BİR BAHAR AKŞAMI RASTLADIM SİZE !

Okunması Gerekenler

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı...

ERROR BULUT

ERROR BULUT Yüz güzelliği mi iç güzelliği mi meselesiyle uzaktan- yakından bir alakası yok ama "boyu mu, işlevi mi" meselesini...

AYAN, PİNHAN VESAİRE

AYAN, PİNHAN VESAİRE “Reklam, talep yaratma sanatıdır.” American Marketing Association (AMA) reklamı bu sözlerle tanımlar. Reklam ve genel olarak pazarlamayı ele aldığınızda...

brunoBir bahar akşamı rastladım size / Sevinçli bir telaş içindeydiniz / Derinden bakınca gözlerinize / Neden başınızı öne eğdiniz ? Şimdi soruyorum büküp boynumu / Daha önceleri neredeydiniz ? Zaman nasıl da değiştiriyor herşeyi çaktırmadan çaktırmadan ? Kaldı mı böyle bir aşk, kaldı mı böyle mahçup bir aşık, kaldı mı böyle naif bir güfte ?

Ben anımsamıyorum bu kadar eskileri. Ben 80’lerin aşklarını ve şarkılarını hatırlarım. Camdan cama, damdan dama manitayla kesişme, sevipte söyleyememe dönemleri. “Sevgiliye Aşk Mektubu Örnekleri” diye meşhur bir kitap vardı. “Sayın Bayan” diye başlayan mektup örnekleri doluydu içi, kendi durumuna en uygun olanı yeniden düzenleyip kokulu mektup kağıdına aktardıktan sonra mahallenin ufaklıklarından biriyle bakkala yalnız giden kızın eline mektup tutuşturarak açılırdın kıza. O dönemin aşkları böyleydi, kavuşamamaksa kanayan yaraydı zağar şarkılar da acılıydı. Bir Bahar Akşamı misali naif bir güfte yok, daha tuhaf bir ajitasyon var şarkılarda : Kızla oğlan birbirlerini seviyor, ama oğlan şoför diye vermiyorlar kızı, babası “Berduş’a verecek kızım yok benim” diyor. Nasıl oluyorsa oğlan kızı kaçırmayı da beceremiyor, muhtemelen parasızlıktan. Oysa kız da çalışsa oğlan da çalışsa gül gibi geçinip giderler, taksitlerini de öderler ama ihtimal oğlanın düzenli bir işi yok ya da olamıyor, bu da kızın babasının Berduş demekle ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Neyse kızı başka bir oğlanla evermeye kalkıyor zalim babası. Kız da direnememiş babasına, bi düğün salonu tutuluyor, oğlan da düğüne geliyor gizli gizli seyrediyor kızı bağrına taş basa basa ya da daha da ileri gidiyor, düğünde kızın şahiti bile oluyor. Düğünlerde söylenen şarkılar da zaten anlatılan bu hikaye veya türevleri. O şarkı çalarken damat da kıllanıyor mu acaba, bizim hatunun eski yavuklusu bir yerlerden seyrediyor mu diye şimdi aklıma geldi ? Şarkıları söyleyenler adına Piyanist Şantör denilen beyaz takım elbise, beyaz ayakkabı, beyaz çorap giymiş, janti bir sakal bırakmış, saçını ortadan ayırmış,ense kısmı biraz aşağı salınmış traşlı ve yakışıklı abilerdi. Kenan Kalav’ın o yıllardaki halini hatırlayın tarz aynen bu. Dönemin en havalıları da onlar. Müthiş. Düğünde, restoranda gözler hep onun üstünde. O dönemin teknolojisiyle alakası olsa gerek mikrofondan S sesi çok farklı çıkıyor. Farklı güzel bir tiz “S”. Önce bir mikrofon akortu başlıyor : Bir ki SeSSS kontrol, , bir ki SeSS kontrol, sonra başlıyor şarkı söylemeye, alayına SSS: ÖnSe bir kaçSS damla yaSSS, GöSSSlerimden SüSSüldüüü İnanmadım yıkıldım, SSSenin miydi bu düğün ?? Dışarda bir yaSSS yağmuru, YaSSS Ssokkaklar SSEnSSiSS benSSiSS Aksam olmuSS ılık rüSSgar Tavernalar SSenSSiSS benSSiSS !

Şimdiki şarkılardan tema olarak çok farklı tabii, yenilerde acı yok ama bir vurdumduymazlık, bir tınlamama durumu var. Şöyle ki, Kezban kızımız sevgilisinden ayrılmış; “takmıyorum, amaaan, bana çocuk mu yok, koluma takarım bi tane daha, bebeğe gideriz, oraya buraya gideriz,bak ne unutkanım”.diye bir de nispet yapıyor. Herşey çok hızlı değişmiş de yavaşmışçasına fazla farkedememişiz. Futbol da öyle değil mi ? Can Bartu çıkar tv’de anlatır, soba boyasıyla topun boyanıp maçların yapıldığı günleri, topa bi çaktın mı kaval kemiğinin sızladığı dönemleri, soyunma odasındaki suyun sadece abilere yettiği, çömezlerin soğuk suyla duş aldığı günleri, para için değil forma için sahada savaşılan günleri.

Yetişemedik o yıllara… 80’ler İsmail Kartal’ın da sağ bekte oynadığı yıllardı. O dönemin futbolu da başkaydı, hocaları da başka taktikleri de seyircisi de başka. Fizik gücü, pres diye bir şey yok. Rakip nasıl olsa kaptırır o topu, bi şekilde kaparsın yani sonra sen Fenerbahçesin, yapmışsın 15 -20 tane transfer, hepsi de çalım atar adam geçer, top cambazı kendi çapında. Durmuş Ali Çolak’lar, Erdi’ler, Ali Nail’ler, Aygün’ler, Ümit Birol’lar falan, mutlaka atarsın golü. Olmadı mı olmaz, maya tutmadı mı tutmaz anasını satayım. Takim da işler kötü gider başkan önce takımın bekleneni veremeyen yıldızını atar gladyatörlerin önüne, hooopp kadro dışı. Ardından da hocayı kovar. Seyirci aynı, hep haklı: Önce devrin arabesk anlayışına uygun acılı bir tribün şarkısı yankılanır : “Senin sevginle geldik bu şerefsiz dünyaya, konuşmayı öğrendik ilk sözümüz kanarya” Bir kaç sene de şampiyon olunmamış tabii onun da acısı yürekte devam eder şarkı: “Bu sene son olmalı arkası olmamalı, söyletme artık Fener acı hasret şarkısı”. Ardından bakar ki bu acı Çekme işinin bi sonu yok başlar gamataya : “En büyük taraftar futbolcular sahtekar”. “Fiş fiş fişekler, milyarlık eşekler”. Aslında takım kurmak zor bir şey değil o yıllarda. Kaleye yabancı kaleci koyarsın, bi tane Oviç.

Önüne uzun boylu bi stoper, stoperin yanına 25-30 metre topu ayağa gönderebilen daha kısa bi libero, iki tane kısa bek, önlerine iki tane hızlı koşan, çalım atan kanat, ileriye bi santrfor uzun boylucana, arkasına da “ben sadece pas atarım” diyen eli belinde gezen bi 10 numara. Herkes koşsun diye birbirine bakar, kanat bekini değil orta yaparken yarı sahayı geçtiğini nadiren görürsün, benim işim defans yapmak der, “ileri gitmek Rix* Abi”derler, gittin mi bir de geri dönmesi var ya bu işin ?Doğal olarak kanat forvet de gerilere pek gelmez, santrfor uzun süre top alamazsa can sıkıntısından orta sahaya kadar gelirse gelir, o da can sıkıntısında ha; kornerde defansa yardıma gelmek falan hak getire. Hoca der ki, topu alan 10 numaraya versin, o bilir n’apacağını, ya defansın arkasına bi top atar, ya da kanat forvetleri kaçırır, ordan kabalama penaltı noktası civarına kesilmiş bir orta, santrfor yakaladı attı attı, atamadı hadi dene bir daha. 70 den sonra diller bi karış dışarıda. Yeter artık hoca yoruldu millet, hücumların etkisi de azaldı, stoper bağırıyor ordan : – Laaaann, Allah’ını seven defansa gelsin. Neyse hoca 3 tane birden değiştiriyor ki biri zaten “Pır Pır, sırf o dakika da oyuna girsin diye alınmış bir oyuncu, herkes biliyor 70’de oyuna gireceğini. Baskı artıyor, rakip yerleşiyor, bu sefer de kanat forvetler adam geçemiyor ve hemen müthiş plan devreye konuyor: sol ayaklı adamı al, sağ bekin üstüne sal ya da tam tersi sağ ayaklı adamı al sol bekin üstüne sal. Oldu oldu, olmadı önümüzdeki maçlara bakıcaz abi.

Öyle veya böyle beğenin beğenmeyin bir plandan bahsettim. Bir taktikten bahsettim. İsmail Kartal en azından bu günleri gördü, Aykut Kocaman’dan Ersun Yanal’dan falan bir şey öğrenmediyse. Tesadüfen bi ters ayak numarası hatırladı, bir de gol geldi o taraftan tamamen tesadüf ha, kendisi gibi sahayı dışardan görmeyi bir türlü beceremeyen iki üç meslekdaşının poh pohuyla geldi gaza Yürü Be İsmail, Allah Allah Allah ! Sahadaki Fenerbahçe’ye bak, fizik, kondisyon 80’ler. Ne yaptığı belli olmayan bir takım. İsmail kalmış oralarda. Ters ayak numarasıyla falan iş götürecek. Ben Eskişehir’de 80’lerdeki acıların takımını gördüm. Acıların hocasını da görseydim keşke, onu da göremedim, hoca da yoktu. Futbolun içinden gelmiş bir adam futbola bu kadar mı yabancı olur ?

Lig bitiyor İsmail Kartal, sen hala takımın iskeletiyle oynuyorsun. Şimdi mi aklına geldi Hasan Ali ? İki haftadır yardıran Mehmet Topuz nerede ? Takımın bankosu dediğin Kuyt neden sağ kanatta değil ? Neden aklına gelmez Caner’i sol beke, kendi yerine çekmek ? Defansın bel kemiği Egemen nerede ? Kim toplayacak Alves’i ? Kuyt’ı küstürdün Egemeni de mi küstüreceksin ? Sahada Alper dökülüyor, kötü gününde çocuk, bir türlü göremiyorsun. Orta sahada iki pas yapamıyorsun, Diego nerde ? Hadi onu da geçtim Emre’yi neden aldın oyundan, Emre’yi aldıysan Selçuk’un ne işi var bu maçın bu dakikasında sahada ? Şu Eskişehirspor’a içerde dışarıda çakmayan kalmadı, yazık ki ne yazık.

Bir de utanmadan maç sonu; 1 puan aldık diyorsun. Yuh sana be. Yetkililere burdan sesleniyorum, bu adamın kaçıncı maç sonu gafıdır bu, “Lütfen biri şunu sustursun, konuştukça batıyor”. Şimdi ben kime kızayım; iyi niyetinden zerre şüphe duymadığım, Fenerbahçe için bütün yoğunu ( zira varı yok )ortaya koyan İsmail’e mi süper ligde hiç bir kulüp çalıştırmadan Onu Fenerbahçe’nin başına koyup taraftara layık görene mi ? “Derince bakınca gözlerinize neden başınızı öne eğdiniz” diyecek kadar naif bir havada değilim, 80 lerden bir şarkıyla veda diyorum: Rezil olmuş gidiyorsun, bana veda ediyorsun, sakın ağlama diyorsun, yok valla ağlamam emin ol, yolunuz açık olsun, hadi annem, hadi babam, selametleee ! Ha bir de : – Sağol be İsmail Abi, nostalji yaptık sayende. Atalantaya 1990’da 90.dakikada attığın şeref sayımızı da unutmadık ha.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

bruno.monte@abcspor.com

@BrunoMonte1907

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

TERLİKLİ DAMAT

Aslında Fenerbahçe doğru transfer dokunuşları yaptı sezon öncesi. Kangrenleşen sol bek sorununu iki tane iyi isimle çözdü. Stoper sıkıntısı...

ERROR BULUT

ERROR BULUT Yüz güzelliği mi iç güzelliği mi meselesiyle uzaktan- yakından bir alakası yok ama "boyu mu, işlevi mi" meselesini çok andıran bir sorunsal daha...

AYAN, PİNHAN VESAİRE

AYAN, PİNHAN VESAİRE “Reklam, talep yaratma sanatıdır.” American Marketing Association (AMA) reklamı bu sözlerle tanımlar. Reklam ve genel olarak pazarlamayı ele aldığınızda en kısa ve en efektif...

5 YILLIK HASRET BİTTİ

5 YILLIK HASRET BİTTİ Sezonun 2. haftasında son şampiyon Başakşehir sahasında Galatasarayı ağırladı. Maça iki takımda dengeli başladı. Ortasaha mücadelesi ile geçen ilk 10 dakikada iki...

İKİDE İKİ

İKİDE İKİ Haftaiçi Avrupa Ligi ön elemeleri, haftasonu lig maçları derken yoğun bir temponun içine giren Galatasaray ilk iki maçı kazasız atlattı. Haftaiçi Bakü, bu...

Benzer Konular