https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

NADAL’I DEVİREN EFSANE: SÖDERLİNG VE 15. SENE-İ DEVRİYESİ

Okunması Gerekenler

İsveç tenisi denildiğinde akla ilk tabii ki efsanelerin efsanesi Björn Borg gelir; ardından Stefan Edberg, Mats Vilander, hatta Thomas Enqvist, Magnus Norman ve Jonas Björkman isimleriyle liste uzar gider. Peki ya Söderling?

Bugünkü yazı konumuz, İsveç tenis buzdağının görünen yüzündeki son devi ve 15.seneidevriyesi!

“Nereden çıktı bu 15. yıl?” diye soracak olabilirsiniz; hayır, emekliliğinin ya da son Grand Slam zaferinin üzerinden geçen süreden (zaten yok) bahsetmiyoruz. Bahsettiğimiz şey, imkansızı başardığı o efsane an: “Yenilmez” Nadal’ı Roland Garros’un kırmızı topraklarında devirmesinin üzerinden geçen zaman…

Roland Garros, neredeyse her öğrencinin zorlandığı o ders gibiydi ki hala öyle!

Kariyerini o kırmızı kortlarda şampiyonluk göremeden tamamlayan o kadar çok efsane var ki… Özellikle Sampras, McEnroe, Connors, Becker ve Edberg çok çarpıcı bir grup. Hepsi diğer Grand Slam turnuvalarından en az birini kazanmış, bazıları ise birden fazla kez şampiyon olmuştu. Ancak Paris’in o meşhur kırmızı topraklarında kupayı kaldırmak hiçbirine nasip olmadı.

Bunlara Ekselansları’nın da eklenmemesinin belki de en büyük sebebi; kırmızı toprakta Nadal’ı eleyen o İsveçli, Robin Söderling idi (tek zaferi 2009).

Kariyerinde 10 ATP şampiyonluğu bulunan Söderling’in en değerli zaferi olarak Paris Masters’ı gösterebiliriz. Ancak iki Slam finalinden de kupayla ayrılamadı. İlkinde Nadal’ı geçip finale yükseldi, fakat karşısında Federer vardı. Bir sonraki yıl ise bu kez finalde Nadal’a takıldı.

Ama bugün onun kariyer istatistiklerine, kazandığı turnuvalara ya da kaybettiği finallere girmeyeceğiz. Zira bunlar, Google’da yapacağınız küçük bir aramayla kolayca ulaşabileceğiniz bilgiler.

Robin Söderling’in kariyeri, sadece Rafael Nadal’ı Fransa Açık’ta (Roland Garros) yenen ilk tenisçi olmasıyla değil, aynı zamanda zirvedeyken ardında bıraktığı dramatik, az bilinen detaylar ve zihinsel sağlık mücadelesiyle tenis tarihinin en çarpıcı hikayelerinden biridir.

Biz de bugün biraz kortun dışına çıkacağız. Söderling’in raketini bir kenara bırakıp, onun hikayesinin pek konuşulmayan taraflarına bakacağız.

Nadal’ı Yıktığı Maçın Ardından 

2009 yılı 31 Mayıs tarihinde Paris’te court’a çıkan Robin Söderling, o gün sadece bir raket değil, tenis tarihinin en büyük ezberlerinden birini yıkacaktı. Rafael Nadal’ın Roland Garros’taki “dokunulmazlık zırhı” arkasında kimse delik açamamıştı (31 maç sonra ilk kez)

“Favori Olmanın Ağırlığı: Söderling yıllar sonra yaptığı açıklamalarda, dünya sıralamasında ilk 5’e yükselip turnuvalarda “favori” etiketini aldığında baskının katbekat arttığını (4 bile oldu), kariyerinin son döneminde artık “kazanmak için değil, kaybetmemek için” oynamaya başladığını itiraf etmişti.

Mononükleoz (Öpücük Hastalığı) ve Geri Dönülemeyen Eşik

Bilinen resmi anlatı Söderling’in kariyerinin glandular fever (mononükleoz / öpücük hastalığı) nedeniyle bittiği yönündedir. Ancak bu sürecin anatomisi çok daha acımasızdır.

2011 yılının Temmuz ayında ev sahibi olduğu Bastad’daki İsveç Açık’ı hiç set vermeden kazanmıştı. O sırada kariyerinin fiziksel olarak en formda dönemindeydi ve yılın 4. kupasını kaldırmıştı.

Ancak vücudu bu tempoyu kaldırılamayacak düzeyde tükenmişti; virüs vücuduna ilk olarak Indian Wells 2011’de girmişti ve o, sinyalleri dinlemeyip üstüne gitmeye devam etmişti. Bastad’daki o turnuva, oynadığı son turnuva oldu.

Karanlık Taraf: Panik Ataklar ve Zihinsel Çöküş (Az Bilinen Gerçek)

Medya uzun süre Söderling’in sadece fiziksel bir virüsle boğuştuğunu sandı. Ancak Söderling yıllar sonra (özellikle otobiyografisi Sluten ve yaptığı samimi açıklamalarla) tenis dünyasının tabusu olan mental sağlık krizlerini gözler önüne serdi:”Derimden Dışarı Çıkmak İstiyordum”.

Bastad’daki zaferin hemen ardından, arabayla eve dönerken hayatının ilk büyük panik atağını geçirdi. Gözlerinin karardığını, nefesinin kesildiğini ve kalbinin göğsünden fırlayacak gibi attığını, “ölümün bu olduğunu” hissettiğini belirtti.

Psiyatri Kliniği ve Evdeki Bıçaklar

Durumu o kadar kötüleşti ki Gothenburg’deki bir psikiyatri hastanesine başvurdu. Günlerce nefes darlığı ve vücudunun içinde dönen bir kurutma makinesi hissiyle yaşadı.

O dönem kız arkadaşının, evdeki bıçakları endişeden saklamak zorunda kaldığı ve intihar yöntemlerini araştıracak kadar derin bir depresyona sürüklendiği sonradan ortaya çıktı.

Kusursuzluk Laneti

Söderling kendini “mükemmeliyetçi bir işkolik” olarak tanımlıyor. Çocukluğundan beri sınırlarını zorlayan, sorunlara karşı tek çözümü “daha çok çalışmak” olan bir sporcunun, vücudu iflas ettiğinde beyninin de nasıl çökebileceğinin en net örneğidir.

Tenisten Kopuş ve Sessiz Emeklilik (2011–2015)

2011 yazından sonra bir daha asla profesyonel korta çıkamadı. 6 ay boyunca evinden dışarı adım atamadığı dönemler oldu.

Tenisi çok sevmesine ve kafasında daha çok uzun yıllar olmasına rağmen, vücudu ve zihni bu seviyeyi kaldırmaya asla izin vermedi. Uzun bir umut bekleyişinin ardından 2015 yılının Aralık ayında (sadece 27 yaşındayken) resmen emekli olduğunu duyurdu.

Kendi Raket Markası: “RS Tennis”

Tenis sahalarından kopmasına rağmen spordan tamamen uzaklaşmadı. Kendi adını taşıyan RS Tennis markasını kurarak tenis topları, kordajlar ve ekipman üretimine başladı. Modern tenis endüstrisinde oyuncu kökenli nadir başarılı girişimcilerden biri haline geldi.

Bazen tarihi bir galibiyet insana hayal bile edemeyeceği kapılar açar; bazen de sırtına yüklediği o devasa ağırlıkla, elindeki her şeyi alır götürür. Belki de o 31 Mayıs 2009 gecesi Paris’te yazılan zafer masalı, İsveçli raket için bu trajik kuralın en acımasız kanıtıydı.

Kalite, çalışma, şans, kader… Hepsinin elbette payı var. Ancak bütün bunların da ötesinde, belki de en belirleyici unsur mental taraf; o psikolojik eşik.

Çünkü bazen mesele ne kadar iyi olduğunuz, ne kadar çalıştığınız ya da ne kadar yetenekli olduğunuz değildir. Bazen asıl mesele, o eşiği geçebilecek zihinsel gücü kendinizde bulabilmektir!.

Son Haberler

BİR ZAMANLAR KÜBA BOKSU: ÜLKEDEN BİR BİR KAYBOLAN ALTIN ELDİVENLER

Küba boks ekolünün zirveden sarsıntıya giden bu büyüleyici hikayesi, tıpkı İsveç tenisi örneğinde olduğu gibi bir spor ekolünün nasıl...

Benzer Konular