeleri. Bu sayede FIBA Avrupa Kupası’nda yeni gruplarının ilk maçında Rosa Radom’u düşük skorla, Efes’i de ligde çok yüksek bir skorla geçtiler. Tebrik ederiz…

 

Efes’e sıçrayalım buradan. Efes’te Cedi ve Dunston kadroda yokken, mücadele azmi çok ivme kaybediyor, orası kesin. Furkan hariç yerlilerin performansına değinmeye içim el vermiyor, mazur görün – ayrıca çıkmayı garantilediği için Efes’in önüne yedek kadro getiren Olympiakos maçında yerlilerin nispeten iyi oynamasını da bu hesaba dahil edemeyeceğim, bunun için de affımı talep ediyorum. Yeni sistemle Brown, Granger, Heurtel, Tyus, Dunston, Düverioğlu ve Saric biraz daha parlıyor belki, lakin ana iskelet, yani yerliler ve Diebler, çöktükçe çöküyor. Günü kurtarıp Avrupa’da gruptan çıkmayı nasılsa başardılar, fakat Gaziantep mağlubiyeti gösterdi ki,  savunma için Heurtel’e Doğuş ile çare bulmaları lazım. Granger – Heurtel ikilisi yan yana oynuyorken durum daha da kritikleşiyor (2. ve 3. çeyrekte toplam 58 sayı yediler!). Normal süre dolarkenki son pozisyonda Brown’a faul var mıydı, bunu tartışabiliriz; fakat Efes’in Antep’i yenmesi sadece oradan gelecek faule bağlıysa, halen daha oturmayan şeyler var demektir – mesela, serbest atış yüzdeleri. Antep’e gölge düşürmek değil niyetim, sadece, Efes’teki tek emin elin Saric olmasını eleştirmek..

 

Galatasaray Odeabank, Dİ Büyükçekmece’yi çok çetin bir maç sonucunda, uzatmada devirdi. Nizhny’ye ise, maç sonunda Baburin ve Khvostov’un devleşen şut yüzdeleri yüzünden yenildi. Aslında bu iki cümlede de rahatsız eden unsurlar çoğunlukta; ama ana sorunu hepimiz biliyoruz ve Nizhny mağlubiyeti için sesimizi çıkartamıyoruz: Ailevi sebeplerden ötürü ABD’ye giden Blake Schilb yokken, Sinan dönse bile, pas trafiği, oyun kurma düzeyi çok düşüyor. Bu hafta onları belli başlı noktalarda eleştiriden muaf tutabiliriz. Fakat, İzzet – Ege ikilisinden verim alamadıkları iddiasıyla Lasme’yi sakat sakat oynatmayı göze almak, nasıl bir hırsın ürünüdür? Galatasaray zaten gruptan çıkıyordu, üstelik yenilmesine karşın lider olarak yükseldi (tamam, bunu maç bitmeden bilemezlerdi), ama Lasme’yi sakatlığa daha beter kurban etseler, ne kazanacaklardı? Maçı mı? Kupayı mı? Süre bulamayan gençleri mi? Hiçbir şeyi. Ki nitekim, kazanamadılar. Gençlerin özgüvenini kırmaktan ötesine geçemediler. Bu rotasyonun daha çok yorulacağını, Ergin Hoca’yı iyi tanıdığımız için biliyoruz (Micov bile serbest atış kaçırmaya başladı, düşünün). Büyükçekmece maçında bir ara Şafak – İzzet – Ege – Göksenin dörtlüsünü aynı anda sahada görünce, Ergin Hoca’nın da bazı alarm sinyallerini fark ettiğini anladık. Büyükçekmece’nin ABD asıllı isimlere ağırlık veren dinamik kadrosunda, Walker hariç ikinci bir Clutch oyuncusu olsa, Büyükçekmece maçı kazanırdı (bu arada yeri gelmişken, Ceyhun Altay ve Burak Yıldızlı’ya güzel oyunları için tebrikler). Galatasaray’ın şikayet edebileceği tek nokta, kuralları yanlış yorumlayarak, şahane bir maç çıkartan Dorsey’nin basketini haksızca geçersiz saymalarıdır. Efes’te olduğu gibi, Galatasaray’da da, böyle maçlarda işlerin son topa kalması, bir pozisyonun kaderleri değiştirmesi, biraz hazin kaçıyor. Belki de, Arroyo ve Erceg gittikten sonra, bir Clutch oyuncu bulmakta zorlandıkları için işler bu noktaya geliyor. Çare mi? Büyükçekmece maçında oynamayan Errick McCollum olmalı…

 

Banvit, Fortson’ın düşük oyunu sebebiyle Aris’e kaybetti, ardından da yeni transferleri Chris Warren ile yükselişe geçen A.Ç. Yeşilgiresun’u yendi. Bu maçların güzel bazı ortak noktaları var; evvela Fortson, isteyince çok etkili ve faydalı oynuyor, ayrıca Tolga’nın takımı taşıma, liderlik ve oyun kurma meziyetleri günden güne değerlendiği için, sahada o varken Johnson ve Vidmar da daha iyi oynuyor. Sonra, Moerman – Carmichael ikilisinin verimli oyunlarını da es geçmemek lazım. Peki ya, Forston tökezlediğinde? İşte bu durumu henüz aşamıyorlar, çünkü Slaughter henüz o kurtarıcılığı üstlenecek düzeyde değil. Fortson hariç kimse topu elinde istemiyor (yani Trabzonspor’un tam tersi); hal böyle olunca da, oyun kurulamıyor. Simmons’ın dönüşüyle, biraz daha savunma istikrarı buldular. Ama oyun kurma işine (Tolga gibi) bazı çözümler üretmeleri şart. Yoksa dış şutlarda felaketler hiç azalmayacak (Tolga da artık şutunu geliştirmeli).

 

Türk Telekom, Ankara derbisinde TED Kolejliler tarafından paramparça edildi ve farklı Slask galibiyetinden sonra bir şok yaşamış oldu. TED’e, Sanikidze’ye, Tomas’a, Lucas ve Elegar’a tebriklerimiz gani gani, fakat Telekom’un yaptıklarına akıl erdirmek de zor. Bir defa, ilk beşten kimse o maçta çift hanelere ulaşamadı; Jenkins, Buckner ve Cevher benchten gelip bu sorunu çözmese, tarihi bir fark doğardı. Eski dostlar – yeni transferler Rasic ve Haislip’in gelişi, yerlilerin süresinden kesinti anlamına geliyorsa, yerliler konusunda bir yüz akı olan Telekom’a ve koç Sunter’e eseflerimizi ileteceğiz…

 

 
Pınar Karşıyaka ise, prestij maçında Gora’yı yenmeyi becerdi; lakin benzer bir üslupla ligde (Brazelton’ı affeden) Torku Konyaspor’a kaybettiler. Gora karşısında Dee Bost’un etkili savunmasına rağmen yıldızlaşan Justin Carter, Konyaspor maçını 0 (sıfır) sayıyla tamamladı – bu da, mağlubiyetin kilit noktasıydı. Iverson’ı zorlayan şey sakatlık mı, bilemiyorum; lakin Iverson ve Palacios’ta bu aralar büyük düşüş var. Bu da, ihtiyar kurt Kerem ve pozisyonsuz Gabriel’ı çok yalnız bırakıyor. Soner – Can – Kenan üçlüsü giderek yeni rollerine alışıyorlar, Josh Carter da yükselişte; gelgelelim, dış şut savunmasında Kaf-Kaf çok sorun yaşıyor. Öyle ki, Gora’da Szewczyk, Zamojski ve Ponitka, Konya’da ise Tucker, Bremer ve Valentin Pastal, dış şutlarla Karşıyaka’ya azap verdiler. Buna karşılık Karşıyaka’nın o bölgeden aynı güzellikle şut attığını iddia edemiyoruz. En nihayetinde Konya maçını talih eseri bir son saniye basketiyle kaybettikleri için, Justin’in yokları oynaması hariç değinilecek çok sorunları yok. Yeni transfer Wright’ın katkısını konuşmak için henüz erken, fakat bir de oyun kurucu takviyesi gelecekse, birkaç hafta nadasa bırakılmaları gerekecek. Eurocup’ta kendilerine başarılar dileriz, seyirciyi de yine tam destek için tribüne bekleriz…

 

Son söz, Muratbey Uşak Sportif’e. Ben McCauley ve Kartal Özmızrak’a kavuşan İBBSK’yı yenerek, fırtınayı sürdürdüler. İBBSK’yı yenmek kolay olabilir, ama iki yeni transferi olan bir rakip, tehlikelidir. Watson tam bir oyun kurucu gibi oynadı, her iki Harris de muazzam katkı verdiler ve Birch de Batts’i kapatıp, zayıf İBBSK pota altını domine etti. Bu haftayı kusursuz oynadılar. Kairys de iyiden iyiye benchin lideri olmaya başladı. Yakında Harrison da döneceği için, eskisinden de tehlikeli olacaklarını ve bu dönemi dillere destan şekilde atlattıklarını söyleyerek şapka çıkartıyoruz. Ertelenen TS maçını da kazanırlarsa, ligin ilk yarısını lider kapatabilirler. İş ki, rotasyona gitsinler ve seyirci de bağını hiç koparmasın…

 

Eurocup ve Euroleague’de ilginç eşleşmeler oluştu. Euroleague’de tam bir Türk grubu yaşanacak, Daçka, Efes ve Fenerbahçe aynı grupta mücadele edecekler. Karşı grup ise, Real – Barça derbisinin üzerine bir de CSKA, Khimki, Laboral ve Olympiakos gibi devleri ağırlayacak. E grubu güzel, F’de olmayı hiç kimse istemezdi. Eurocup’ta ise Galatasaray’ın Olaj ve Zaragoza’ya dikkat etmesi, Sassari’ye göz açtırmaması; Trabzonspor ve Karşıyaka’nın iki İtalyan rakipten Reggio Emilia’ya karşı Siyah Alarm düzeninde oynaması, asla hata yapmaması (Emilia’ya saygım çok büyük); Banvit’in de Ulm ve en az 1 Bilbao galibiyetine odaklanıp, Bayern maçlarını çok üstelememesi gerekiyor.

 

Tüm temsilcilerimize başarılar, iyi şanslar. Herkese basketbol keyfi dolu bir hafta dilerim…

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

Youtube: Turuncu ve Siyah Kadar Yuvarlak

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris Saint Germain’den söz etmek isterim. İşin...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve henüz gerçekleşmeyen transferlere, bir de...

NİHAYET YENİ ŞAMPİYON

Bu yıl 140. kez düzenlenen Amerika Açık Covid-19 pandemisi sebebiyle bir çok ilke sahip oldu. 143 yıllık Grand Slam'ler tarihinde ilk kez bir şampiyona...

AMERİKA AÇIK TEK KADINLAR ŞAMPİYONU NAOMI OSAKA

Japon raket Naomi Osaka, 2018'in ardından 2020'de de Amerika Açık kadınlarda şampiyonluğa ulaştı. Belaruslu rakibesi Victoria Azarenka'yı 1-6, 6-3 ve 6-3'lük setlerle 2-1 mağlup eden...

Benzer Konular