Bugünkü yazı konumuz; Yenilmezlerin Yenilgisi.. Yani Zirve Bazen Bitiş Çizgisi Değildir!
Dünya, sporcuları çoğu zaman en parlak anlarıyla hatırlar; kaldırılan kupalar, kazanılan olimpiyat altınları, kırılan rekorlar, ayakta alkışlanan zaferler… Sosyal medyada milyonların takip ettiği hayatlar, büyük sponsor anlaşmaları ve başarıyla gelen sınırsız maddi imkanlar…
Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünür.
Ancak madalyaların arkasında çok daha az konuşulan bir gerçek vardır: Bazı sporcular için en zor yarış, kazandıktan sonra başlar.
Çünkü onlar yıllarca tek bir hedefle yaşarlar:
Daha hızlı olmak.
Daha güçlü olmak.
Dünyanın en iyisi olmak.
Çocukluklarından itibaren hayatlarını bu hedefe göre şekillendirirler. Sabahın erken saatlerinde başlayan antrenmanlar, kaçırılan çocukluk deneyimleri, arkadaşlardan uzak geçen zaman ve sürekli daha fazlasını isteme baskısı…
Sonunda bekledikleri an gelir. Kazanırlar.
Ve dünya onlara tek bir şey söyler: “Artık başardin.”
Ama bazen asıl soru tam da o anda ortaya çıkar: “Peki şimdi ne olacak?”
Birçok elit sporcu küçük yaşlardan itibaren kendine güçlü bir kimlik oluşturur ve
hayatını tek bir hedef üzerine kurar.
“Ben yüzücüyüm.”
“Ben futbolcuyum.”
“Ben basketbolcuyum.”
“Ve nihai ortak hedef olan Ben şampiyonum.”
Bu kimlik onları yıllarca ayakta tutar. Acıya dayanma gücü verir, yenilgilerden sonra yeniden kalkmalarını sağlar.
Ama oralara çıkmaktan daha zor birşey varsa, o da oralarda kalabilmek!
Hele de sporu bıraktan sonra; dünyanın zirvesine çıkan bazı sporcuların en büyük mücadelesi artık fiziksel değil, zihinseldir.
Çünkü bir gün kimse onlardan daha hızlı olmalarını istemez. Her gün kazanmak zorunda kalmazlar.
Ama zihinleri hala yarışmaya devam eder.
Bazıları için kaybetmekten daha korkutucu olan şey şudur: Artık uğruna savaşacak yeni bir hedef bulamamak!.
Asıl mücadele, yeni halini kabul edebilmektir. Çocukluğunu geride bırakan şampiyonlardır onlar. Birçok büyük sporcu aslında çocuk yaşta yetişkin sorumlulukları taşımaya başladılar. Arkadaşları oyun oynarken onlar antrenman yaptı. Başkaları tatil yaparken onlar yarışlara hazırlandı.
Başarılarını kutlarken bile bir sonraki hedefi düşünmeye devam ettiler. Bu disiplin onları büyük yaptı.
Fakat yıllar sonra bazıları kendine şu soruyu sormaya başladı: “Ben sadece kazandığım zaman mı değerliyim?”
Bu soru yalnızca sporcuların değil, hayatını tek bir hedefe bağlayan herkesin sorusudur.
Bir iş insanı için kariyer.
Bir sanatçı için şöhret.
Ya da Bir öğrenci için başarı.
Hedef gerçekleştiğinde bazen insan kendisiyle baş başa kalır.
Asıl zafer: Kendini yeniden tanımlamak
Bunu zihinsel anlamda başarabilenler hayata devam eder ama bazı sporcular da kariyerleri bittikten sonra kaybolur.
Son söz
Şampiyonların hikayeleri bize önemli bir gerçek gösterir: Hayatta ulaştığımız her zirve, aynı zamanda yeni bir başlangıçtır.
Çünkü en büyük mücadele her zaman rakiplerle verilmez.
Bazen insanın kendi içinde sorduğu o sessiz soruyla başlar: “Bütün hayallerim gerçekleştiğinde, geriye kalan ben kimim?”
Belki de gerçek şampiyonluk, sadece dünyayı yenmek değil; kendini yeniden keşfedebilmektir!.
** Mesela efsane 2 yüzücü Michael Phelps ve Ian Thorpe bu yazıya en uygun 2 örnektir.
Phelps 28 olimpiyat madalyası kazandı.
Emeklilik sonrası ağır depresyon yaşadığını anlattı. Bir dönem yaşamına son vermeyi düşündüğünü söyledi.
Kimliğini tamamen “yüzücü” olarak kurduğu için sporu bırakınca büyük bir boşluk hissetti.
Ian Thorpe 5 olimpiyat altını.
Emeklikten sonra depresyon. Alkol bağımlılığı.
Uzun süre toplumdan uzak yaşadı. Daha sonra yardım alarak toparlanma sürecini anlattı.
