Olimpiyatların ikonik siyahi sporcuları denildiğinde akla ilk gelen isimlerden biri, kuşkusuz Jesse Owens’tır.
Hitler’e kendi mabedinde kabus yaşatan Amerikalı efsane, 100 m, 200 m, uzun atlama ve 4×100 m bayrak yarışlarında dört altın madalya kazanmış, Nazi Almanyası’nda, ırkçı ideolojinin gölgesinde elde ettiği bu başarı, spor tarihinin en sembolik anlarından biri olmuştu.
1960 Roma Olimpiyatları’nda 100 m, 200 m ve 4×100 m’de üç altın kazanan, çocuk felci geçirmiş bir çocuğun dünyanın en hızlı kadınına dönüşmesinin ilham verici hikayesi Wilma Rudolph ile, aynı edisyonun boks efsanesi Muhammed Ali de uzak dönemin en popüler siyahi olimpik yıldızlarıydı.
Ama biri daha vardı ki; 1948 Londra Olimpiyatları’nda, yüksek atlamada altın madalya kazanan ilk siyahi kadın şampiyon olarak tarihe geçen Alice Coachman.
O zamanlarda ırkçılığın fazlasıyla hakim olduğu ABD’de yetişmiş ve çıplak ayakla antrenman yaptığı dönemden Olimpiyat altınına uzanan ilham verici bir hikayenin ana kahramanı idi ikonik sporcu.
Toprak yollarda kendi başına antrenman yapıp, ev yapımı engeller (çubuklar ve paçavralar) kullanarak başarmıştı bu şampiyonluğu… 10 çocuklu bir ailenin 5. çocuğuydu ve babası başlangıçta güvenliği için spor yapmasını hiç desteklememişti.
Yüksek atlamada 1.68 metre ile rekor kırarak altın madalya kazanırken, bu zafer sadece bir sportif başarı değildi. Aynı zamanda siyahi kadınlar için yeni bir yol açıyor, eşitlik ve ilhamin sembolü haline geliyordu Alice.
1952’de Coca-Cola ile ürün sponsorluğu anlaşması yapan ilk siyah kadın atlet de oydu. O artık renktaşları için bir rol model, bir öncüydü.
Olimpiyatlar öncesi, “sadece beyazlar için” olan tesislere giremediği zamanlardan, Kral VI. George’dan madalyasını alacak irtifaya yükselmişti azmi sayesinde…
İlk olmak, sadece madalya kazanmak değil; geleceğe de ilham bırakmaktır!.
Alice Coachman dq pistte yükselirken sadece 1.68 metereyi değil; önyargıları, engelleri ve korkuları da geçerek, bize hayallerin gücünü ve cesaretin sınır tanımadığını göstermişti tam 75 sene öncesinde…
