https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

LİVERPOOL’UN AVRUPA MACERASI NASIL BAŞLADI?

Okunması Gerekenler

Avrupa Serüveninin Başlangıcı: Liverpool’un Kıtanın Zirvesine Uzanan İlk Adımları

Altı kez Şampiyon Kulüpler Kupası/Şampiyonlar Ligi şampiyonu, üç kez UEFA Kupası sahibi; kıtasal zaferlerle ve projektörler altındaki unutulmaz gecelerle özdeşleşmiş bir kulüp… Söz konusu Avrupa müsabakaları ve deneyimi olduğunda, kıta genelinde çok az takım bu kadar köklü bir geçmişe sahiptir. İstanbul’daki inanılmaz gece, St-Étienne karşısındaki tribün kükremeleri ve Heysel’in hüzünlü trajedisi ilk akla gelenler…

Ancak her yolculuk, atılan ilk ürkek adımla başlar. Liverpool için bu büyük bilinmeyene yapılan ilk yolculuk, 1964 yazında başladı. “Fab Four” (Muhteşem Dörtlü) dünyayı fethetmeye başlarken tüm ülke Beatlemania fırtınasının etkisi ile Liverpool, Ada’in merkez üssü haline gelmiş ve İngiltere’nin kültürel başkenti unvanını (en azından “Swinging Sixties” dönemi tam anlamıyla patlayana kadar) Londra’nın elinden almıştı.

Liverpool pop müzik sahnesine hükmederken, futbol dünyasında da fırtınalar estiriyordu. Bill Shankly, 1962’de Liverpool’u İkinci Lig şampiyonluğuna taşıyarak Kırmızıları yeniden ait oldukları yere getirdi. İnanılmaz bir şekilde, sadece iki sezon sonra Liverpool, o sezon toplamda 92 gole imza atan Roger Hunt, Ian St John ve Alf Arrowsmith’in golleriyle 1947’den bu yana ilk kez İngiltere şampiyonu oldu.

Bu şampiyonluk, Liverpool’a Avrupa sahnesinin kapılarını açtı; kıtanın en iyilerine karşı Şampiyon Kulüpler Kupası’nda mücadele etme hakkı kazandılar. O dönemde bu turnuva, tamamen lig şampiyonlarının katıldığı ve en baştan itibaren eleme usulüyle oynanan bir organizasyondu. Grup aşaması yoktu, seribaşı uygulaması yoktu.

Bugün Liverpool’u Avrupa kupalarında “bilinmeyen bir denklem” olarak hayal etmek imkansızdır; ancak Shankly 1964’te o şampiyonluğu kazanana kadar Liverpool’un uzun yıllar alt liglerde bocaladığını unutmamak gerekir.

İngiliz takımlarının Avrupa’daki ilk maceracı adımları atarken, Liverpool Scunthorpe, Plymouth ve Rotherham gibi çok daha az gösterişli şehirlerde İkinci Lig mücadelesi veriyordu. Ancak üç sezon içinde her şey değişti ve Liverpool artık Avrupa’nın devleriyle aynı sahadaydı!.

Turnuva bir ön eleme turuyla başladı; ancak geçen sezonun şampiyonu Internazionale dışındaki tüm takımlar bu tura dahil olduğu için aslında tam bir eleme turuydu. Seribaşı sisteminin olmaması nedeniyle Liverpool teorik olarak Real Madrid veya Benfica gibi devlerden biriyle çekilebilir ve macera başlamadan bitebilirdi.

Ancak büyük balıkları teğet geçtiler ve ilk Avrupa seferlerine, İzlanda şampiyonu KR ile eşleşerek Reykjavík deplasmanıyla başladılar.

O sezon KR, Şampiyon Kulüpler Kupası’na katılan ilk İzlanda takımı olmuştu. Bu nedenle o dönemde bu adaya yolculuk etmek hiç de alışıldık bir durum değildi. Şimdilerde Liverpool’dan İzlanda’ya direkt uçuşlar olsa da, o yıllarda seyahat etmek oldukça meşakkatliydi. Liverpool’dan yola çıkan takım önce Manchester’a geçmiş, Manchester’dan Londra’ya, Londra’dan Prestwick’e uçmuş ve ancak oradan Reykjavík’e ulaşabilmişti.

Ve nihayet 17 Ağustos 1964’te Liverpool, 10.000 seyircinin önünde Reykjavík’in yeşil çimlerinde ilk resmi Avrupa maçına çıktı. İlk maçın gerginliği ve tecrübesizlik takımı etkilemişti; soyunma odasına giderken Liverpool’un sadece 1-0’lik üstünlüğü vardı. Ancak ikinci yarıda fiziksel kalite ve tecrübe farkı ortaya çıktı; Wallace ve Roger Hunt’in ikişer golüyle sahadan 5-0 galip ayrıldılar.

Bir ay sonra İzlandalılar Anfield’a uzun bir seyahat gerçekleştirdi ve Ian St John’in iki gol kaydettiği maçı 6-1 kaybederek elendiler. Turnuva daha şimdiden son 16 takıma inmişti ve birinci tur kuraları bekleniyordu.

Bu kez Liverpool bu kadar kolay bir rakip çekmeyecekti. Kader karşılarına Belçika şampiyonu Anderlecht’i çıkardı. Bu takım, sonraki dört sezonda da Belçika Ligi’ni şampiyon tamamlayacak ve hala kırılamayan bir ulusal rekora imza atacaktı.

Takımın başında, kulüp kariyerinde 457 maçta 233 gol atan efsanevi Paul Van Himst vardı. Kadro o kadar güçlüydü ki, 1964 yılında Belçika’nın Hollanda ile oynadığı milli maçta, sahaya çıkan 11 oyuncunun 10’u Anderlecht forması giyiyordu. Anderlechtli olmayan tek oyuncu Standard Liège’in kalecisi Guy Delhasse idi ancak o da maç sırasında yerini Jean-Marie Trappeniers’e bırakmıştı —ki o da tabii ki bir Anderlecht oyuncusuydu.

25 Kasım’daki ilk maç için Anfield’da sahaya çıkma vakti gelmişti. Doksan dakika sonra Liverpool; St John, Hunt ve Ron Yeats’in golleriyle Belçika devini 3-0 mağlup etmişti.

Brüksel’deki 1-0’lik galibiyet, Liverpool’u dörtte dört yaparak çeyrek finale taşıdı. Avrupa futboluna çabuk uyum sağlamış görünüyorlardı. Ancak artık zayıf halkalar elenmiş ve turnuva Real Madrid, Benfica ve Inter gibi devlerin yer aldığı son aşamaya gelmişti. Temenni, bu üçlüden kaçınmaktı.

Kura şansı yardım etti; Real Madrid ile Benfica birbiriyle eşleşti, bu da devlerden birinin eleneceği anlamına geliyordu. Inter, İskoç şampiyonu Rangers’i çekerken Liverpool’un payına Almanya şampiyonu Köln düştü. En zor kura değildi ama kolay da sayılmazdı.

Köln, 1963’te kurulan Bundesliga’nın ilk şampiyonu olarak turnuvaya katılmıştı. Almanya’daki 0-0’lik beraberliği, Merşeyside’daki aynı skor takip etti; 180 dakikalık futbolun ardından tabela değişmemişti. O dönemde penaltı atışları olmadığı için sonraki adım tarafsız bir sahada yenileme maçı (play-off) oynamaktı.

25 Mart 1965’te Liverpool ve Köln taraftarları, belirleyici maç için Feyenoord’un De Kuip stadyumunda buluştu. Ama maçın normal süresi ile uzatmaları 2-2 berabere bitti.

Peki, berabere biten bir Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek final yenileme maçı nasıl sonuçlandırılırdı? Penaltı atışları henüz icat edilmediği için iş, sahanın ortasında, kameraların önünde yazı-tura ile belirlenecekti!.

Takım kaptanları Ron Yeats ve Hans Sturm hakemin yanına geldi. 48.000’den fazla taraftar nefesini tutup bir işaret bekledi… Ve ardından Liverpool oyuncuları sevinçten havaya sıçradı. Kırmızılar, Yeats ve “tura” sayesinde Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale yükselmişti.

Yarı finale yükselen diğer takımlar; son şampiyon Inter, iki kez şampiyon Benfica ve ligi ilk kez kazanan Macar ekibi ETO Győr idi. Liverpool, kura sonucunda Inter ile eşleşti.

Bu takım, bir önceki yıl Şampiyon Kulüpler Kupası’nı Real Madrid’i 3-1 yenerek müzesine götürmüştü. Başlarında, savunmaya libero rolünü ekleyerek catenaccio taktiğini bir sanat formuna dönüştüren dünyanın en saygın menajeri Helenio Herrera vardı.

Takım kalite fışkırıyordu: Sarti, Burgnich, Facchetti, Picchi, Corso, Mazzola, Suárez ve Jair… Milan’ı 5-2 mağlup etmişlerdi ve Serie A şampiyonluğuna koşuyorlardı.

Liverpool’da resmi olarak 54.000 taraftar Anfield’i doldurmuştu ama muhtemelen içeri sıkışan sayısı çok daha fazlaydı.3-1 ile Liverpool, Milano deplasmanına avantajla, iki farklı üstünlükle gidiyordu; bu da catenaccio ustalarının kabuklarından çıkmak zorunda kalacağı anlamına geliyordu.

İtalyan basını ise umudunu kaybetmedi ve Liverpool’u tehditvar ve sert bir dille uyardı: “Kazanmanıza asla izin verilmeyecek!”

Kırmızılar, San Siro’da 76.000 taraftarın önüne çıkmak zorundaydı. Maçın hakemi ise İspanyol José María Ortiz de Mendíbil oldu.

Birdenbire biraz da şaibeli 2 Inter golüyle, Liverpool’un iki farklı avantajı sadece 10 çılgın dakikada eriyip gitmişti. Sonra 1 gol daha ve maç 3-0 bitti. (Ian St. John’in attığı bir gol ise bilinmeyen bir faul gerekçesiyle iptal edildi). O gece San Siro’dan kalan son görüntü, Ron Yeats’in hakem Ortiz’i kovalayıp tekmeler savurarak “El Bastardo” diye bağırmasıydı!.

İlginçtir ki, o dönemde Inter’in kulüp sekreteri olan İtalo Allodi, daha sonra 1973’teki meşhur Juventus-Derby maçı da dahil olmak üzere şike skandallarıyla suçlanacaktı. Hatta UEFA ve gazetecilik incelemeleri, Solti’yi 1963 ve 1967 yılları arasında rüşvet teklif etmekten suçlu buldu. Bunların hiçbiri o gece kastı bir şikenin yapıldığını kesin olarak kanıtlamasa da, şüphe bulutları varlığını hep korudu!.

Shankly bir efsaneydi, ama Liverpool 6 kez olsa da, maalesef o Şampiyon Kulüpler Kupası’nı hiç kazanamadı.

Sonuç olarak; İikler unutulmaz ve her şey: az bilinen İzlanda’yı ziyaret etmekle, yazı-tura atışıyla tur atlamakla, Anfield’in şahit olduğu en büyük gecelerden biriyle ve biraz da şüpheli koşullarda sona eren o ilk adımla başlamıştı!.

Son Haberler

BİTİK

İsmail Kartal'ın ayrılığı sonrası en azından biraz daha mücadele eden, biraz daha isteyen bir takım beklentim vardı. Özellikle yabancı...

Benzer Konular