Uruguay, nüfusu yalnızca 3,5 milyon civarında olmasına rağmen dünya futbol tarihinin en büyük ülkelerinden biri olarak gösterilir. İki Dünya Kupası (onlara göre 4), 15 Copa América şampiyonluğu ve sayısız efsane futbolcu yetiştiren bu küçük Güney Amerika ülkesi, 2000’li yılların başında ise eski ihtişamından oldukça uzaktı.
İşte tam bu dönemde göreve gelen Oscar Washington Tabárez, yalnızca milli takımı ayağa kaldırmadı; adeta Uruguay futbolunu yeniden inşa etti.
Peki Tabárez döneminde yaklaşık bir asır önceki güçlü Uruguay ruhuna yeniden yaklaşan milli takım, onun ayrılığından sonra neden düşüşe geçti?
Aslında bu sorunun cevabı sanıldığı kadar basit değil.
Gerçekten Çöküş mü Yaşandı?
Teorik olarak bakıldığında “Tabárez gitti, Uruguay çöktü” demek doğru gibi görünse de, gerçekte yaşanan durum biraz farklıydı.
Asıl yaşanan; yaklaşık 15 yıl boyunca dünya futboluna damga vuran altın jenerasyonun doğal olarak sona ermesi ve bunun üzerine teknik direktör değişiminin eklenmesiydi.
Tabárez’in sistemi kadar, onun elindeki olağanüstü oyuncu grubu da Uruguay’ın başarısında belirleyici rol oynuyordu. Teknik adamın ayrılığı ile bu jenerasyonun aynı dönemde sahneden çekilmesi, geçiş sürecini çok daha sancılı hale getirdi.
Altın Jenerasyon Aynı Anda Yaşlandı
Tabárez döneminin omurgasını;
Luis Suárez
Edinson Cavani
Diego Godín
Fernando Muslera
Diego Lugano
Martín Cáceres gibi isimler oluşturuyordu.
Bu jenerasyon Uruguay’ı 2010 Dünya Kupası’nda yarı finale, 2011 Copa América şampiyonluğuna taşıdı ve yıllarca dünyanın en zor yenilen milli takımlarından biri haline getirdi. Ancak 2020’li yıllara gelindiğinde bu oyuncuların büyük bölümü ya futbolu bıraktı ya da fiziksel olarak eski seviyelerinden uzaklaştı.
Bir milli takım aynı anda hem kaptanlarını, hem liderlerini hem de karakterini kaybettiğinde bunun kısa sürede telafi edilmesi kolay değildir.
Tabárez’in Sistemi Sadece Taktikten İbaret Değildi
Oscar Tabárez’in başarısını yalnızca “sert savunma yapan teknik adam” diye açıklamak büyük haksızlık olur.
Asıl başarısı;
oyuncu yetiştirme sistemi,
milli takım kültürü,
altyapıyla A takım arasındaki bağlantı,
genç oyuncuların doğru zamanda takıma kazandırılması,
disiplin ve aidiyet duygusuydu.
2006 ile 2021 yılları arasındaki süreç, aslında Uruguay futbolu için dev bir proje niteliğindeydi. Bu yüzden Tabárez ayrıldıktan sonra yalnızca teknik direktör değişmedi; 15 yıldır işleyen sistem de doğal olarak sarsıldı.
** Tabárez görevde olduğu süreçte Arjantin tam sekiz, Brezilya ise beş farklı teknik direktör değiştirdi diye belirtelim.
Dört Diego’nun Takımı
Tabárez’in en başarılı Uruguay’ı, güç ile zekanın mükemmel birleşimiydi.
Takımın omurgasını oluşturan “Dört Diego” bunun en güzel örneğiydi.
Savunmada Diego Lugano ve Diego Godín, orta sahada savaşçı Diego Pérez… Hücumda ise tek bir dokunuşla maçın kaderini değiştirebilen Diego Forlán…
Bunlara Luis Suárez ve Edinson Cavani’nin bitiriciliği de eklenince ortaya dünyanın en komple milli takımlarından biri çıkmıştı.
Ancak futbolun değişmeyen tek gerçeği zaman; ve bu jenerasyonun da kullanım süresi doldu!.
Belki bunu söylemek acı ama aynı durum Tabárez için de geçerliydi. 75 yaşına yaklaşan deneyimli teknik adam hem sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor hem de hızla değişen modern futbola ayak uydurmakta zorlanıyordu.
Değişen Sadece Kadro Değildi
Uruguay’ın değişen yalnızca oyuncu profili değildi. Futbol kültürü de değişmeye başlamıştı.
Tabárez’in klasik Uruguay anlayışı sertlik, mücadele ve disiplin üzerine kuruluydu. Ancak yeni nesil daha teknik, daha yaratıcı ve daha sakin bir futbol anlayışıyla yetişti.
Bu değişimin en çarpıcı örneklerinden biri Arjantin karşısında alınan 3-0’lık yenilgiydi. Maçtan sonra Uruguay basınında en çok konuşulan konu skor değildi. Asıl eleştiri, Uruguay’ın yalnızca beş faul yapması ve tek bir sarı kart bile görmemesiydi!.
Çünkü Uruguay futbol kültüründe mücadele etmek, rakibe fiziksel üstünlük kurmak ve pes etmemek adeta milli kimliğin bir parçası olarak görülüyordu (isyankar).
Asıl Miras Kupalar Değildi
Oscar Tabárez’in en büyük başarısı belki de kazandığı kupalar bile değildi.
Göreve gelir gelmez hayata geçirdiği “Milli Takımların Kurumsallaşması ve Oyuncu Gelişim Projesi”, Uruguay futbolunun kaderini değiştirdi. 15 yaş altından A Milli Takım’a kadar bütün yaş grupları aynı sistem altında toplandı.
Tabárez’in “El Maestro” lakabını almasının nedeni de buydu. O sadece teknik direktör değil, aynı zamanda bir öğretmendi. Bugün Uruguay Milli Takımı formasını giyen hemen hemen her oyuncu onun kurduğu sistemden geçti diyebiliriz.
Diego Alonso Geçişi Yönetemedi
Tabárez sonrası göreve gelen Diego Alonso, büyük beklentilerin altında kaldı. 2022 Dünya Kupası’nda Uruguay grup aşamasında elenirken en büyük eleştiri, takımın hala yaşlanan yıldızlara bağımlı olmasıydı.
Üstelik yeni jenerasyon henüz takımın liderliğini tamamen devralamamıştı.
Uruguaylı teknik adamın global anlamda büyük bir şöhreti, hatta hiçbir Avrupa geçmişi yoktu belki, ama kıta içinde Pachuca (2 kez), Monterrey ile CONCACAF Şampiyonlar Ligi kazanmış, ülke futbolunu da yakından tanıyan içlerinden biriydi.
Kısa sürede sonuç alabilen bir teknik direktör olarak görülüyordu. Dünya Kupası elemelerinde yalnızca dört maç kalmıştı; federasyon uzun vadeli bir proje yerine hızlı etki yaratabilecek bir isim arıyordu ve nitekim; göreve geldikten sonra son dört eleme maçını kazanarak Uruguay’i 2022 Dünya Kupası’na taşımayı başardı da!.
Federico Valverde, Darwin Nunez, Manuel Ugarte ve Rodrigo Bentancur gibi isimler çok büyük yeteneklerdi. Fakat Suárez, Cavani ve Godín’in yıllarca oluşturduğu liderlik kültürünü hemen bir turnuvada devralmaları kolay değildi!.
Sorun oyuncu eksikliği değildi. Sorun, karakter değişimiydi.
Bielsa ile Yeni Bir Kimlik Arayışı
Marcelo Bielsa’nın göreve gelmesiyle birlikte Uruguay bambaşka bir futbol oynamaya başladı. Önde baskı yapan, rakibini boğan, çok daha cesur bir takım ortaya çıktı.
Dünyanın en iyi teknik direktörlerinin “en iyiler” listesinde zirvede yer alan; neredeyse her büyük hocanın idol ya da ilham kaynağı olarak gördüğü kurt teknik adam, kağıt üzerinde belki de yapılabilecek en doğru tercihti.
2024 yılında Brezilya ve Arjantin’e karşı oynanan etkileyici maçlar bunun önemli örnekleriydi. Ancak Bielsa’nın yoğun çalışma temposu ve katı sistem anlayışı zaman zaman oyuncularla arasında gerilim yaşanmasına da neden oldu.
En az çeyrek final hedefi ile geldikleri Dünya Kupasında daha ilk turda elenince de görevine son verildi.
Sonuç: Sorun Yetenek Değil, Kimlik
Bugünkü Uruguay’ın en büyük sorunu oyuncu kalitesi değil.
Federico Valverde, Darwin Núñez, Ronald Araújo, Manuel Ugarte ve Rodrigo Bentancur gibi dünya çapında isimlere sahipler (belki sadece o birbirinden bitirici top class forvetlerde bir eksik halka vardı denebilir).
Asıl eksik olan şey, Tabárez dönemindeki ortak karakter, liderlik kültürü ve sürdürülebilir futbol kimliği. Oscar Tabárez, küçük nüfuslu bir ülkeyi disiplin, karakter ve planlamayla dünya futbolunun elitleri arasına taşımayı başardı.
Onun ardından gelen teknik adamlar ise kaliteli futbolcular bulmalarına rağmen aynı kültürel sürekliliği henüz oluşturamadılar.
Bu yüzden “Uruguay çöktü” demek doğru olmaz sanki…
Aslında Uruguay yalnızca 2010-2018 arasındaki olağanüstü seviyesinden, dünya futbolundaki doğal yerine geri döndü.
Belki de önümüzdeki yılların en büyük sorusu şu olacak: Uruguay yeniden Tabárez’in inşa ettiği karakteri modern futbol anlayışıyla birleştirebilecek mi?
Diego Forlan Devam Edecek mi?
47 yaşındaki eski efsane forvet, yaklaşan elemeler öncesinde ülkenin 20 yaş altı takımını çalıştırdığı mevcut görevini de bu rolle birlikte yürütecek. Forlan’ın, federasyon kalıcı bir halef ararken La Celeste’yi sonbahardaki bir dizi hazırlık maçında yönetmesi bekleniyor. Yeni ismin ise 2026’nın sonları ya da 2027’nin başlarında görevi devralması bekleniyor.
Eğer yeni teknik adam Diego Forlan bu iki modeli ustalıkla harmanlarsa, La Celeste’nin yeniden dünyanın zirvesine çıkması hiç de sürpriz olmayacaktır!.
Her ne kadar görevlendirme geçici olarak açıklansa da, ben bunu bir deneme süreci olarak görüyorum. Eğer başarılı sonuçlar alırsa, zaten ülkede çok sevilen ve oyuncular üzerinde önemli bir ağırlığı olan bir isim olduğu için görevine devam edebileceği kanaatindeyim.
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter: @BurakBelgen
