https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SARI-KIRMIZI İLE YEŞİL-BEYAZIN KAVGASINDAN BORDO-MAVİ BİR EFSANEYE

Okunması Gerekenler

Bugün tüm Türkiye’ye yayılan o asi, gururlu ve kavgacı futbol tutkusunun kökleri, bir stadyumun yeşil çimlerinden ziyade Trabzon’un tozlu mahalle meydanlarına dayanır. Her büyük imparatorluk gibi, Türk futbolunun Anadolu’daki bu devrimci hikayesi de kanlı canlı bir rekabetin, inatlaşmaların ve nihayetinde zorunlu bir kader ortaklığının küllerinden doğdu.

1930’lardan itibaren Trabzon’un sokakları iki renge ve iki kültüre bölünmüştü: İdmanocağı ve İdmangücü. Şehrin aydınlarının, öğretmenlerinin ve esnafının arkasında kenetlendiği bu iki ezeli rakip, Kavak Meydanı’ndan başlayarak tüm şehri “Ocaklılar” ve “Güçlüler” olarak ikiye ayırmıştı.

O dönem Trabzon’da çocuk olmak, mahalle maçlarında bile İstanbul’un devlerinin yerel birer yansıması gibi taraf olmak demekti. Yerel liglerin bu iki mutlak hakimi, zirveyi kimseye bırakmıyor; ancak birbirlerini tüketerek büyüyordu.

Ama 1967’deki tarihi birleşme; yani Kavak Meydanı’ndaki o yerel inatlaşma, bugün tüm ülkeye ezber bozan bir futbol kültürünün mirasını bıraktı.

** Trabzon’un futbol kültürünü ve bugün tüm ülkeye yayılan futbol tutkusunu var eden o efsanevi rekabetin dinamikleri şöyle özetlenebilir.

Kulüplerin Kuruluşu ve Renkleri İdmanocağı (Sarı-Kırmızı)

20 Ocak 1921’de muallimler ve tüccarlar tarafından kuruldu. Tescil edilen ilk Anadolu kulüplerinden biri olmasıyla bilinir.

İdmangücü (Yeşil-Beyaz)

1924 yılında İdman İrfan Yurdu adıyla kurulan, 1925’te adını İdmangücü olarak değiştiren kulüp, kısa sürede İdmanocağı’nın en büyük rakiplerine dönüştü.

Şehrin İkiye Bölünmesi: “Ocaklılar” ve “Güçlüler”

1930’lu yıllardan itibaren zirveye tırmanan bu rekabet, sadece bir sahadaki müsabaka olmaktan çıkıp tüm şehri kapsayan bir yaşam tarzına dönüştü: Trabzon adeta “Ocaklılar” ve “Güçlüler” olarak iki kamp ahlakıyla yaşardı.

Maçların oynandığı Kavak Meydanı ve sonrasındaki Şehir Stadyumu (Avni Aker’in ilk halleri) günlerce bu derbinin heyecanıyla yatıp kalkardı.

Kurucu Bağları ve Okul Kültürü

İdmanocağı’nın kurucularının ve önde gelen üyelerinin çoğunluğu İstanbul’daki Galatasaray Lisesi (Mekteb-i Sultanî) kökenli insanlardan oluşuyordu.

Hatta kulübün renklerinin sarı-kırmızı seçilmesi bile doğrudan Galatasaray sevgisinden ve o ekolden geliyordu.

Doğal olarak İdmanocaklılar İstanbul’da Galatasaray’ı benimsemişti.

Mesela o zamanlar Süleyman Rıza Galatasaray Lisesi öğrencisi. Sonradan İdmanocağı’nın kuruluşunda rol oynuyor. Kendi imkanları ile 1924 Olimpiyatlarına katılan ve yayımlanmış kitapları bulunan bir rol model.

Kutuplaşmanın Doğal Sonucu (“Biz Galatasaraylıysak, siz ötekisiniz”)

Trabzon gibi rekabetin ve mahalle aidiyetinin en üst düzeyde yaşandığı bir şehirde, bir taraf sarı-kırmızı olup Galatasaray’ı tutunca, rakipleri olan İdmangüçlülerin Galatasaray’ı desteklemesi imkansız hale gelmişti.

Kendilerine hem sahada hem de sosyal hayatta zıt bir kutup arayan İdmangüçlülerde, İdmanocaklılar kadar mutlak bir aidiyet olmasa da, hatırı sayılır bir kesiminin Fenerbahçe’yi tuttuğunu söyleyebiliriz.

Şehrin Fenerbahçe’ye bugünkü bakışını ele aldığımızda; kulağa günümüz perspektifinden biraz tuhaf veya romantik bir şehir efsanesi gibi gelse de, Trabzon futbol tarihinin en köklü ve gerçek sosyolojik dinamiklerinden biridir.

İdmanocağı’nın Avantajı (Elit ve Geniş Taban): Daha erken kurulmuş olması (1921), köklü lise (Trabzon Lisesi) kültürüyle beslenmesi ve şehirdeki memur, öğretmen, tüccar ve aydın kesimin büyük oranda bu kulübün etrafında kenetlenmesi, İdmanocağı’na uzun süre çok güçlü ve prestijli bir kitle kazandırdı. Şehrin önde gelen ailelerinin birçoğu “Ocaklı” idi.

İdmangücü’nün Yükselişi (Halkın Gücü): 1930’lardan sonra özellikle esnafın, gençlerin, işçi ve zanaatkarların büyük bir tutkuyla İdmangücü’nü benimsemesi, kulübün taraftar tabanını inanılmaz hızla büyüttü. Trabzon’un sokaklarında, mahallelerinde ve çarşılarında halkın nabzı İdmangücü için atıyordu.

Saha İçi Dominasyon ve Gerilim

1930’lar ve 40’lardan itibaren yerel ligde şampiyonluklar adeta bu iki kulüp arasında el değiştirdi. İdmanocağı bir seri yakalıyor, ardından İdmangücü arka arkaya şampiyonluklarla karşılık veriyordu.

Rekabetin sertliği ve taraftarlar arasındaki çekişme zaman zaman o kadar büyüdü ki, dönemin yöneticileri ve devlet mekanizmaları şehrin futbol enerjisini tek bir güç altında birleştirmek zorunda kaldı.

Trabzonspor’un Doğuşuna Giden Yol

Ankara’nın da yönlendirmesiyle, Türkiye 2. Ligi’nde oynamak ve profesyonel liglerde şehri temsil etmek amacıyla yıllarca birbirinin amansız rakibi olan bu iki kulüp; Karadenizgücü ve Martıspor’un da katılımıyla 1967 yılında güçlerini birleştirme kararı aldı.

Bugünkü Trabzonspor’un bordo-mavi renklerinin oluşumunda da bu birleşmenin izleri vardır; İdmanocağı’nın sarı-kırmızısı ile İdmangücü’nün yeşil-beyazı bir araya gelmiş, sonrasında kulübün simgesi haline gelen bordo-mavi renkler benimsenmiştir.

Yani Türk futbolunda ezber bozacak bir imparatorluk kuran Trabzonspor, aslında bu iki ezeli rakibin ortak mirası ve küllerinden doğan bir uzantısıdır!.

Renklerin Birleşme Hikayesi ve Asıl İsyankar Detay

Trabzonspor’un renklerinin bordo-mavi oluşuyla ilgili halk arasında bilinen “iki takımın renklerinin karışımı” efsanesinin ötesinde, işin içinde tam bir diplomasi krizi vardı. Kulüpler birleştiğinde (1967) asıl renklerin ne olacağı büyük bir tartışma konusuydu. İdmanocağı sarı-kırmızıda, İdmangücü ise yeşil-beyazda ısrar edince anlaşmazlık çıktı.

“Trabzonspor’un renklerinin İngiliz kulübü Aston Villa’dan geldiğine dair yaygın bir şehir efsanesi bulunsa da, bu iddia gerçeği yansıtmamaktadır. Kulübün ilk yıllarında maddi imkansızlıklar nedeniyle İngiltere’den forma yardımı alındığı ve renklerin buradan esinlenildiği rivayet edilse de, resmi tarihte bunun bir dayanağı yoktur.

Benzer şekilde, bordo ve mavinin Karadeniz’in doğasını simgelediğine (örneğin mavinin denizi, bordo’nun dalgaları temsil ettiğine) dair yakıştırmalar da romantik birer halk söylemidir.

Trabzonspor Kulübü’nün resmi kayıtlarına göre işin aslı şöyledir: 1967 yılında kurucu kulüplerden İdmanocağı sarı-kırmızı, İdmangücü ise yeşil-beyaz renklerinden vazgeçmek istememiştir. Yaşanan bu renk krizini aşmak için taraflar kendi geleneksel renklerinden bağımsız olarak bordo ve mavi tonlarında uzlaşmış, böylece kulübün efsanevi renkleri tescil edilmiştir.

Martıspor ve Karadenizgücü’nün “Unutulan” Rolü

Birleşme genellikle İdmanocağı ve İdmangücü üzerinden anlatılsa da, masada aslında dört ayaklı bir yapı vardı.

Karadenizgücü ve Martıspor da bu sürecin resmi kurucu ortaklarıydı. Özellikle Martıspor, daha çok gençlerin ve amatör ruhun temsilcisiydi. Ancak büyük rekabetin gölgesinde kaldıkları için tarihsel anlatılarda isimleri hep ikinci planda kalmıştır; halbuki Trabzonspor’un tescilinde ve ilk yönetim kurullarında bu küçük kulüplerin de imzası ve emeği çok büyüktür.

Siyasi ve Sosyal Sınıf Ayrışmaları (Zenginler ve Halk)

İstanbul’daki Fenerbahçe-Galatasaray veya Beşiktaş rekabetine benzer şekilde, Trabzon’daki bu ikilinin arkasında hafif de olsa bir sosyolojik ayrışma vardı:

İdmanocağı, adından da anlaşılacağı üzere daha çok öğretmenler (muallimler), subaylar ve eşraf tarafından kurulduğu için biraz daha “şehirli/elit” bir kesimi temsil ediyordu. İdmangücü ise daha çok esnafın, gençlerin ve halkın dinamizmiyle büyümüştü.

Bu durum, sahadaki mücadeleyi sadece sportif bir rekabet değil, aynı zamanda mahalle ve sınıf gururuna dönüştürüyordu.

Güçlerini Birleştirmeseler Profesyonel Olamayacaklardı

1960’larda Türkiye Futbol Federasyonu ülke genelinde profesyonel lig sistemini (1. Lig ve 2. Lig’i) kurarken, illerin güçlü kulüplerini bu liglere davet ediyordu.

Dönemin Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak, Anadolu’da futbolu canlandırmak için “İl adını taşıyan futbol kulüpleri” kurma seferberliğini başlattı.

Ancak Trabzon’da tek bir dominant kulüp yerine birbirini yiyen iki ezeli rakip olduğu için federasyon şehre tek bir hak vermek istemişti. Dönemin Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yenal, Trabzon’a açıkça şu ültimatomu vermişti: “Ya birleşip ortak bir güç olarak 2. Lig’e katılırsınız ya da Trabzon futbolu profesyonel liglerin dışında kalır.”

Önce İnatlaşma, Sonra Mecburi Zirve Ortaklığı

Bu karar ilk başta büyük bir kriz yarattı. Öyle ki, 1966 yılında İdmangücü diğer küçük kulüplerle (Karadenizgücü ve Martıspor) birleşip “Trabzonspor” adıyla ilk hamleyi yapmış, İdmanocağı ise buna büyük bir hukuki ve sportif direniş göstermişti.

Ancak yaşanan gerilimlerin ve Ankara baskısının ardından, iki kulübün ayrı ayrı ayrıcalıkla yaşayamayacağı, zirvedeki güçlerini tek çat altında birleştirmezlerse yok olup gidecekleri anlaşıldı.

Sonunda 2 Ağustos 1967’de iki ezeli rakip kendi elleriyle kendi krallıklarına son verip bugünkü efsanenin ilk tohumunu (Trabzonspor’u) attılar ve 1967-68 sezonunda doğrudan Türkiye 2. Ligi’ne “merhaba” dediler.

Yani Trabzonspor kurulduğunda bu iki kulüp zayıfladığı için değil, aksine şehrin en güçlü, en dominant ama birbirini tüketen iki devi oldukları için bir araya gelmek zorunda kaldılar!.

Sonuç olarak; sarı-kırmızı ile yeşil-beyazın kavgasından doğan o tarihe damga vuran anadolu ateşi, bugün kavak meydanı’nın tozunu unutsa da; bordo-mavi bir destan olarak tüm ülkenin sahalarını yakmaya devam ediyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

BÜYÜK TURLARIN SIRRI: TAKIM OTOBÜSÜ MÜ EN GÜÇLÜ BACAKLAR MI?

Büyük Turlarda (Tour de France, Giro d'Italia, Vuelta a España) bisiklet bireysel bir spor gibi görünse de aslında en...

Benzer Konular