https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

DJOKOVIC NEDEN FEDERER VEYA NADAL KADAR SEVİLMİYOR ?

Okunması Gerekenler

Novak Djokovic Neden Federer ve Nadal Kadar Sevilmiyor?

Son çeyrek asır denildiğinde tenis dünyasının tartışmasız en büyük hikayesi “Big 3” olacaktır; Roger Federer, Rafael Nadal ve Novak Djokovic… Rekorlar, kupalar ve unutulmaz maçlarla bir döneme damga vuran bu üçlü, tenisin altın çağını yarattı, net!.

Ancak bu üç isim arasında dikkat çeken bir durum var: Novak Djokovic, kariyer istatistiklerinde rakiplerinin önüne geçmiş olmasına rağmen, hiçbir zaman Federer veya Nadal kadar evrensel bir sevgiye ulaşamadı.

Peki neden?

Aslında bunun tam ya da tek bir cevabı yok. Zamanlama, taraftar psikolojisi, medya anlatısı, oyun tarzı ve kariyeri boyunca yaşanan çeşitli tartışmaların birleşimi, Djokovic’i diğer iki efsaneden farklı bir noktaya koydu.

2000’lerin başına aşk hikayesi gibi damga vuran Roger ve Rafa’nın arasına girmişti Nole, adeta kara kedi gibi! Ve filmlerdeki aşk hikayelerinin her zaman en sevilmeyen karakteri olur bu üçüncü şahıs, aynen de Sırp rakette olduğu gibi…

Hikayeye Sonradan Dahil Olan Üçüncü Adam

Djokovic’in belki de en büyük dezavantajı, yanlış zamanda doğru oyuncu olmasıydı.

2000’lerin ortalarında tenis dünyası çoktan Federer-Nadal rekabetine aşık olmuştu. Bir tarafta zarafetin ve estetiğin temsilcisi Roger Federer, diğer tarafta bitmek bilmeyen mücadele ruhuyla Rafael Nadal vardı.

Spor dünyası hikayeleri sever. İnsanlar karakterlere bağlanır.

Tam da bu sırada Djokovic sahneye çıktı. Ancak birçok taraftarın gözünde o, yeni bir hikayenin kahramanı değil; belki de mevcut hikayeyi bozan üçüncü adamdı!.

Federer taraftarları için Djokovic, Federer’in önündeki engeldi. Nadal taraftarları için ise Nadal’ın en büyük rakibi.

Dolayısıyla tenis dünyasının büyük bölümü daha Djokovic zirveye çıkmadan önce zaten tarafını seçmişti bile ve ona fazla yer yoktu.

İlk katılmaya hak kazandığı Slam’ı 2005 Wimbledon, ilk ATP zaferi de 2006 Dutch Open olmuştu. Hikayenin sonrasını zaten hepiniz biliyorsunuz!.

Oyun Tarzı Daha Az Romantize Edildi

Federer’in tek elle backhand’i, zarif hareketleri ve akıcı tenisi yıllarca “sanat” olarak tanımlandı. Nadal ise her puan için savaşan, fiziksel sınırları zorlayan bir gladyatör gibiydi.

Djokovic’in oyunu ise farklıydı. Belki de tenis tarihinin gördüğü en eksiksiz oyuncuydu.

Savunması kusursuza yakındı. Kortun her yerini kapatabiliyor, rakiplerini fiziksel ve zihinsel olarak tüketebiliyordu ama seyir zevki ???
.
Birçok izleyici için Federer’in estetiği veya Nadal’ın savaşçılığı daha duygusal bir bağ yaratırken, Djokovic’in “kusursuz makine” görüntüsü aynı romantik etkiyi oluşturmadı.

Korttaki Tavırları ve Oluşan Algı

Djokovic kariyerinin ilk yıllarında Federer ve Nadal kadar kontrollü bir imaj sergilemiyordu.

Rakiplerini taklit etmesi, seyirciyle zaman zaman gerilim yaşaması, duygularını daha açık göstermesi ve bazı maçlarda (hep de gerideyken) aldığı sağlık molaları uzun süre eleştirildi.

Bazı taraftarlar bunu yapay veya itici olarak değerlendirdi.

Federer yıllarca “kusursuz centilmen” olarak sunuldu. Nadal ise “mütevazı savaşçı” imajıyla özdeşleşti.

Djokovic ise çoğu zaman daha hırslı, daha agresif ve daha kavgacı bir figür olarak algılandı.Bu algının ne kadarının gerçek olduğu ayrı bir tartışma konusu olsa da, kamuoyundaki etkisi oldukça güçlüydü.

Ayrıca raket kırma, hakemlerle tartışma veya zaman zaman öfkesini dışa vurma gibi davranışları da diğer iki rakiple kıyaslandığında daha fazla dikkat çekti!.

Djokovic “Dünyanın neresinde oynarsak oynayalım, onlara karşı kendimi hep deplasmanda hissediyorum” diyordu ve haklıydı da.

Tartışmalar İmajını Daha da Zorlaştırdı

Djokovic’in kariyerinde saha dışındaki olaylar da önemli rol oynadı.

Özellikle COVID-19 döneminde yaptığı açıklamalar ve aşı konusundaki tutumu yoğun eleştirilere neden oldu.

2022 Avustralya Açık öncesinde yaşanan vize krizi ve Avustralya’dan sınır dışı edilmesi, spor tarihinin en çok konuşulan olaylarından biri haline geldi.

Bunlara ek olarak alternatif sağlık yöntemleri hakkında yaptığı bazı açıklamalar da kamuoyunda tartışma yarattı.

Saha içinde de eleştirilen anlar yaşandı. 2020 Amerika Açık’ta topu kontrolsüz şekilde vurup çizgi hakemine isabet ettirmesi sonucu diskalifiye edilmesi de, kariyerinin en olumsuz hatırlanan olaylarından biri olarak kayıtlara geçti!.

Kaybederken çirkinleşmesi (özellikle 2020 öncesinde, artık daha olgun), Federer’i hedef alan demeçleri (rakibe saygı, Roger hiçbir zaman benzeri birşey yapmadı), babasının bile mikrofonlara “Federer için; “bu yaşa geldi, hala neden tenise devam ediyor, gitsin çocukları ile vakit geçirsin” söylemleri (işin komiği kendi de seneye 40 olacak ve hala devam ediyor) de bu antipatiye tuz biber ekti!.

Bu tür olaylar tek başına belirleyici olmasa da, hepsi birbirine bir bir eklenerek zaten oluşmuş olan olumsuz zinciri, algıyı daha da güçlendirdi.

Başarısı Bile Aleyhine Çalıştı

İşin ilginç tarafı, Djokovic’in fazla başarılı olması da bazı taraftarların ona mesafeli yaklaşmasına neden oldu.

Yıllarca Federer ve Nadal’ın kırılması imkansız görünen rekorları konuşuldu (tüm tarihin en iyisi mi görece ama bana göre gelmiş geçmiş en iyi return oyuncusu).

Ancak zaman içinde bu rekorların çoğunu Djokovic geçti.

En fazla Grand Slam şampiyonluğu.
En fazla hafta dünya 1 numarası.
En fazla Masters 1000 zaferi.

Hatta Golden Masters kazanan ilk ve tek sporcu da oydu (bir tenisçinin profesyonel kariyeri boyunca tek erkekler düzeyindeki dokuz farklı ATP Masters 1000 turnuvasının tamamını en az bir kez kazanması) ve tarihte bunu Jannick Sinner’e dek başarabilen 2’nci bir raket olmamıştı (en büyük rakipleri Roger ve Rafa dahil!).

Ve daha birçok istatistiksel üstünlük…

Bu durum özellikle Federer ve Nadal taraftarlarında doğal olarak bir savunma refleksi yarattı. Çünkü spor sadece rakamlardan ibaret değildir. İnsanlar sevdikleri sporcuların hikayelerine bağlanırlar.

Djokovic ise birçok kişinin kahramanının önüne geçerek o hikayenin sonunu değiştiren isim oldu ve nefret kazandı, Ve sporda birini tuttugunuz zaman, ona olan sevginiz ile en sert rakibe olan nefret de genelde aynı paralelde ilerliyor!. Mesela GS ve FB’lilerin birbirine bakışı…

Coğrafya Faktörünü de Unutmamak Gerek

Bir diğer önemli nokta ise Djokovic’in geldiği yer.

Federer Batı Avrupa’nın merkezinden, Nadal ise İspanya gibi tenis açısından büyük bir pazardan çıkmıştı.

Djokovic ise savaş sonrası dönemin zorluklarını yaşamış Sırbistan’dan geldi.

Batı merkezli spor medyasında Federer ve Nadal’ın hikayeleri daha kolay karşılık bulurken, Djokovic’in hikayesi aynı ölçüde romantize edilmedi ya da edilmek istenmedi!.

Bu nedenle birçok Novaksever gözlemci, küresel medyanın yıllar boyunca Federer ve Nadal’a daha sıcak yaklaştığını, Djokovic’in ise kendisini kabul ettirmek için daha fazla mücadele etmek zorunda kaldığını düşünüyor.

Peki Gerçekten Daha mı Az Seviliyor?

Küresel ölçekte bakıldığında cevap büyük ölçüde evet.

Genel popülerlik anketlerinde (hele de Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da) Federer ve Nadal, bariz olarak daha sempatik figürler olarak öne çıkıyor.

Ancak bu, Djokovic’in sevilmediği anlamına gelmiyor. Özellikle Sırbistan, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da o da son derece tutkulu bir taraftar kitlesine sahip.

Hatta bazı taraftarlar onu, kariyeri boyunca “yeterince takdir edilmemiş” bir sporcu olarak bile görüyor!.

Sonuç olarak;

Novak Djokovic’in Federer ve Nadal kadar sevilmemesinin arkasında tek bir neden yok.

Hikayeye sonradan dahil olması, oyun tarzının daha az romantize edilmesi, kort içindeki davranışları, kariyeri boyunca yaşadığı tartışmalar, medya anlatısı ve taraftar psikolojisi bu algının oluşmasında etkili oldu diyebiliriz.

Kısaca rekorlar belki O’nun ama kalpler başkasının… Nadal 22, Federer 20 ile bitirdiler kariyerlerini, onun 24 Grand Slam zaferi bile (hala da devam ediyor) “en az sevilen en başarılı olduğu” gerçeğini değiştiremedi 3.adamın!.

İşin paradoks kısmı; CV ve istatiksel anlamda (yukarida da bahsettik) bugün birçok kişi onu belki tenis tarihinin en başarılı oyuncusu olarak kabul ediyor ama başarı ile sevilmek her zaman aynı şey olamıyor!.

Djokovic de bunun belki de spor tarihindeki en büyük örneklerinden biri…

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: burak.belgen@abcspor.com

twitter: @BurakBelgen

Son Haberler

PIOR TIME DO MONDO, KAYBEDENLER KULÜBÜ: IBIS SPORT CLUB

Şampiyonlar Değil, "Kaybedenler" Kulübü: Dünyanın En Kötü Takımı Olup Bir Fenomene Dönüşmek! Spor dünyası bize hep aynı hikayeyi anlatır: Çok...

Benzer Konular