EUROBASKET 2015 B GRUBU – TÜRKİYE.. 3. KISIM

Okunması Gerekenler

*MİA SAN HÖNESS

18 yaşındaki Uli Höness 1970 yılında doğduğu şehrin takımı 1846 Ulm'dan Bayern Münih' e transfer olur. Bir temmuz sabahı,...

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS”

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS” Çocukluğumda ilgi ile takip ettiğim bir takım idi Glasgow Rangers. Şimdiki adı ile “Rangers”. Tugay...

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı...

efeGelelim son kısma, yani takımın takım halinde değerlendirilmesine. Niye bu kadar uzattın, derseniz; bu isimleri birey birey incelemek lazım geldiği için derim. Yine bir “neden?” sorusu sorulduğunda, cevabım daha nettir: Neticede biz, “12 Dev Adam”ız. Bence, bu ibarede “takım” sözcüğünün olmayışı bile bir işarettir. Bizimki daha ziyade, mahalle dayağı geleneğinin getirdiği mücadelecilik, dinamizm, ve enerji; bu şekilde, yetenek eksikliğini azim ve çabayla örtmeye çalışmak. Fiziksel olarak da erişkin olabilsek, tablo daha pembeleşirdi tabi.

 

Evet, bugüne dek bilip gördük ki, hazırlık maçları bize pek bir şey ispatlamaz. Daha ziyade, kadro daha rahat bir biçimde 12 kişiye inebilsin diye bol bol sakatlıklar sunar. Hatta 2009 öncesindeki tüm turnuvalarda, turnuva öncesi yaptığımız hazırlık maçlarında esip gürlemiş, ama turnuvalarda “gümlemiştik”. 2009 ve sonrasında ise, çoğu turnuvadan önce hazılık maçlarında tekledik, ama 2011 ve 2013 haricinde, turnuvalarda hep güzel işler yaptık. Şimdi ise, tam bir dengedeyiz. Takım olmakla ilgili o terazinin ultra hassas terazileriyle tahtarevallicilik oynuyoruz. Geçen seneki şampiyonadan evvel oynanan Yunanistan ve İspanya hazırlık maçlarını hatırlarsak, savunmacı anlayışımızı terk ettiğimizi zannedip, hücumcu olacağız sanmış, korkmuştuk – öyle bir seçim bizi mahvederdi çünkü. Ama, şampiyonada alıştığımız halimizi görmüş, rahatlamıştık. Yani sözün özü, bu satrançta, hazırlık turnuvasında tüm silahlarımızı açık etmek gibi bir hamle yok.

 

Fakat yine de, hazırlık maçları sayesinde netleştirdiğimiz bazı veriler var elbette: Delici oynayan oyuncumuz yok gibi görünüyor. Delici yoksa, penetre yoksa, boş şut da yok, üretken paslar da yok (Sahi yahu, bizim oyun kurucular niye potaya saldırmazlar? Kimse onlara “yap” demediği için sanırım….). Zaten bize oyun kurabilecek bir 1 veya 4 numaramız da yok. Üstüne, bir ya yavaş oynuyoruz, ya da fazla hareketsiz kalıyoruz hücumda. Yani beklenmedik ve akıl dolu hiçbir hücumumuza rastlamadım. Geçen seneki o boş şut yakalama avcılığının esamisi okunmuyor. O yüzden de skorda çok kısır kalıyoruz. Çok acayip toplar kaybediyoruz ve kolaylıkla fast break yiyoruz. Gerçekten istikrarlı ve etkili olduğumuz tek alan, hücum ribauntları. O da çoğunlukla Ersan, Furkan Aldemir ve Semih sayesinde. Özetle, yaratıcılık fakiriyiz. Tabi yıllar yılı hiçbir yerli oyuncumuz kendi takımının ana skoreri veya kumandanı, lideri olarak oynatılmadığı için, bir anda öylesi vazifeler yüklemek, bünyelere de ters geliyordur, maya tutmuyordur.

 

Savunmamıza gelirsek; Dixon her türlü savunmada o kadar etkisiz ve verimsiz ki, penetreye kalkan her tür rakip guard, savunmamızı kolayca deliyor geçiyor. Ya çok fazla faul yapıyoruz böylelikle, ya da boş şutlara davetiye çıkarırcasına içeri gömülüyoruz, o penetre eden kişi turnikeye gidivermesin diyerek. Kaybettiğimiz toplardan yediğimiz fast-break’ler, bize geri koşamadığımızı, muhtemelen de üşendiğimizi gösterdi. Ayrıca sahanın her iki yanında da yaptığımız basit hataların sebebi açık: konsantrasyon dağılmasından muzdaribiz. Oyuncu gelişimi konusunda o kadar kısır kalmışız ki, tüm umudumuz konsantrasyon, azim, enerji gibi kavramlara dayanmış. Geriye koşma alışkanlığımız bile konsantrasyon meselesine kalıyor… Maç sonunu safi bu yüzden oynayamıyoruz. Tepeden oyunları savunamaz hale geliyoruz. Kötü faul atıyoruz yine yeniden ve bu yüzden. Furkan dışında pota altında her şeye cevap verebilen iyi bir savunmacımız yok; yani ölmüşüz, ama ağlayanımız yok!

 

Elbette ki, bunlar sadece rakiplerimize sergilediklerimiz. Yine, asıl oyunumuzu şampiyonaya saklama taktiğini uyguluyoruz. Son kadromuz şöyle oluştu: Dixon – Kartal (PG), Sinan – Melih – Furkan Korkmaz (SG), Cedi – Göksenin (SF), Ersan – Barış (PF), Furkan Aldemir – Semih – Oğuz (C). (Benim ideal kadrom, Engin – Kartal – Doğuş; Can – Melih; Cedi – Göksenin; Ersan – Furkan A. – Ömer – Enes şeklindeydi). Elbette pek çok oyuncumuz 1’den fazla pozisoynda oynayabiliyor, bu bizim avantajımız. Ama kadroda skor bakımından Melih ve Dixon’dan başkasına güvenemediğimiz gibi, yıldız rakiplerin forvetlerini de yalnızca Sinan, Cedi ve Göksenin ile savunabiliriz. Geçen yıl oynadığımız gibi, penetreler üzerinden boş şut bulmayı deneyeceksek, o zaman birebir hücumu olmayan oyuncularımız bile skora bol katkı yaparlar; 65 sayıdan aşağıda yiyerek, 70 sayı atabiliriz ve maçı rahatça kazanırız. Tabi bunların hepsi, paragrafın ilk cümlesi doğruysa geçerli olan iddialar. Sert savunma, öteden beri bizim ilk kimliğimizdir. Takım olamayız, ama takımların oyununu öyle güzel bozarız ki, bizden nefret ederler ve biz, haddimizden fazla kazanırız. Bakalım, netice de bu yönde mi olacak? Hücumda bizi ne tanımlayacak? Mesela bir Litvanya potaya yakın pozisyonları çok yüksek yüzdeyle bitiriyor. bizim özelliğimiz nedir hücumda? Bunu bulmamız lazım.

 

Anahtar kelimeler: Sinan penetre et. Bobby ve Melih boş şut soksun, yapamıyorlarsa inisiyatif alıp kendi şutlarını yaratsınlar. Oğuz ve Semih topu potaya yakın alsınlar, Semih hücumda perde üzerinden oyun oynamaktan kaçmasın, içeri devrilmeyi becersin. Ersan’ı dip-forvet arası mevkilerde topla buluşturalım. Savunmada çok çalışalım. Göksenin, Melih ve Furkan Korkmaz da Sinan gibi bol bol penetre etsin. Dixon savunmayı boşlamasın. Cedi’nin şuta kalkarken eli titremesin. Oğuz kolay pes etmesin. Furkan Aldemir ve Semih 5 faul almasın. Furkan Aldemir’den hiçbir ribaunt kaçamasın. Penetrelere karşı çok kapanmayalım, ki kolayca boş şutöre el göstermeye koşup şutunu bozabilelim. Bizim arkamızda yine ilginç bir seyirci desteği olacak (Almanya’ya göç edenler sağ olsun). Başarırsak, yine “evimizde” başarmış oluruz bir şeyleri. Totalde, konsantrasyonu kaybetmemeli, bir an bile tempoyu düşürüp oyundan soğumamalıyız.

 

Ne yaparız? Grupta 4. olur, Almanya’yı zor yener, İspanya ve Sırbistan’a farklı mağlup olur, İtalya’yı zorlar, İzlanda’ya karşı çok gülünç durumlara düşer ama yine kazanırız. Sonrası, tamamen çapraz grup eşleşmelerine bağlı. Ama kadro kalitemiz buyken, ister 8. olalım, ister 5., ister de 15.; bana fark etmez. Önce oyunumuz bizleri tatmin etsin, sonra nasılsa Olimpiyat kovalayacak yere geliriz. Muallaktayız, çünkü Olimpiyatları kovalamak için hazır bir oyuncuyu devşiriyoruz, ama bir yandan da başarıyı somut şeylerde aramayacakmışçasına, gençleri geliştirmeye gidiyoruz. Cendere diz boyu. Keşke önce bir düsturumuz olsaydı..

 

Tek tek maçlara bakarsak:

 

İtalya: tek sorunkarı, dengesiz tutum. ve tabi savunmadaki yumuşaklık, Reaksiyon göstermekteki hantallıkları, hımbıllıkları da cabası. Biz onların moralini çok bozarız da, tüm kadro baştan aşağı yıldız oyuncu olduğu için, elbet morali bozulanın yerine yenisini koyarlar. Hepsinin moralini sıra sıra bozacak kadro kalitesi de bizde yok. Yani sistem, kadro kalitesinin üzerine çıkamayacaktır.

 

İspanya: Turnuvalara yavaş başlama âdetlerine rağmen, bilhassa da 2014’ün hayal kırıklığını unutmak için hırs yaparlar ve San Emeterio, Mirotic ve Gasol’ü durduramayız. Bu yüzden yeniliriz.

 

İzlanda: Hadlerini bilerek oynuyorlar. Savunmada iyi kapanıp çabuk açılıyor ve boş şutlara izin vermiyorlar. Bu yüzden bizi zorlarlar, ama hepsi bu.

 

Sırbistan’ın kadınları bu yıl Eurobasket’te şampiyon oldu, erkekler de durmayacaktır; zor falan dinlemezler. Bjelica’yı dışarıda bizden kimse savunamayacağı için, yeniliriz.

 

Almanya: Nowitzki’den yükü alacak isimleri (Pleiss, Schaffartzik ve Schröder) iyi savunursak, yeneriz. Onlar bizden daha kısır pas trafiklerine mahkumlar.

 

Son bir söz de, Aziz Yıldırım’ın açıklamalarına gelsin: Polemiğe takılmayalım; Emir, Oğuz, Semih, Ayberk, İzzet ve daha nice Türk oyuncu zaten takımdan ayrıldı. Melih, Berk, Kenan ve Ömer Yurtseven de yarın bir gün giderse, bu anlayış yüzünden zaten Milli Takım’a verecek oyuncusu kalmayacak Fenerbahçe’nin. Dixon’ın da devşirme kontenjanında günleri sayılı nasılsa…

 

12 Dev Adam’a değil, Türkiye’ye başarılar… O gençler bize daha çook lazım!

 

 

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

*MİA SAN HÖNESS

18 yaşındaki Uli Höness 1970 yılında doğduğu şehrin takımı 1846 Ulm'dan Bayern Münih' e transfer olur. Bir temmuz sabahı,...

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS”

KÜLLERİNDEN YENİDEN DOĞAN “RANGERS” Çocukluğumda ilgi ile takip ettiğim bir takım idi Glasgow Rangers. Şimdiki adı ile “Rangers”. Tugay Kerimoğlu transfer olunca daha da...

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı Jailson, Gustavo ve Ozan ile...

ERROR BULUT

ERROR BULUT Yüz güzelliği mi iç güzelliği mi meselesiyle uzaktan- yakından bir alakası yok ama "boyu mu, işlevi mi" meselesini çok andıran bir sorunsal daha...

AYAN, PİNHAN VESAİRE

AYAN, PİNHAN VESAİRE “Reklam, talep yaratma sanatıdır.” American Marketing Association (AMA) reklamı bu sözlerle tanımlar. Reklam ve genel olarak pazarlamayı ele aldığınızda en kısa ve en efektif...

Benzer Konular