Galatasaray, güzel filmlerin çekildiği güzel şehirlerin takımlarıyla eşleşti. Club Brugge’e ev sahipliği yapan Brugge kenti de onlardan biri. Brugge denilince de aklıma ilk olarak In Bruges filmi geliyor. Yalnız, bir şehri filmden görmek başka, o şehre gitmek başka. İşte, In Bruges filmi orada olmasanız da o şehri görmeyi, hatta biraz daha ileri gideyim o şehri yaşamayı vadediyor.

Filmi uzun bir aradan sonra ikinci defa seyrettim ve favori filmler listemde ilk 10’a, Brugge kentini de gitmeye karar verdiğim şehirler arasına ekledim. Eğer seyretmediyseniz, vasat bile diyemeyeceğim filmlerden sıkıldıysanız ve duygu yoğunluklarını seviyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum. Çok daha fazlası için, Galatasaraylı olmanız ve Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi maçlarını izlemeniz yeterli.

Galatasaray, güzel filmlerin çekildiği güzel şehirlerin takımlarıyla eşleşmesinin yanı sıra, çok da güçlü rakiplerin olduğu bir gruba düştü. Zaten, Şampiyonlar Ligi grubu böyle olmalı. Zorlu rakipler hem takım halinde hem de bireysel performansların artmasına, oyuncuların limitleri zorlamasına neden olacak ve bu da Galatasaray futbol takımına olumlu yansıyacaktır. Şampiyonlar Ligi takımlarıyla maç yaptıktan sonra, aynı konsantrasyon lige yansıtıldığı takdirde, daha etkili oyunlar sergilenebilecektir. En azından, beklentim bu yönde.

Maça gelirsek, maç öncesi iki takımın önceliğinin durdurma üzerine olmadığı, karşılıklı futbol oynamaya çalışacağını mı yoksa denge üzerine bir planla mı sahaya çıkacağını merak ediyordum. İlk yarıyı denge oyunu, ikinci yarıyı ise karşılıklı atakların olduğu bir müsabaka şeklinde özetleyebiliriz. Brugge, maça hızlı ve oyunu Galatasaray sahasına yıkarak başladı. Klasik iç saha baskısının olduğu bu dakikalarda, Galatasaray’ın gol yememesi, maça 1-0 yenik başlamaması önemliydi. Bu baskı, topa sahip olunarak, topa sahip olma oranını arttırarak, kısa paslarla kırıldı ve oyun dengelendi. Brugge’e karşı, özellikle de iç sahada oynayan Brugge’e karşı uygulanması gereken en önemli strateji, oyunun yavaş tempoda oynanmasını sağlamaktı ve Galatasaraylı futbolcular bunu başardı.

Oyun dengelendikten sonra da Brugge takımı, kanatlardan hızlı hücumu denedi ve özellikle de Nagatomo’nun olduğu kanattan yüklendi. Galatasaray’ın takım halinde kompakt savunması, alan daraltması, Babel ve Nzonzi’nin yardımları, bazı atakları sonlandıramamalarına neden olsa da tehlikeli pozisyonları kendi sağ kanatlarından geliştirdikleri ataklarla yakaladılar, özellikle de ilk yarıda. Sadece Babel değil, Feghouli de iyi bir defansif katkı verdi. Orta sahada beşli bir blok oluşturan Galatasaray, merkezde rakibine hem sayısal hem de oyun olarak üstünlüğü ele geçirdi. Çünkü rakip kanatlar, kanat forvet rolüyle oynarken, Feghouli ile Babel orta sahanın kanatları rolünde oynadılar. Hücumda da en net iki gol pozisyonunu yakalayan bu ikili, biraz daha dikkatli olsa galibiyeti getiren golleri de atabilirdi.

Brugge ise maç boyunca Galatasaray’dan daha fazla gol pozisyonu yakaladı. Muslera’nın kurtarışları, maçın kırılma anlarıydı. Kazanılan şampiyonluklarda, kötü oynarken kazanmak ne kadar kritikse, kazanılan puanlarda da kötü oynarken gol yememek o kadar kritik. Gol pozisyonlarının bazıları savunma arkasına atılan toplardan geldi, bu konuda Galatasaray’ı iyi analiz ettiklerini söyleyebilirim. Taktiklerinin kilit noktası, Luyindama-Marcao ikilisine yaptıkları presle, onları hataya zorlamak ve gol pozisyonu yakalamak üzerineydi. Stoper ikilisi, ligdekinden daha üst seviye konsantrasyonla ve daha basit oynadığı için hatalar yapmadı ve top 1.bölgeden 2.bölgeye genellikle istenildiği gibi aktarıldı. Bunun bir diğer nedeni de, ligdekinin aksine beklerin önceliğinin hücum değil savunma olmasıydı. Luyindama-Marcao ikilisine yaptıkları presin de yaptıkları analiz sonucu uygulandığını düşünüyorum. Bence asıl sorun, topun 2.bölgeden 3.bölgeye aktarımındaydı. Bu konuda, Belhanda’nın eksikliğinin hissedildiği fikrini taşıyorum.

Bir diğer sorun da, yapılan pasların genellikle 1 ve 2. bölgelerde yapılmasıydı. Eğer bu paslaşmaların bir kısmı 3. bölgede yapılabilseydi, Falcao biraz daha fazla topla buluşturulabilir, Galatasaray biraz daha fazla gol pozisyonu yakalayabilirdi. Galatasaray, oyunun bazı bölümlerinde etkili oynasa da bazı bölümlerde aynı etkinliği gösteremedi ve oyun içi kopmaların yaşandığı bir 90 dakikayı tamamladı. Gösterilen mücadele ve konsantrasyon ise Şampiyonlar Ligi’ne yakışan seviyedeydi. Aynı direnç, önümüzdeki karşılaşmalarda da sergilenirse, geriye sadece pozisyonların gole çevrilmesi kalır.

Galatasaray’ın önündeki süreçte iç sahadaki PSG ve Real Madrid karşılaşmalarında, Galatasaray tribününe büyük görev, önemli sorumluluk düşüyor. İki seferliğine, maçları seyretmeye gelenler varsa bile keyiflerinden feragat edip seyirci değil taraftar olmalılar. Takım tribünü değil, tribün takımı ateşlemeli. Neymar’lar, Ramos’lar Galatasaray tribününün nefesini enselerinde hissetmeli, ‘’Bana kimse bu stadda 50 bin kişi olduğuna inandıramaz,’’ dedirtecek bir akşam yaşanmalı. Galibiyetin parolaları diye bir şey varsa, o parolalardan birisi budur.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: emre.cihangir@abcspor.com

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz