RC Lens denildiğinde akla yalnızca bir futbol kulübü gelmez. Bu hikaye; kömür karasına bulanmış ellerin, yoksulluğun, göçün ve dayanışmanın hikayesidir. Madencilik ile futbol arasındaki kültürel bağın Avrupa’daki en güçlü temsilcilerinden biri olan Lens, bugün hala bir şehrin hafızasını omuzlarında taşımaya devam ediyor!.
1906 yılında Fransa’nın kuzeyindeki küçük Lens şehrinde, “Place Verte” (Yeşil Meydan) çevresindeki öğrenciler tarafından kurulan kulüp, ilk yıllarında yeşil ve siyah renklerle sahaya çıkıyordu. Yeşil, kulübün doğduğu meydanı temsil ederken; siyah ise şehrin kaderini belirleyen kömür madenlerini simgeliyordu. 1923’ten itibaren ise kulüp, bugün de özdeşleştiği “Kan ve Altın” renklerine geçti. “Les Sang et Or” adı da tam olarak buradan doğdu.
Yirminci yüzyılın başlarında Lens, yalnızca bir futbol takımı değildi; maden işçilerinin nefes alabildiği bir sığınaktı. Özellikle bölgeye çalışmak için gelen Polonyalı göçmenler, kulübün omurgasını oluşturuyordu. Günlerini yerin metrelerce altında geçiren işçiler için futbol; karanlıktan, tozdan ve ağır çalışma koşullarından kısa süreli de olsa uzaklaşmanın bir yoluydu. Aynı zamanda aidiyet hissini güçlendiren güçlü bir toplumsal bağdı.
Kulübün evi olan Stade Bollaert-Delelis de bu emeğin en büyük sembollerinden biri oldu. 1930’ların başında doğrudan maden işçileri tarafından inşa edilen stadyum, bugün hala Fransa futbolunun en etkileyici atmosferlerinden birine sahip. Lens tribünlerini özel kılan şey ise yalnızca futbol değil; hafızayı canlı tutma biçimleri.
Her iç saha maçında devre arasında, Fransız sanatçı Pierre Bachelet’nin “Les Corons” şarkısı yankılanır. Şarkı, madenci kasabalarının sert yaşamını, kömür karasına bulanmış sokakları ve işçi ailelerinin hayatını anlatır. Müziğin başlamasıyla birlikte tüm tribün ayağa kalkar, atkılar havaya kalkar ve o an stadyum bir futbol sahasından çok ortak bir hafıza mekânına dönüşür.
Lens’in hikayesi yalnızca romantik bir işçi sınıfı anlatısından ibaret de değildir. Kulüp, varoluş mücadelesini defalarca vermek zorunda kaldı!
** I. Dünya Savaşı sırasında şehir neredeyse tamamen yok edildi, nüfus dramatik biçimde düştü. Ancak Lens ayakta kaldı.
** Daha büyük darbe ise 1960’larda geldi. Küresel ekonomik değişimlerle birlikte bölgedeki kömür madenleri birer birer kapandı. Şehrin ekonomik omurgası çökerken kulüp de aynı kaderi yaşadı. Lens, amatör liglere kadar düştü; hatta bir dönem yönetimi kayyuma devredildi. Fakat şehir nasıl teslim olmadıysa, kulüp de olmadı.
Bu noktada dönemin belediye başkanı André Delelis özel bir yere sahipti. Delelis, ekonomik olarak çöken bir şehri yeniden ayağa kaldırmaya çalışırken Lens’i de yeniden hayata bağlayan isimlerden biri oldu. Bölge halkı için yalnızca bir siyasetçi değil, adeta yeniden doğuşun sembolüydü.
Ve ardından 1998…
Kulüp tarihinin en unutulmaz sezonu geldi. “Druid” lakaplı teknik direktör Daniel Leclercq yönetimindeki Lens, sezonun son haftasına lider girdi. Auxerre deplasmanında alınan beraberlik, averaj farkıyla gelen mucizevi şampiyonluğun kapısını açtı. Karadağlı forvet Anto Drobnjak da 14 golle sezonun flaş ismi olmuştu.
Küçük bir madenci şehri, Fransa’nın zirvesine çıkmıştı. Üstelik bununla da yetinmediler; ertesi sezon Lig Kupası’nı da müzelerine götürdüler.
Hatta 1999-2000 sezonunda ise o dönemki adıyla UEFA Kupası’nda yarı finale kadar yükseldiler. Eğer yarı finalde Arsenal FC’i geçebilselerdi, finalde Galatasaray’ın rakibi onlar olacaktı.
Bugün Lens hala Fransa’nın kuzeyinde, nüfusu 30 bini biraz aşan küçük bir şehir olabilir. Ancak kulübün temsil ettiği değerler, çok daha büyük bir anlam taşıyor. Çünkü RC Lens sadece bir futbol kulübü değil; emeğin, dayanışmanın ve kimliğini kaybetmeden ayakta kalabilmenin yaşayan bir sembolü.
Bugün 20. yüzyıl özelinde kalıp, emekçi Lens’in uzak tarihinden bahsettik sizlere..
Hikayenin kalan kısmı da sonraki bir yazıda olsun.
