Dünya sıralamasında 2011 yılında 7 numaraya kadar yükselmiş, kariyerinde 6 tekler ATP zaferi bulunan, zamanının flaş isimlerinden biri Mardy Fish bugünkü yazı konumuz.
Ama Söderling yazımızda olduğu gibi, kort içine değil dışına, sporcuların en büyük düşmanı olan kendi beyinlerine kanalize olacağız.
Mardy Fish’in tenis kariyeri, dışarıdan bakıldığında Andy Roddick’in en yakın arkadaşı, ABD’nin 1 numarası ve istikrarlı bir profesyonel olan başarılı bir sporcunun hikayesi gibi görünse de; alt metninde “görünmez bir cehennem”, spor medyasının acımasızlığı ve zihinsel sağlığın tabu olduğu bir dönemin travmaları yatar.
Mardy Fish’in yaşadığı bu kabus, sadece Söderling’in hikayesiyle değil, profesyonel spor dünyasında zihinsel sağlığın ne kadar büyük bir tabu ve yıkıcı bir güç olduğunun en net kanıtlarından biridir.
Fish’in bu yaşadıkları, Netflix tarafından çekilen “Untold: Breaking Point” adlı belgeselde de tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. O dönemde ABD’nin 1 numaralı tenisçisi olan Fish, artan anksiyete bozukluğu ve kalp ritim bozuklukları (kalp çarpıntıları) nedeniyle kortlarda adeta cehennemi yaşamıştı.
2012 yılında geçirdiği kalp ameliyatının ardından panik atakları daha da tetiklenmiş, Federer’e karşı oynayacağı o çeyrek final maçının sabahında odasında kilitli kalıp maça çıkamayacağını anladığı an kariyerinin kırılma noktası olmuştu!.
Söderling gibi Fish de uzun süre bu durumu gizlemek zorunda kalmış, çünkü o dönemde spor dünyasında “zihinsel zayıflık” olarak görülen şeylerin kariyerlerini bitireceğinden korkmuşlardı.
Operasyondan kısa süre sonra, gece yatarken aniden kalbi deli gibi çarpmaya başladı, nefesi kesildi ve göğsüne dev bir kaya oturmuş gibi hissetti. O anı “Kesin olarak ölüyorum, kalp krizi geçiriyorum” diye hatırlar. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar fiziksel olarak kalbinin sağlam olduğunu söylediğinde ise gerçeği anladı: Düşmanı dışarıda değil, kendi beynindeydi.
Bu tür hikayeler, sporcuların sadece rakipleriyle değil, kendi zihinlerinin yarattığı görünmez duvarlarla da nasıl ölümcül bir mücadele verdiğini gösteriyor.
Mardy Fish’in hikayesi, kortların o parıltılı ışıkları söndüğünde sporcuların kendi zihinleriyle verdiği hayatta kalma savaşının en acı kanıtıdır. Roger Federer ile oynayacağı çeyrek final maçının sabahında otel odasının karanlığına hapsolup dışarı çıkamayacağını anlayan bir 1 numarık tenisçinin yaşadıkları; zaferlerin, madalyaların ve milyonların, zihinsel bir çöküş karşısında nasıl da anlamsızlaştığının en net özetidir!.
Ve yeni bir cümleye gerek yok; benzer hikayelerde yazdığımız şeyi bir kez daha kopyalayıp buraya koyalım: kalite, çalışma, şans, kader… Hepsinin elbette payı var. Ancak bütün bunların da ötesinde, belki de en belirleyici unsur mental taraf; o psikolojik eşik.
Çünkü bazen mesele ne kadar iyi olduğunuz, ne kadar çalıştığınız ya da ne kadar yetenekli olduğunuz değildir. Bazen asıl mesele, o eşiği geçebilecek zihinsel gücü kendinizde bulabilmektir!.
