EUROBASKET 2015 2. GÜN (A VE B GRUPLARI)

Okunması Gerekenler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve...

efe

A GRUBU:

 

12. Adam Waczynski (Poland)Rusya 79-82 Polonya: Polonya ilk maça nazaran bu maça çok daha rahat bir giriş yaptı ve rakibinin üçlük yüzdesi makul düzeye inmeye başladıkça, Gortat’nın ve Waczynski’nin ekstra performanslarıyla oyunu domine etti. Rusya ilk maçta olduğu gibi canı istediği zaman savunma yaptı, fakat hücumda neredeyse %20’lik isabet oranlarıyla oynamak onları iyice dibe çekti. Waczynski yine takımın X-Faktör’ü, hatta yıldızı rolüne bürünüp muazzam bir şut yüzdesi tutturdu (6/8 saha içi isabetle 23 sayı). Rusya’nın ikinci yarıda üç sayı civarındaki sert savunması Polonya’nın yüzdelerini aşağı çekse de, işte o noktadan sonra Marcin Gortat’nın şovu başladı; Gortat hem kendisi attı, hem de yüksek post’ta ve boyalı alanda oyun kurup, dış şutörlere bol bol boş pozisyon hazırladı. Bu yeni ezgi sayesinde başta Slaughter olmak üzere Polonya kısaları bol bol müsait orta mesafe şutları atma imkanı yakaladılar, ve tabi ki değerlendirdiler. Rusya cephesinde ise Khvostov ve Vorontsevich ilk güne nazaran daha sönük oynuyorken, Antonov, Monia ve Kurbanov hep iyi bir oyun kurucudan mahrum oynamanın eziyetini yaşayıp kötü bireysel performanslar sergilediler. Ama Khvostov ve Monia’nın çabalarıyla ikili oyunlar üzerinden bol basket bulan Zubkov, sahneye çıkıp takımının ümidini körükledi. Bu metodla son periyodun bitimine yakın 7-1’lik bir seri yakalayan Rusya, maça ortak oldu. Son saniyelere dek çekişmenin sürmesinin ve maçın son topa kalmasının sebebi, Rusya’nın pek çok hücumdan eli boş dönmesine rağmen yine de hep isabetlerini üçlük üzerinden bulması ve daha ziyade orta bölgede oynayan Polonya’ya skor anlamında yetişebilmesiydi. Nihayetinde maçı hak eden taraf, yani iyi oynayan Polonya kazandı. Waczynski-Gortat ikilisi Zubkov ve Khvostov’u alt etti. Polonya’da Waczynski’nin 23 sayısı dışında Gortat 18 sayı 6 ribaunt 3 asist, Ponitka 10 sayı 3 ribaunt 4 asist, Karnowski 8 sayı, Slaughter 7 sayı 5 asist, Cel 4 sayı 5 ribaunt, Koszarek de 5 sayı 3 asist ile galibiyete katkıda bulunurken, Rusya’da Zubkov (21s 7r 2a), Vorontsevich (2/7 ile 12s 6r), Khvostov (11s 5r), Fridzon (8s), Monia (8s 5r 4a) ve Vyaltsev’in (7s 3r) çabaları galibiyeti getirmeye yetmedi. Rusya’da ayrıca Ponkrashov 0/3, Antonov 1/7, Kurbanov 2/6’lık şut isabetleriyle hayal kırıklığı yarattılar.

 

Time OutFinlandiya 66-79 İsrail: İsrail maça çok güzel bir takım oyunuyla başlayıp 10-0’lık seri yakaladı. Devamında bireysel savunmadan ziyade değişmeli alan savunması ve çabuk kapanıp – açılma taktiğiyle Koponen ve Wilson’ı fena bunalttı. Finlandiya dün Fransa’ya karşı göstermiş olduğu mücadelenin de yorgunluğuyla uzun süre silkinip kendine gelemedi. Daha da entereasını, dünün kahramanlarından Gerald Lee’nin İsrail pota altında tam kora kor rekabet yaşacağı rakiplerle, yani Kadir, Fischer ve Eliyahu üçlüsüyle karşılaşması Finlandiya’nın belini epey büktü. İlk maçla beraber bu defa takım olma mevhumunu elinin tersiyle itmeyeceğini gösteren Kadir, “gücünü sevdiklerinin iyiliği için kullandı” ve İsrail ilk yarıyı önde kapattı. (31-46). İkinci yarıda Finlandiya, bilhassa 26 kez geldiği faul çizgisi sayesinde ekseriyetle skor üretebildi; Huff-Murphy-Wilson üçlüsü, ama özellikle de Murphy dış isabetlerle toparlanınca Finliler farkı 6’ya kadar indirdiler (60-54). Üçüncü çeyrek bitiminde İsrail Mekel ve Ohayon sayesinde 8 farklı üstünlüğünü sürdürdü. Öte yandan Dawson’ın tecrübesizliğinden faydalanan Finliler, hücumda Dawson’ın üzerine giderek basit fauller aldırdılar ve farkı yine 6 sayıya kadar indirdiler son periyotta (63-69). Bu noktadan sonra, dün olduğu gibi Casspi ve beraberinde bu sefer Fischer, Mekel ve Eliyahu devreye girdi ve sürekli asist üzerinden basketler buldular. Devamında ise sert İsrail savunması karşısında Finliler’in dermanı kesildi ve İsrail maçı son dakikalarda farka taşıyarak kazandı. İsrail’de Eliyahu 22 sayı 5 ribaunt 6 asist, Mekel 14 sayı 5 asist, Ohayon 13 sayı 5 ribaunt 2 top çalma,  Casspi 10 sayı 8 ribaunt 4 asist 4 top kaybı, Fischer 7 sayı 11 ribaunt 3 blok, Yivzori de 6 sayı ile galibiyete katkı yaptılar. Finlandiya’da ise Murphy 24 sayı 9 ribaunt 3 blok ile yıldızlaşırken, Salin 13 sayı 3 asist, Nuutinen 8 sayı 3 ribaunt, Lee 5 sayı 5 ribaunt üretti. Wilson 3/9 isabetle 6 sayı 3 ribaunt 2 asistte, Koponen 1/10 isabetle 3 sayı 5 asistte, Huff 1/7 ile 5 sayı 5 ribaunt 3 asistte kalarak hayal kırıklığı yarattılar.

 

13. Boris Diaw (France)Bosna Hersek 54–81 Fransa: Diaw’ın ve Gobert’in etkili savunmasıyla daha ilk periyotta Stipanovic’i yıldırıp öne geçen Fransa, hücumda da De Colo, Parker ve faul atışlarıyla üstünlüğünü kurdu. Boşnaklar faul haklarını çok çabuk doldurup bu bölümde müdafaada zorlandılar. Sutalo, Gordic ve Milosevic’in üçlükleri olmasa teslim bayrağını çekmişlerdi, ama çeyrek bitiminde sadece 2 sayı geridelerdi (15-17). Bu periyotta özellikle Gobert’in Kikanovic’e bloğu görmeye değerdi. İlk yarı 26-37 Fransa lehine geçildi. üçüncü yarıda Batum, yedinci denemesinde ilk isabetini (hem de bir alley-oop sayesinde) bularak nihayet skora katkı yapmaya başladı, hatta öylesine alev aldı ki, çeyrek bitmeden 11 sayıya ulaştı. Ardından Boşnaklar iyice oyundan düştü ve De Colo’nun fantastik derecedeki zor sayılarıyla fark bir anda 20’ye ulaştı (30-50). Daha sonra Diaw ile savunmada, Batum ve Lauvergne ile de hücumda coşan Fransa, farkı bir anda 30’a yükseltti (30-60). Bu tempo ile beraber 3. çeyrek 36-67 Fransa üstünlüğüyle bitti. Son çeyrekte değişen hiçbir şey olmayınca, maçı da 54-81 Fransa kazandı. Farka rağmen, rakip koç Ivanovic’e kendilerini beğendiremedilerse, endişelerimiz bir parça gerçeklik kokuyor olabilir: Fransa’nın daha iyi bir 5 numara rotasyonuna ve oyun kurucu yedeğine ihtiyacı var. Fransa’da De Colo 12 sayı 7 ribaunt, Parker 11 sayı 5 asist, Lauvergne 12 sayı 7 ribaunt, Batum 4/12 isabetle 11 sayı, Westermann 9 sayı, Kahudi 7 sayı 4 ribaunt, Pietrus 5 sayı 6 ribaunt, Diaw 3 sayı 4 ribaunt 6 asist, Gelabale 4 sayı 3 ribuant, Gobert de 5 sayı 5 ribaunt 3 blok ile oynadı; Bosna’da ise Stipanovic (10s 3r) ve Kikanovic (10s) dışında çift haneleri gören isim olmazken, Albijanic 4 sayı 6 ribaunt, Sutalo 8 sayı 4 ribaunt, Bavcic 4 sayı 4 ribaunt, Renfore da 8 sayı 3 asist ile mücadele etti.

 

Not: Bu maç farka gidince epey dinlendirilen Tony Parker, efsane Yunanlı skorer Nikos Galis’in tüm zamanlardaki EuroBasket sayı rekorunu (1,030 sayı) kırmaya sadece 1 sayı kadar uzakta artık..

 

B GRUBU:

 

Serbia's FanSırbistan 68-66 Almanya: Son topa kadar, maçı Almanya hak etti. Nowitzki’nin çok kötü şut ve serbest atış kullanması, ve Schröder’in takımla bağlarının kopukluğu dışında, hep Almanya iyiydi. Almanya maç boyu özellikle Bjelica’yı iyi kapattı ama skor 56-56 iken hançer gibi üçlüğünü sokup Almanya’nın rüzgarını dindirdi Bjelica. Sonra sıkı savunma ve Pleiss şovu başladı; Pleiss Sırbistan pota altını iyice deşti. Maç boyu zaten felaket bir yüzdeyle üçlük atan Sırplar, dışarıdan hiçbir şey yapamaz hale geldiler. Ardından da Markovic 5. faulünü alıp kenara geldi. Schröder’ın faul isabetlerine Erceg’in üçlüğü ile yanıt verilince bitime 2.40 kala skor 62’de dengelendi. Alman devler hücum ribaundunda çok etkiliydi; Almanya aynı hücumda 2 hücum ribaundu almasına rağmen o üç isabet şansının hiçbirisini değerlendiremedi, karşılığında Nedovic’in arka arkaya iki turnikesini potasında gördü (66-63). Schaffatzik ise üzerine şapkadan tavşan çıkarıp üçlüğüyle skoru 66-66 yaptı. Kabul etmek lazım ki, takımı sersefil bir halde oynayıp fırsat üzerine fırsat harcarken, koç Djordjevic gerçekten iyi bir taktik yaptı. Dış şut yerine tamamen penetreler ve faul atışları üzerine hücumu, sert fauller üzerine de müdafaasını kurdu. Takım faulleri bakımından rahat olan Almanya, son topta Sırplar’ın rahat oyun kurmasına müsaade etmeyecek taktik fauller yaptı. Finalde Bjelica güzel bir organizasyon ile maçı getiren basketi attı (zira Schaffartzik son hücumda çok kötü bir üçlük denedi). Bu maça dair söylenecekler bariz; Almanya halen takım değil. Yaratıcılıkta büyük sıkıntı yaşıyorlar. Nowitzki faul atışlarını kaçırmaya devam ediyor, ki klasına yakışmayan bir şey bu. 5/15 saha içi isabette kalması da cabası. 37 yaşındayken bile 30 dakika sahada tutulmasının da elbette payı var. Fakat Sırplar’da da işler iyi gitmiyor; ne Bogdanovic’in ne de Teodosic’in üçlük atamaması (takım halinde 4/30 – ömrümde böyle yüzde görmedim!!) Sırplar’ın başına daha çoook bela olacak. Schaffartzik – Pleiss – Schröder ekseni de fena oynamadı; özellikle Schaffartzik ve inadı son anlarda ibreyi Almanya lehine çevirdi, ama Schaffartzik son üçlüğü sokamayınca maçı Sırplar kazandı. Sırbistan’da Bjelica 12 sayı 3 ribaunt 3 asistle oynayıp yine en zor anda ağırlık koydu; Erceg 9 sayı 3 ribaunt, Teodosic 3/13 isabetle 8 sayı 4 asist 3 ribaunt 3 top kaybı, Bogdanovic 3/9 isabetle 9 sayı 3 ribaunt 4 asist, Raduljica 7 sayı 4 ribaunt, Nedovic 6 sayı 7 ribaunt 2 top çalma, Kalinic 6 sayı 3 ribaunt, Kuzmic 4 sayı 7 ribaunt kaydetti. Almanya’da Nowitzki 5/15 isabetle 15 sayı 10 ribaunt 3 asist, Pleiss 15 sayı 7 ribaunt 2 blok, Schröder 11 sayı 6 asist 4 top kaybı, Schaffartzik benchten gelip zor anlarda 11 sayı ile oynadı.

 

15. Pavel Ermolinskij (Iceland)İzlanda 64-70 İtalya: İtalya da İzlanda da üç sayı gerisinden sağanak yağmur olup yağdılar ilk yarı boyunca. Denk giden skora Palsson’un ikinci çeyrek bitimindeki üçlüğü zeval getirdi ve İzlanda 4 farklı üstünlüğü yakaladı (35-31). İtalya, takım olamadan, sadece bireysel skor gücünün üstünlüğüyle yarıyı 37-41 önde tamamladı. Devamında, İtalya tamamen 2011’deki o Şen Kardeşler ruhuna geri döndü ve topu eline alan, pas vermeden potaya sallamaya (ve tabi ki çoğunu kaçırmaya) başladı. İzlanda bu şekilde 46-45 öne geçmeyi başardı. Her iki takım da eline geleni atmaya devam edince, Belinelli de oyundan alınmayınca, skor hep başa baş devam etti. Hücum ribaundu üzerinden bulunan sayılar dışında İtalya bu bölümde sayı atamadı. Son periyoda 48-52 İtalya üstünlüğüyle girildi. İzlanda son periyoda 4-0’lık bir seriyle başlayıp skoru eşitlese de, Hackett’ın üçlüğüyle İtalya yine öne geçti. Ardından İtalya 2011 ruhunu sürdürmekte ısrar edince, İzlanda 60-59’a skoru getirip ibreyi lehine çevirdi. Belinelli şut esnasında aldırdığı faullerle skoru 62’ye eşitledi. Sonrasında İzlanda maç sonunu oynamayı beceremedi, gerçi İtalya da beceremedi ama nispeten birkaç isabet bularak maçı kazanmayı başardı. Bu bölümde İtalya adına elini taşın altına sokan tek oyuncu, genç Sandro Gentile’ydi. Onca yıldızla bezeli kadro, takım olmayı istemedi, ve bu gidişle onlardan yine koskoca bir “hayal kırıklığı” olacak. Bu oyun, Tsubasa’nın kurallarıyla oynanmıyor. Geçen sene sadece Gallinari veya sadece Belinelli varken ne kadar muazzam bir takım haline geldiklerini biliyoruz; ama sadece Poeta, Travis Diener ve Luca Vitali’nin eksikliği bu çöküşe yol açıyor olamaz. İşin içerisinde egolar var. Ve yine Pianigiani bununla baş edemiyor. Demek ki, Gürcüler’e ve İtalyanlar’a, tüm yıldızlarını toplayıp gelmek yaramıyor… (İtalya’da Gentile 21 sayı 5 ribaunt 4 asist, Belinelli 12 sayı 8 ribaunt 3 asist ile oynadı; Gallinari 4 sayı 10 ribaunt 3 top kaybı, Bargnani 5 sayı 5 ribaunt, Datome 7 sayı, Hackett 5 sayı 0 asist 2 top kaybı, Cinciarini 4 sayı 3 ribaunt, Melli 2 sayı 6 ribaunt gibi rakamlarda kaldılar. Cusin 6 sayı, Aradori de 5 sayı 4 ribaunt üretti. İzlanda’da ise, Palsson 17 sayı 5 ribaunt, Baeringsson 14 sayı 7 ribaunt, Stefansson 11 sayı 6 asist, Sigudarson da 7 sayı ile oynadı ama heyecanlarına baskın çıkamadıkları için tarihi bir galibiyetten oldular).

Not: İzlanda, yine elindeki tek uzunu (2.18’lik Nathanaelsson) oynatmadı. İlginç bir tercih...

 

6. Sergio Rodriguez (Spain)Türkiye 77–104 İspanya: Cedi’nin hücum ribaundu üzerinden bulduğu basket-faul’e dek, hücumda çok sakar ve tereddütlüydük. Tempoyu arttırmaya başlayan İspanya bizim zayıf karnımızdan, pota altından hücumlara ağırlık verdiler. S-Rod yerine Llull ile başladıkları için daha hırçın oynadılar ilk bölümleri. Mirotic ve Llull ile hücumda, Gasol ile de savunmada çok etkili olup 4-11’lik bir skor yakaladılar ilk çeyreğin yarısında. Dixon’ın süre dolarken attığı üçlükle bir nebze nefes alsak da, Gasol hemen karşılık verdi. Ardından Cedi’nin biri hızlı hücum olmak üzere iki pozisyon arka arkaya bulduğu basketlerle farkı 1’e indirdik (12-13). Rudy ve Dixon daha ilk periyot bitmeden 2’şer faule ulaştılar. Hızlı hücumlar ve Gasol hükümranlığı sayesinde, ilk çeyrek biterken tabelada 18-22 İspanya üstünlüğü vardı. İkinci çeyrekte Göksenin’in çabasına Ribas ve San Emeterio’nun isabetleriyle cevap verip 20-28’lik bir skor yarattılar. Bu bölümde de en büyük sıkıntımız, geri koşmadaki yetersizliğimiz yüzünden potamızda bol bol hızlı hücum sayısı yememizdi. Reyes’in de katkılarıyla fark bir anda 14 sayıya çıktı (24-38). San Emeterio ve Mirotic alev alınca, skor 28-45’e taşındı. Yarı bitiminde soyunma odasına 38-54 İspanya üstün gitti.

Üçüncü çeyreğe eşleşmeli alan savunmasıyla başladık. Fakat hızlı hücumlar ve Ribas’ın üçlüğü canımızı sıktı. 8/13 gibi bir yüzdeyle üçlük atıyordu İspanyollar. Bu yüzden fark tam 26 sayıya yükseldi. Aynı nakarat sürünce, 47-73 gibi skorlar gördük üçüncü çeyrek bitmeden. Tahmin ettiğim gibi, savunma direncimiz yoktu, çünkü San Emeterio, Gasol, Mirotic gibi kilit figürleri savunacak eşleşmelerimiz yoktu kadroda, ve Reyes de Oğuz’u dümdüz edip geçti. 3. Çeyrek sonunda 56-81 gibi bir skor oluşmasının başka kaç izahatı olabilirdi ki? Aynı şekilde, 4. Çeyrek de İspanya üstünlüğüyle geçilince maçı da 27 sayı farkla İspanya kazandı. Bahaneler çok, ama bence asıl iş, İspanya’ya yetemememiz. Ne yazık ki, öngörümüz bu sefer haklı çıktı… İspanya’da Gasol 21 sayı 7 ribaunt 2 blokla dünün acısını çıkartırken, S-Rod 14 sayı 5 asistle kendine geldi, Reyes 12 sayı 4 ribaunt 3 asist, Rudy 19 sayı, San Emeterio 10 sayı 4 asist, Lllull 9 sayı 5 asist, Mirotic 9 sayı 3 ribaunt 2 top çalma, genç Hernangomez 11 sayı 6 ribaunt 2 blok, Ribas da 8 sayı 3 ribaunt 3 asistle mücadele etti. Millilerimizde Ersan (yine savunmada ayakları yavaş kaldı) 15 sayı (ve sadece) 1 ribaunt, Melih 12 sayı, Göksenin iş işten geçtikten sonra 12 sayı 3 ribaunt, Oğuz 6 sayı 4 ribaunt, Sinan ve Semih sadece 2’şer sayı, Barış 7 sayı 3 ribaunt, Cedi (artık 4 numaraları o savunmasın lütfen) 9 sayı 4 ribaunt ile oynadı. Furkan Korkmaz ve Kartal daha bu yaşta ilk EuroBasket sayılarını atmış oldular.

 

Yazımı okurken fark ettim: Furkan Korkmaz U20’ye katılmadı bu yıl, kendimi tekzip edeyim. Özürler dilerim.

 

Not: Dağlıca’da yaşanan facia başta olmak üzere, yazın başından beri sadece bir seçim uğruna yaşadığımız bu buhranda hayatını kaybeden tüm milletimize başsağlığı dilerim… Bu gidişle 400 çok başka acıların sayısı olacak… Allah hepimizin sonunu hayretsin…

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

GALATASARAY ÇOK RAHAT

GALATASARAY ÇOK RAHAT Sarı-Kırmızılılar UEFA Avrupa Ligi 2. ön eleme turunda kardeş ülke Azerbaycan’ın Neftci Bakü takımıyla deplasmanda karşılaştı. Karşılaşmaya Galatasaray...

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC

PAZARLAMA BAŞARISI: PARIS SAINT-GERMAIN FC Daha önceki yazılarımda Futbolda Pazarlama konusunu derinlemesine incelemiştim. Bu yazımda size bir başarı öyküsü Paris Saint Germain’den söz etmek isterim. İşin...

CESARETLİ OL VE KAZAN

CESARETLİ OL VE KAZAN Yeni sezonun ilk haftasında ve aynı zamanda ilk derbisinde Trabzon'a konuk olan Beşiktaş'ta kadrodaki eksiklere ve henüz gerçekleşmeyen transferlere, bir de...

NİHAYET YENİ ŞAMPİYON

Bu yıl 140. kez düzenlenen Amerika Açık Covid-19 pandemisi sebebiyle bir çok ilke sahip oldu. 143 yıllık Grand Slam'ler tarihinde ilk kez bir şampiyona...

AMERİKA AÇIK TEK KADINLAR ŞAMPİYONU NAOMI OSAKA

Japon raket Naomi Osaka, 2018'in ardından 2020'de de Amerika Açık kadınlarda şampiyonluğa ulaştı. Belaruslu rakibesi Victoria Azarenka'yı 1-6, 6-3 ve 6-3'lük setlerle 2-1 mağlup eden...

Benzer Konular