NEBİL EVREN İLE 2015-16 SEZONU DEĞERLENDİRMESİ

Okunması Gerekenler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve...

KAAN ILHAN

Kariyerimin en anlamlı röportajını geçtiğimiz günlerde NTV Sporun başarılı ismi sevgili Nebil Evren ile gerçekleştirdik. Benim için bu röportajı anlamlı kılan en önemli olgu ise kariyerimin 50. röportajı olması. Bu güzel mihenk taşını da böylesine değerli bir isimle taçlandırmak benim için çok anmalı ve keyifliydi.

Bu röportaj için sevgili Nebil Evren ve NTV Spor ailesine bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Gelin şimdi röportajımızın detaylarına bakalım:

Son şampiyon Beşiktaş ile sohbetimize başlamak isterim. Bütün bir sezon itibarıyla Beşiktaş’ı şampiyonluğa götüren ana etken sizce neydi? Hem oyun bazında hem de teknik direktör Şenol Güneş nezdinde değerlendirirseniz bizlere neler söylersiniz?

Öncelikle Beşiktaş’ın şampiyonluğu bir senede oluşturulmuş bir takımla elde edilen bir şampiyonluk değil. Feda ile başlayan bir süreç… O süreç Beşiktaş’ı, genç, ucuz, yetenekli oyuncular bulmaya itti ve burada doğru tercihler yaptılar.

Slaven Bilic ile de bir gelişme dönemi yaşadılar… Geçen iki seneye göre fark tabii ki ‘hücum zenginliği’. Bu hücum zenginliğini yaratan ana faktör teknik direktör Şenol Güneş. Zaten Şenol Güneş’in her zaman, hangi takımı çalıştırırsa çalıştırsın futbolda hücum zenginliğini ön planda tuttuğunu görüyoruz. Beşiktaş’tan önceki son deneyimi olan Bursaspor’da da Şenol Güneş bunu gösterdi. Belki lig sıralamasında istediği yerde değildi ama oyun olarak hem çok gol attı hem de birden fazla oyuncusu transfer oldu. (Ozan, Fernandao, Volkan vs.)

Oyuncular bazında değerlendirirsek tercihler ve formasyon bazında neler artıydı Beşiktaş’ta?

Buradaki en kritik tercih veya tercih mi zorunluluk mu aslında onun cevabını henüz alamadık çok da merak ediyoruz, programlarda da konuşuyoruz; sezon başında Veli ve Tolgay ’ın sakatlığında aslında o bölgeye defansif orta saha oyuncusu arayışına girdi ama transfer gerçekleşmedi. Acaba zorunluluktan mı Oğuzhan sezona orada başladı yoksa gerçekten sezon başı planlamasında Oğuzhan, Şenol Güneş’in kafasında Atiba’nın yanında bir görevde mi rol biçildi? Bunu hakikaten çok merak ediyorum, ilk fırsatta kendisine soracağım veya biri sorarsa çok memnun olurum. (Gülerek)  Netice itibarıyla gerçek fark bu noktadan başladı.

Not: Bu röportaj gerçekleştikten sonra Şenol Güneş NTV Spor’da Güntekin Onay ile Metin Tekin’in konuğu oldu ve bu soru yöneltildi. Şenol Hoca’nın net bir yanıt vermemesinin Nebil Evren’de oluşturduğu kanaat şu: Oğuzhan’a bu rol zorunluluktan verildi.

Bilic döneminde Beşiktaş son haftalarda şampiyonluğu Galatasaray’a kaptırdı. Şenol Güneş bu dönemde Bilic döneminde hangi hatayı veya hataları yapmayarak mutlu sona ulaştı?

Bilic, Atiba ve Veli ikilisiyle oynarken Şenol hoca Athiba – Oğuzhan ikilisiyle oynadı. Bu Veli’nin kötü futbolcu olduğu anlamına gelmiyor tamamen iki oyuncunun özelliklerini birbirleriyle kıyasladığımız zaman biri çok daha defansif takımın emniyetini sağlayan oyuncu, diğeri daha yaratıcı ve ofansa katkı sağlayan bir oyuncu. O anlamda geçen sezonla bu sezonla arasındaki farkı da bu şekilde yorumlayabiliriz.

26 gol atan ve şampiyonlukta en önemli pay sahibi olan Mario Gomez için neler söylersiniz?

Gomez başlı başına şampiyonluklar yaşamış bir karakter. Attığı 26 gol yaptığı katkı üzerine konuşuluyor ama özellikle yaptığı bazı açıklamalarla saha içindeki duruşuyla sadece son vuruşuyla değil karakteriyle de takıma önemli katkı sağladığını görüyoruz

Bu şampiyonluk için en ilginç hikâye sizce neydi?

En ilginç nokta bence ligin birinci devresiyle ikinci devresinde Beşiktaş’ın iki farklı stoper ikilisiyle oynamak zorunda kalmasıydı. Böyle bir şampiyonluk herhalde hiç yaşanmamıştır. İlk yarı Rhdolfo – Ersan tandemiyle oynadılar, ikinci yarı Ersan’ın gidişi, Rhdolfo’nun sakatlanmasıyla Marcelo – Alexsis veya Necip – Tosic ikilileriyle oynadılar… Yani bunu başarmak hakikatten kolay iş değil..

90 + programınızda da aslına çokça beyin jimnastiği yaptığınız konu. Sizce Beşiktaş takımının bu sezon için en özel oyuncu kim?

Bu soru da bizim programımızda Metin Tekin ve Mehmet Demirkol ile çok tartıştığımız bir konu (Gülerek). Sosa ve Oğuzhan arasında gidip geliyorduk en son Mehmet Demirkol bir açıklama yaptı Gomez’i birinci sıraya koydu, Metin hoca Oğuzhan’ı zirveye koydu ben ise Sosa’yı zirveye koydum.

Neden Sosa?

Çünkü Oğuzhan sezona güçlü bir giriş yaptı ama 10. haftadan itibaren yaklaşık 12 hafta az katkı yaptı. Ama Sosa sezona güçlü bir giriş yapmadı sakatlığından dolayı ancak 9. haftadan itibaren ligin sonunda dek belirli standartlarda oynadı ve gol asist sayısı toplamda 19 oldu. (7 gol 12 asistle) Özellikle Kayserispor, Osmanlıspor deplasmanlarını hem golleriyle hem de asistleriyle tek başına koparttı. Bu maçlarda da Beşiktaş standartlarının altında bir oyun ortaya koyduğunu da belirtelim.. O yüzden bence Sosa.

Beklentilerinizin altında kalan oyuncu kim veya kimlerdi?

Gökhan Töre. Beşiktaş’ın aslında şampiyonluğunu değerli kılan bir başka etken oldu bu. Geçen sezon takımın en değerli oyuncusu Gökhan Töre’ydi. Bu sezon Gökhan Töre’yi kendisinden beklentilerle kıyasladığımızda bu beklentilerin altında kaldı. Bunda elbette sakatlığının da etkisi var ama sadece sakatlıkta değil.. Döndükten sonra formayı Quaresma ve Olcay’dan tekrar alamadı. O yüzden beklentilerimin altında kalan isim Gökhan Töre.

Sezon başından itibaren en çok eleştirilen kaleci Tolga Zengin için neler söylersiniz?

Tolga kalede zaman zaman kritik kurtarışlar yaptı. Boyko ’nun gelişinden sonra Tolga’nın ivmesi yükseldi ama yine de Beşiktaş’ın çok güvenli bir kaleciye sahip olduğunu söyleyemeyiz.

Beşiktaş bu sezon kalesinde 35 gol gördü. Savunma kurgusu için neler söylersiniz?

Burada Marcelo’yu kenara koyarsak sağ bekte Beck çok güvenli ama hücumda bir katkısını göremedik. İsmail ofansa katkı sağlamaya çalışırken savunmada aksadı. Aleksis de beklenen performansın altında kaldı. Burada aslına çok ilginç bir durum var; Beşiktaş’ın devre arasında getirdiği iki stoper de geldikleri liglerde kümede kalma mücadelesi veren takımlardan geldi. ‘Getafe ve Hannover’. Hannover küme düştü Getafe son anda kurtuldu. Bu şu anlama geliyor; bu oyuncular daha çok rakiplerini geride bekleyerek oynayan takımlardan gelen oyuncular. Adapte olmaya çalıştıkları şey tamamen önde oynamak bununda zorluğunu yaşadılar.

Şampiyonlar ligi için elbette savunma hattına takviyeler olacaktır. Şampiyonlar ligi için bir reçete yapsanız hangi noktaları tedavi etmek istersiniz?

Öncelikle birinci kaleciye Beşiktaş’ın halen ihtiyacı var. Sağ bek, sol bek ve stopere de takviyeler gerek. Ön tarafta eğer giden oyuncular olursa ona göre de tekrar revizyon gerekebilir.

Beşiktaş taraftarında transfer çalışmalarından çok aslında en çok merak edilen konu Gomez gidecek mi kalacak mı? Bu soru Gomez ’in NTV Spora verdiği röportajdan yola çıkarak yorumlarsanız Gomez ‘in söylemleriyle ilgili refleksi nasıl yorumlarsınız?

Ben NTV Spora verdiği röportaj öncesine kadar kesin gider gözüyle bakıyordum. Güntekin Onay ve Metin Tekin hocaya verdiği röportajda kendisine bir kez daha hayran kaldım. Eğer takım gerçek bir şampiyonlar ligi yapılanmasına giderse, burada doğru hedefleri koyabilirse ayrılmak istemem burada kalmak isterim dedi. Bu açıklamada yönetime mesaj ve takımın başarısına nasıl öncelik verdiğini ve önde tuttuğunun göstergesi… O yüzden ben kesin giderken biraz daha görüşümü ‘%60 kalabilir’e çektim.

İkinci kez yuvaya dönen Ricardo Quaresma için ise ayrı bir parantez açmak isterim. İlk süreç ile bu süreç arasındaki fark sizce neydi?

Aslında sezon başında çok tartıştığımız bir transferdi. Ben açıkçası şuna inanıyorum Kaan ‘riskli bir transferdi’. Ama eğer kendisini takımın bir parçası gibi hissederse Beşiktaş’a katkı sağlayacağını düşünüyordum. Ligin ilk yarısı bunu çok fazla göremedim ama ikinci yarısında kendisi de formanın kolay kazanamayacağını görerek, takımdaşlığı görerek kendi toparladı.

Quaresma performansıyla ilgili nitekim ligin ikinci yarısında hakikaten birkaç maçta kilit roller oynadı ve maliyetini de göz önünde bulundurursak faydalı bir transfer oldu bu sezon için ama umarım bunun devamı gelir, sürekliliği olur yoksa eski, Quaresma mantalitesine dönerse olmaz.

Bundan sonrası için Beşiktaş takımı için öngörülerinizi bizlerle paylaşırsanız neler söylemek istersiniz?

Beşiktaş takımı hakikaten göze hoş gelen, en iyi futbol oynayan bir takım. Bundan sonrasıyla ilgili bir tehlike görüyorum; ‘ Beşiktaş öyle bir muazzam sürece girdi ki stadını bitirdi, şampiyonlar liginde direkt mücadele edecek, hazır bir kadrosu var ve gelirleri bir anda artacak. Hatırlayacağınız üzere Galatasaray’da böyle bir süreçten geçti… Dibi gördükten sonra stadını yaptı, çok iyi bir kadro kurdu, şampiyonluklar kazandı, şampiyonlar liginde oynadı ama orada yaptığı harcamalar neticesinde tekrar stattan önceki durumuna döndü mali olarak. Çok gelir çok borçlanmayı da beraberinde getirir… Orada çok dikkatli adımlar atması lazım Beşiktaş’ın. Eline geçirdiği fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Çok doğru sportif kararlarla… Çok doğru transferlerle… Ayağı yere sağlam basarak… Yoksa tekrar birkaç yıl sonra feda sezonundan bahsedebiliriz.

Fenerbahçe ile devam etmek istiyorum. Vitor Pereira için nasıl bir sezon geride kaldı?

Vitor Pereira’nın topladığı puan az bir puan değil çok da değil ama şampiyonluk için yeterli olmadı. Fenerbahçe’nin yaptığı transferler Vitor Pereira’nın handikabı oldu. Nani, Van Persie, Fernandao, Volkan Şen… Bu hücum oyuncularıyla beklenti, göze hoş gelen futbol oynamaktı.. Fenerbahçe’de de böyle bir beklenti doğal olarak doğdu. Kimilerine göre bu kadro Türk futbol tarihinin en iyi kadrosuydu ve bence Vitor Pereira bu kadroyu doğru idare edemedi.

Vitor Pereira sizce en çok hangi konuda zaman kaybetti?

Van Persie mi? Fernandao mu? Tercihiyle çok vakit kaybetti. Kendi penceresinden de haklı olabilir özellikle Van Persie’nin fiziki durumunu göz önünde bulunduracak olursak. Nasıl Şenol Güneş, Cenk Tosun lige çok güçlü bir giriş yapmasına rağmen Gomez kararından vazgeçmedi ve Gomez ’in golleriyle doğrudan katkı sağladı, Cenk de formda olmasında rağmen bunu kabul ettiyse, Fernando ’ya da bunu kabul edecek bir ortam yaratılması gerekiyordu ama Van Persie’nin de burada Pereira ’ya hiç yardımcı olmayacağını söyleyelim.

Fenerbahçe yepyeni kurulan bir takım ama takım olamayan bir takım. Van Persie – Fernandao diyaloğu, son dönemde Caner’le yaşanılan sıkıntı ve en son Bruno Alves olayı… Belki bizim bilmediğimiz, bize yansımayan başka sorunlarda olabilir, Fenerbahçe bu anlamda takım olamadı. Belki de en büyük handikaplardan biri buydu.

Luis Nani de Başakşehir maçından sonra yaptığı açıklamada ‘ biz sezonun ilk bölümünde takım olma yolunda sorunlar yaşadık’ dedi. Takımı yaratacak kişide teknik direktördür bu anlamda Vitor Pereira sınıfta kaldı.

Vitor Pereira’nın kadro mühendisliği açısından hata yaptığını düşünüyor musunuz?

Evet kesinlikle. Orta sahada Mehmet Topal varken Souza ’nın alınması gereksizdi. Orta saha oyuncularının nitelik problemi var. Souza hepimizin en çok eleştirdiği isim… Bence başka bir formatta daha farklı performans sergileyebilirdi. Ama hem Topal hem Souza çok fazla oldu. Vitor Pereira burada öncelikli olarak emniyetli oyunu tercih etti, önde baskılı bir oyun oynamak istedi ama arkada bırakacağı boşluklarla ilgili kafasında soru işaretleri doğdu… Raul Meireles ’in sezonunun tamamında sakat olması da Vitor Pereira’nın elini zayıflattı… Meireles direkt oynayan, çok doğru bir pozisyon alan oyuncu.

Souza ‘da gördüğünüz artı durumlar neydi?

Souza bence başka takımda, başka formasyonda veya Fenerbahçe’de farklı bir oyun düzeninde daha faydalı bir oyuncu olabilirdi. Souza ‘nın top Fenerbahçe’deyken görevi pozisyon almaktı, hücuma katkı sağlamak değildi. Dönen top ihtimaline karşılık pozisyon almaktı. Bu da Fenerbahçe kalibresinde bir takımın lig maçlarında bir orta saha oyuncusunun top kendisindeyken bile defansif görev yüklemek ne kadar doğru veya beklentileri ne derece karşıladı bunu da sorgulamak gerekir.

Orta saha oyuncularından devam edecek olursak Diego için neler söylersiniz. Vitor Pereira 8 numara pozisyonu için aslında kendisinden verim almak istedi ama görüldüğü gibi olmadı.. Souza ’da söylemiş olduğunuz durumu Diego içinde düşünüyor musunuz?

Aynen öyle (Gülerek). Senin de söylemiş olduğun gibi 8 numara olarak faydalanmak istedi ama olmadı. 3 orta saha oyuncusunda da öncelikli olarak defansif aksiyonları öncelik tutmalarını bekledi. Pres yapmak, top rakipteyken baskı yapmak… Ancak oyuncuların yaratıcılıklarıyla ilgilenmedi Vitor Pereira. Belki de öndeki oyuncularıyla bu sorunu çözeceğini zannetti, öyle planladı, öyle düşündü… Belki devre arasında oyuncu istedi olmadı bilemiyoruz. Ama defansif karakterli bir oyunu tercih etmesi, bazı tercihlerinde doğru karar verememesi, bununda takıma negatif olarak yansıması… Bütün bunları topladığımızda Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kaybetmesinde en önemli etkenler olduğunu düşünüyorum.

Sezon içerisinde hatta devre arasında Valencia’nın orta saha oyuncusu Feghouli, Fenerbahçe’nin gündemindeydi. Ofansif özelliği üst düzeyde olan Fransız oyuncu Fenerbahçe’de olsaydı sizce nasıl olurdu.?

Yaratıcılığı ile defansif özellikleri üst düzeyde bir isim bence de Fenerbahçe orta sahası için güzel bir kazanım olurdu.

Kadro mühendisliğinden devam edersek Ozan Tufan transferi içinde ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Fenerbahçe neden böyle bir transfer yapma ihtiyacı duydu sizce?

Türkiye’nin son dönemdeki en önemli orta saha oyuncularından olan Emre Belözoğlu artık yaşlandığı için Fenerbahçe yollarını ayırdı. Ozan Tufan yeni bir Emre Belözoğlu düşüncesiyle transfer edildi ama olmadı. Çünkü Metin hocanın değimiyle ‘dar alanda beklenen o işleri yapamadı’. Yeterince süre aldı mı onu da sorgulamak gerekiyor. Vitor Pereira, Ozan Tufan’ın gelişiminde; Ne kadar katkı sağladı? Ne kadar yolunu açtı? Bunu da sorgulamak gerekir. Burada iki tarafında tahmin ediyorum eksik bıraktığı şeyler var.

Fenerbahçe’nin sezon başından sezon sonuna kadar oynadığı oyun formasyonlarını değerlendirdiğinizde bizlere neler söylersiniz?

Bunu değerlendirirken Fenerbahçe’nin 4 farklı temeldeki oyundan bahsetmemiz gerekir:

  1. Shaktar Donetsk ile oynanan ön eleme maçları.
  2. Sezona giriş. (4-4-2 hatta 4-2-2-2). Nani ile Diego’nun kanatlarda olup içeriye girdiği, beklerinde hücuma katıldığı oyun. Bu oyun aslında bizde beklentileri yükseltmişti. Tıkanmalar yaşadığını, henüz tam anlamıyla üretken olmadığını gözlemliyorduk ama o oyun formasyonunun ilerleyen dönemlerde Fenerbahçe’nin çok golcü bir takıma dönüşeceğiyle ilgili sinyaller vermişti.
  3. Moussa Sow ’un ligin ilk maçında oynadıktan sonra Arap Yarımadası’na transferinden sonra kısa sürede birçok formasyonu denedikten sonra 4-3-3’te karar kaldı.
  4. Ve son 7 hafta. Nani’nin Robin Van Persie’nin yanında veya yakınında oynadığı 4-4-2.

Peki, neden Pereira bu üretken oyun formasyonundan vazgeçti?

Ben açıkçası bu oyundan vazgeçmesini haklı buluyorum. Çünkü Pereira’nın yaptığı açıklamalar baktığımızda ‘ben iki santraforla oynayamam çünkü Sow gitti, zaten elimde iki santrafor var ve elimde yedek kulübesinden sahaya süreceğim santraforum yok’ dedi. Hatta Fenerbahçe hatırlarsanız devre arasında bir santrafor alma girişimlerinde bulundu ama olmadı… Bu hakikatten de haklı bir mazeret olabilir. Kendini tekzip ettiğini de unutmamak gerekiyor. Galatasaray derbisiyle başlayan oyun düzeni aslında bir nevi çift santrafor düzene benzeyen bir düzendi. Nani’nin serbestçe hareket ettiği santrafor arkasında… Belki o düzen daha önce fark edilseydi acaba ligin seyiri farklı olur muydu? Arada 5 puan geriye düştükten sonra kendi penceresinden risk aldı. Yani emniyetli oyundan daha ofansif aksiyonları kuvvetli bir oyuna dönmeyi tercih etti. 5 puan geriye düştüğü için yeni bir şey yapması lazımdı.

Nani ve Van Persie’nin dışında soruyorum. Beklentilerinizin dışında bu sezon itibarıyla kalan isim veya isimler kimler?

Caner Erkin… Caner bu sezon aldığı süre elbette geçen sezona göre az oldu. Geçen seneleri kadar süre alsaydı beklentilerin altında kalır mıydı onu elbette bilemiyoruz. Ama en büyük hayal kırıklığım tabii ki de Ozan Tufan.

Bir beyin jimnastiği yapacak olursak, eğer Ozan Tufan Beşiktaş forması giyseydi, Şenol Güneş’le birlikte yola devam etseydi nasıl bir Ozan izlerdik?

Bu güzel beyin jimnastiği. (Gülerek) İlginç bir durum olabilirdi. Ozan, Oğuzhan ve Atiba’nın yanında olabilirdi o zaman belki de bu sezonki performansını göremeyebilirdik. Ama daha hücum anlayışına sahip bir teknik adamla Ozan’ın daha fazla gelişim kaydetme ihtimali daha yüksek olurdu. Sevgili Metin hocanın bir merakı var: ‘Bir teknik adam bir takımı şampiyon yapıyor. Farklı bir teknik adamla aynı sezonu tekrar yaşasak nasıl bir sonuç alınırdı acaba?’

Bu da ona benzer bir soru. Hiçbir zaman cevabını net olarak bilemeyeceğimiz bir soru ama belki de Beşiktaş şampiyon olamazdı veya Ozan gelişim kaydederdi veya Beşiktaş yine şampiyon olurdu gerçekten bilemeyiz. (Gülerek)

 Van Persie için nasıl bir sezon geride kaldı?

Sezonu aslında fena sayılmayacak bir gol sayısıyla bitirdi ama fizik olarak hakikatten iyi durumda olmadığını gördük.

Galatasaray ile devam edelim. 2015- 2016 sezonu Galatasaray için elbette büyük bir hayal kırıklığı… Neydi Galatasaray’ı bu duruma getiren etkenler?

Yılının futbolcusunun Muslera seçilmesi zaten her şeyi özetliyor Kaan. Galatasaray’ın geçen sene oynadığı futbolun yeterli olmadığını gördük. Bu sene Beşiktaş’ın şampiyonluğu için ne deniyor; bundan sonraki yıllarda sürecek seriyi veya sürekli şampiyonluk yarışından olacak bir gelecek görünüyor Beşiktaş’ta ama Galatasaray geçen sene böyle bir gelecek göstermedi. Galatasaray şampiyon olduğu sezon yarışın içinde tutunmayı başardı. Son haftalardaki odaklanma ve kararlılığa Beşiktaş’ın son 3-4 hafta yaptığı hatalar eklenince önüne gelen fırsatı çok iyi değerlendirdi. Kaliteli birkaç oyuncusu ve kalecisinin performansıyla. Bir takım kalecisinin performansıyla şampiyon oluyorsa zaten iyi futbol oynamamış demektir.

Galatasaray bu sezon için bence bu şampiyon olduğu sezonu iyi tahlil edemediği için bu duruma geldi. Bunların üstüne hem Türkiye Kupası hem de Süper Kupanın kazanılması ciddi anlamda Galatasaray’ı rehavete soktu. Bu sezon içinde en kritik durumlardan biride Melo’nun ayrılışıydı ve ben Melo’nun ayrılması gerektiği kanaatinde olanlardanım.

Neden Melo’nun ayrılması kanaatindeydiniz?

Melo’nun performansı zaten gözle görülür bir şekilde düşmeye başlamıştı. Ve Galatasaray’ın geçen sezon şampiyonluğu kopardığı dilimde Melo’nun sakatlığı yüzünden 9 hafta oynamadığı bir bölüm var. Ve orada Hamit Altıntop oynamıştı sakatlığını atlattıktan sonra. Galatasaray’ın belki de en büyük şansı oldu… Birbirini ikame etme ihtimali olan iki futbolcu aynı anda sakatlanmadı… Hamit Altıntop aslında şunu gösterdi; orta sahanın daha bütününe yayılarak kazandı topları. Bunu istatistiklerle de 90 + programında gösterdik. Bu durumda Galatasaray’ın o dönemi de defansif olarak nispeten biraz daha az zafiyetle geçirdiği dönemdi. Neden ayrılması gerektiği sorusuna buradan pas atarsak, Melo artık çok antipatik olmuştu. Geçen sezon görmediği kartlar yüzünden özellikle. Eğer kalsaydı daha farklı işleyecekti bu sezon Melo için. O yüzden bence doğru bir hamleydi.

Melo gittikten sonra Galatasaray o bölgede ciddi şekilde zafiyet yaşadı peki bunun için bir önlem alınmadan gitmesine izin verilmesini hata olarak değerlendiremez miyiz?

Kesinlikle değerlendiririz. Zaten Galatasaray yönetimi ne dedi; Melo transfer sezonunun son günü gitti ama gitme ihtimali çok daha öncesinde belirmişti. Burada bir ayrılığın olacağı, kırılmanın olacağı belli o zaman siz Galatasaray yönetimi olarak, Galatasaray teknik direktörü Hamza Hamzaoğlu olarak bu oyuncunun alternatifini bulacaktınız. Bu alternatif Melo takımda kalsaydı da bulunmalıydı. Galatasaray yönetimi ve teknik heyeti bunu göremedi. O bölgeye Cem Paul Karacan transfer edildi ki çok büyük yanlıştı. Bilal Kısa transfer edildi taraftardan çok tepki topladı ama rotasyonda kullanılabilecek oyuncuydu. Bazı maçlarda katkı yaptı ama Galatasaray orta sahasının direncini artıramadı.

Sizce Galatasaray’ın orta saha direncini karşılayabilecek nüvede hangi oyuncu olmalı?

Bence Galatasaray’ın aradığı oyuncu Mathieu Flamini tarzında oyuncuydu.

Hamza hoca için peki kırılma nerede yaşandı?

Sezon başında… Hamza hoca Galatasaray’a geldiğinde 1 puan farkla Prandelli ’den takımı devir aldı… Burada tabi Ali Dürüst ve Abdürrahim Albayrak gibi köprü görevi gören iki isim vardı futbolcuları rahatsız etmeyecek bir yönetim sergilenerek futbolcuların performansı arttırıldı ve Galatasaray şampiyonluğa ulaştı Beşiktaş’ın hatalarıyla. Ama Galatasaray’ın burada güçlü oyunu yoktu, teknik ve taktik açıdan bunu göremedik. Hamza hoca için artılara bakarsak Burak Yılmaz fazla ofsayta düşmemek için Umut Bulut’un azda olsa gerisinde oynadı ve Yasin Öztekin’in tam devre arasında gönderilecekken Türkiye Kupasında gösterdiği performansıyla takımda kalması ve ikinci yarıda takıma sağladığı katkı. Bu şampiyonluk bence futbolcu odaklı bir şampiyonluk oldu.

Hamza hoca için ipler sizce hem yönetimle hem de oyuncular arasında nerede koptu?

Hamza hoca aslında bu sezonun kötü gideceğinin sinyallerinde Bursaspor ile oynanan Süper Kupa maçında verdi. Hatırlayacağınız üzere bir pozisyon sinirlenerek şişeyi yere attı, önceki sezon böyle şeyler hiç yaşanmamıştı… Burada Hamza hoca ipleri eline almak istedi, belki de oyun formatında değişiklik yapacaktı. Belki taktik olarak bir zenginlik katacaktı bunu bilemiyorum ama arada futbolcularla iletişim sorunu yaşadı, iki ego tahmin ediyorum ortaya çıktı takımı ‘’ben şampiyon yaptım’’ diyen teknik adamla, ‘’hayır biz şampiyon yaptık’’ diyen oyuncular arasında bir çatışma yaşandığını gözlemledik. Ve bunun neticesinde de Galatasaray, Hamza hoca gittiğinde şampiyonluk ihtimali bitmemişti ama geçen sene eleştirilen oyununda gerisinde kalmaya başlamıştı.

Peki, 4 yıldızlı ve 3 kupalı sezon sizce şans mıydı?

Ben şuna inanırım maç maç şans olabilir ama sezonda şans olmaz. Ama son 6 haftaya girilirken yarıştan kopacağına en erken kopacağını tahmin ettim takım Galatasaray’dı ama Galatasaray şampiyon oldu. Galatasaray’ın şansı mı?… Beşiktaş’ın yaptığı hatalar belki de…

Ve Galatasaray’da bu şansı iyi değerlendirdi. Sonuçta fırsatı değerlendirmeye hazır değilseniz o fırsatın gelmesinin bir anlamı yok. Sezon şansla açıklanmaz bence.

Şampiyonlar ligi süreci geçirdi Galatasaray elbette bu gruptan çıkılması gerekiyordu maalesef evdeki hesap çarşıya uymadı ve Galatasaray elendi yoluna UEFA Avrupa Liginde devam etti. . Bu süreci bizlere değerlendirirseniz en net satır başlarınız neler olur?

Öncelikli olarak şunu belirtelim ki Şampiyonlar ligi yıpratır, yıpratıcı bir süreçtir. Galatasaray bu gruptan çıkmalıydı. Galatasaray, Astana’yı yenemeden grubu tamamladı, çok acıklı bir durum hem Galatasaray adına hem de Türk futbolu adına. Süper Lig’in şampiyonu Kazakistan şampiyonunu yenemeden grubu tamamladı gerçekten çok acıklı. Bu süreci bu şeklide aslında özetleyebiliriz.

Ve Hamza hocadan sonra takımın başına getirilen Mustafa Denizli… Mustafa Denizli tercihi için neler söylersiniz?

O koşullar altında eğer amaç tekrar takımı yarışın içine sokmak ve şampiyonluk elde etmekse alternatifler içerisinde en doğru seçim Mustafa Denizli’ydi. Çünkü en hızlı şekilde etki edebilecek bir isimde Denizli ama hiçbir hoca dokunuşu göremedik. Hatta takım tam tersi geriye götüren süreç oldu. Muhakkak ki Mustafa Denizli’nin de başka beklentileri vardı onlar gerçeklemedi ama aynı kadro ile Mustafa hocanın o takıma dokunması, bazı şeyleri değiştirmesi, bir ilerleme kaydetmesini bekliyorduk ama olmadı.

Galatasaray’ın temel problemi sizce nedir?

Galatasaray’ın temel problemi yönetiliş şeklidir… Denilebilir ki son 5 yılda 3 kez şampiyon olundu peki neden bu kadar teknik adam değiştiriyor Galatasaray?…Fatih Terim’den sonra Mancini, Prandelli, Hamza Hamzaoğlu, Mustafa Denizli, Riekerink. Bu hangi planlamayla, hangi organizasyonla ve hangi futbol aklıyla açıklanabilir ki? Galatasaray’da bir kültür değişti… Galatasaray tarihinde sezonu tamamlayamayan ilk isim 1995 yılında Reinhard Saftig’dir. 1959 yılında kurulmuş lig, 1995’e kadar Galatasaray’da hiçbir teknik adam sezonu tamamlamadan ayrılmamış veya kovulmamış. Galatasaray’ın bu kültürü değişti.

Galatasaray’ın çözümü için öngörüleriniz neler?

Galatasaray’ın bir futbol aklı oluşturması gerekiyor. Mali açıdan kulüp zor durumda. Bu futbol aklını oluşturacağı en yakın kaynağı ise ‘sembol olmuş futbolculardır’. Eğer bu oturtulursa bazı şeyler yoluna girebilir.

Bu sezon inanılmaz kötü bir sezondu belki absürt olacak ama bu sezon sizce pozitif karakterle ön plana çıkan isim kimdi?

Güzel soru (Gülerek) Ne olursa olsun Selçuk İnan… Kaptan olarak hep elini taşın altına koydu. Galatasaray taraftarının Selçuk İnan’a olan bakış açısını anlamıyorum. Kulübün sembolü olacak bir isimdir Selçuk İnan. Sadece futbolculuyla değil, duruşuyla, efendiliğiyle Her şeye rağmen Selçuk İnan…

Türk futbolunda birçok sorun var. Biz kulüpler bazında değerlendirirsek kulüplerin özellikle antrenörler bazında çok ciddi bir yapılanmaya gitmesi gerektiği kanaatindeyim. Sizin de Fenerbahçe’yle ilgili konuşurken Vitor Pereira ile devam edilmeli mi sorusunu bu konuyla bağlamak için adeta pas geçtim. Bu durumla ilgili düşüncelerinizi ve görüşlerinizi bizlerle paylaşır mısınız?

Bu soruyu genel olarak yorumlayacak olursam genelde İtalya’da uygulanan bir model vardır. Teknik heyetin bir bölümünün özellikle birinci ve/veya ikinci yardımcısı kulüpte kalıcı bir isimdir. Bu antrenör de  güçlü, büyük olasılıkla kulübe uzun yıllar hizmet eski futbolcular arasından seçiliyor. Kulübe gelen teknik adamın da o antrenörün uzun yıllar orada bulunan sembol bir isim olduğunu ve oradaki görevini tam anlamıyla bilmesi gerekiyor. Bunun kulübe büyük olur. Ben o yüzden yerli yabancı ayrımı yapmayı istemiyorum ama yabancı başlarken bir handikap oluyor:

  • Ülkeyi tanımak
  • Rakipleri tanımak
  • Beklentileri anlamak

Bu veya daha fazlası mutlaka ki ‘adaptasyon sürecidir’.

Burada teknik adamı hazırlayacak şey ‘kulüpteki yapılanma’ ve ‘yardımcı teknik adam’. Hem mevcut oyuncularla ilgili hem de ligin yapısıyla ilgili, rakiplerle ilgili o süreci hızlandırabilir ve işini kolaylaştırabilir. Bence bunu her kulübün yapması gereken bir şey. Tabii bu doğru isim olacak, sadece olsun diye olmayacak.

Bu yapılanmanın çağdaş versiyonu ise Sportif Direktör pozisyonu. Sportif Direktör sadece transferleri yapan, futbol takımının yol haritasını çizen kişi değildir, teknik adama en konforlu çalışma ortamını sağlayan, gerektiğinde onunla teknik konularda tartışan kişi olmalıdır. Fenerbahçe’de böyle olmadı. Giuliano Terraneo’yu sadece transfer döneminde gördük, sonra kısa bir süre içinde görevine son verildi.

Neden yerli-yabancı ayrımında bulunmuyorsunuz?

Ben futbolcuyu da teknik adamında böyle kategorize etmeyi sevmiyorum. Teknik adam teknik adamdır, futbolcu futbolcudur. Yabancı sayısının 14’ e çıkmasıyla o kavram tamamen ortadan kalktı. Yerli yabancı ayrımını kulüpler yapıyor gördüğümüz kadarıyla. 90 + programında konuştuk; ‘Türkiye’de bir dönem var 2001-2002’de Lucescu’yla başlayan Zico’yla biten o dönem hep yabancı antrenör şampiyon olmuş. 2007’den bu yana da hep yerli antrenörler şampiyon olmuşlar.’ Bir dönem ben şunu da hatırlıyorum ligde sadece 3 yerli teknik adam var diye eleştiriler yapılırken veya nedeni tartışılırken şimdi de neredeyse ligimizde yabancı teknik adam yok diye tartışılıyor. Bunun hakikaten üzerinde tartışılması, konuşulması gerekiyor. Neden buna yöneldik diye? Şöyle ilginç bir durum da var; yabancı sayısı 14’e çıkmışken, çok uluslu takımlar kurulmuşken, yabancı teknik adam gelmeli gibi yüzeysel ve düz bakış açısına girebilirsiniz. Bu sınırın kalmasıyla ilgili etkileri 1 yılda göremeyiz. En az 3-5 yıl geçmesi gerekiyor bu süreçten itibaren.

Son olarak herkes için bir soru işareti olan yabancı sınırının kalkmasıyla ilgili sormak istiyorum. Sizce yabancı sınırı kalkmalı mıydı?

Bence kalkmalıydı. Bizim sorunumuz üst yapıda kaç tane Türk oyuncu oynattığımız değil, alttan kaç tane Türk oyuncusu yetiştirip üst yapıya çıkarttığımız. O yüzden orada hiç rekabete giremeyen oyuncuların ne kadar geriye gittiğini, gelişmediğini de çok açık bir şekilde gözlemledik. Temel sorun yabancı sorunu değildi ama şöylede yanlış bir algı var bence ‘tamam biz yabancı sınırı kaldırdık, patır patır Türkler fışkıracak, Türk oyuncular fışkıracak gibi bir durum söz konusu değil.’ Bizim doğru eğitime, doğru organizasyona ve doğru planlamaya ihtiyacımız var.

 Saygılarımla..

Kaan İlhan

Twitter: kaanilhan_

Saygılarımla..

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

Kaan İlhan

Twitter: kaanilhan_

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris Saint Germain’den söz etmek isterim. İşin...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve henüz gerçekleşmeyen transferlere, bir de...

NİHAYET YENİ ŞAMPİYON

Bu yıl 140. kez düzenlenen Amerika Açık Covid-19 pandemisi sebebiyle bir çok ilke sahip oldu. 143 yıllık Grand Slam'ler tarihinde ilk kez bir şampiyona...

AMERİKA AÇIK TEK KADINLAR ŞAMPİYONU NAOMI OSAKA

Japon raket Naomi Osaka, 2018'in ardından 2020'de de Amerika Açık kadınlarda şampiyonluğa ulaştı. Belaruslu rakibesi Victoria Azarenka'yı 1-6, 6-3 ve 6-3'lük setlerle 2-1 mağlup eden...

Benzer Konular