https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

KORTUN ARDINDAKİ SESSİZLİK: TENİS EFSANELERİNİN YALNIZ ÖLÜMÜ

Okunması Gerekenler

Kadın tenisinin ilk efsaneleri yani o devirlerdeki pek çok öncüsü —Althea Gibson, Gussie Moran, Alice Marble ve Helen Wills Moody— hayatının son döneminde uzun, kasvetli ve fazlasıyla yalnız bir düşüş dönemi yaşamışlardı.

Bu durum, spor tarihinin en acımasız ve üzerinde en az durulan yapısal çelişkilerinden biridir. Zirvenin o parlak, kamaştırıcı ışıkları söndüğünde, özellikle modern çağın öncesindeki efsaneler için arkada kalan yalnızca derin bir sessizlik ve unutulma hali olmuştur!.

Bahsettiğimiz isimlerin her biri kendi döneminde duvarları yıkan öncülerdi:

Althea Gibson, 1950’lerde tenis dünyasının ırk duvarlarını yıkıp Grand Slam kazanan ilk siyah kadın sporcu olmasına rağmen, hayatının ilerleyen yıllarında ciddi ekonomik zorluklarla ve yoklukla boğuşmuş, hatta bir röportajında gelen faturalarını ödeyemez duruma geldiğini acı bir şekilde dile getirmişti.

Alice Marble, hem şampiyonluklarıyla hem de İkinci Dünya Savaşı yıllarında dönemin ırkçılığına karşı Althea Gibson’a sahip çıkan cesur duruşuyla bilinir; ancak o da ömrünün son dönemini maddi sıkıntılar ve gözlerden uzak bir tecrit içinde geçirdi.

Helen Wills Moody ise 1920’lerin ve 30’ların dominant “Kraliçe”siydi, kortlardaki kusursuz ve duygusuz “Poker Face” imajıyla tarihe geçmiştir ama o da ilerleyen yaşlarında adeta dünyadan elini eteğini çekerek sessiz ve içine kapanık bir hayatı tercih etmiştir.

Gorgeous Gussie ise zaten başlı başına bir yazı dizisi idi ki dün onu kaleme almıştık.

** Peki Neden ?

Bunun arkasında yatan temel sebep, profesyonel sporun o dönemlerde sporculara bugünkü gibi devasa finansal güvenceler, emeklilik fonları veya kariyer sonrası PR/iletişim ağları sunmuyor olması idi.

Sporcu zirvedeyken tüm ulusun kahramanıdır; ancak raketini bıraktığı anda sistem onu adeta unutur ve yalnızlığıyla baş başa bırakır.

Kortun Ardındaki Sessizliktir bunun ismi; zirvenin o kamaştırıcı ışıkları söndüğünde, modern spor endüstrisinin arkasında bıraktığı en acımasız gerçeklerden biri “unutulma” hissidir.

Sistem, sporcuların sadece enerjisini ve gençliğini sömürüyor, terleri soğuduğunda onları kendi kaderlerine terk ediyordu.

Ve eklemezsek olmaz; tenis tamamen bireysel bir mücadeledir. Yıllar boyunca tüm zaferleri tek başına omuzlayan, sevinci de üzüntüyü de tek başına yaşayan sporcu, emekli olduğunda bu devasa boşlukla yüzleşir. Arkada ne bir soyunma odası ailesi ne de kurumsal bir koruma kalkanı kalır; sadece yankılanan boş bir ev vardır.

Spor medyası ve endüstrisi, “şimdi”ye odaklanan taze bir tüketim kültürü üzerine kuruludur. Yeni şampiyonlar tahta çıktıkça, dünün kahramanları hızla hafızalardan silinir.  Vefa Göstermeyen Spor Endüstrisi ve Hafıza Kaybı diyebiliriz tek bir kelimeyle!.

Korttaki son vuruş yapılıp kameralar başka bir yöne çevrildiğinde, asıl büyük maç ringin dışında, kimsesizlikle baş başa verilir. Tenis tarihi de, raketini duvara asanların o sessizlikle nasıl mücadele ettiğinin bu acı dersleriyle doludur!.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

KORTLARIN İLK MAGAZİN İKONU, TENİSİN MARILYN MONROE’SU: “GORGEOUS” GUSSIE MORAN

Tenis dünyasında kort içindeki kıyasıya rekabet kadar, kökleşmiş geleneklerle modern haute couture akımlarının çarpışması da her zaman büyük bir...

Benzer Konular