Tenis dünyasında devasa aile serveti denildiğinde akla ilk olarak Jessica Pegula, ardından da Emma Navarro gelir. Ancak erkekler tenisinde de azımsanmayacak bir aile servetine sahip, adeta bir Leton soylusu vardı: Ernests Gulbis!
Profesyonel teniste önemli oyuncular arasında babasından daha fakir olan tek oyuncu idi 1988 doğumlu 1.91’lik Leton raket…
Kültür ve Paranın Kusursuz Kesişimi
Gülbis’in zenginliği sadece banka hesaplarındaki sıfırlardan ibaret değildi; tam anlamıyla köklü bir aristokrasiden geliyordu.
Babası Aynars Gulbis: Letonya’nın en büyük yatırımcılarından ve finans devlerinden biri. Ülkenin en zengin ilk 3 ailesinden birinin lideri.
Annesi Milena: ünlü bir tiyatro oyuncusu, büyükbabası Uldis Pucītis ise Sovyet döneminin efsanevi film yönetmeni ve aktörlerindendi. Diğer büyükbabası ise SSCB ulusal takımında oynayan bir basketbolcuydu.
İsminin Sırrı: Entelektüel ve kitap koleksiyoneri olan ailesi, ona ünlü yazar Ernest Hemingway’in adını verdi.
Kortlarda Rol Model mi? Asla!
Gulbis, Pegula kadar disiplinli ve mütevazı bir “işçi” profili çizmedi. Tam aksine, tura özel jetlerle seyahat eden, canı sıkıldığında raket kıran ve “Tenis çok pahalı bir spor, eğer fakir bir aileden geliyorsanız oynamamalısınız, çok riskli” gibi skandal ve filtresiz açıklamalar yapan bir anti-kahramandı.
Her şeye rağmen, saf yeteneğiyle dünya 10 numarası olmayı başardı ve Roland Garros’ta (Federer’i eleyerek) yarı final oynadı. Paraya ihtiyacı olmadığı için tenisi sadece “canı istediği ve zevk aldığı için” oynadığını her fırsatta belli ederdi.
2014; hem TOP 10’a giriş hem de Roland Garros’ta gelen yarı final onun “altın yılı”ydı. Ancak bu zirvenin devamı maalesef gelmedi; o tarihten sonra kariyerindeki 6 şampiyonluk sayısını 7ýe bile taşıyamadı!.
Nepotizmin Sökmediği Tek Yer
İş dünyasında ya da sanatta ailenizin soyadı size kapıları ardına kadar açabilir. Ancak teniste, dünyanın 1-2 ya da 3 numarasıyla korta çıktığınızda babanızın milyar dolarları size tek bir puan bile kazandır-a-maz.. O beyaz çizgilerin içi dünyanın en acımasız ama en adil liyakat havuzudur ve Gulbis, 2014’ten sonra bu acı gerçeği bizzat yaşadı diyebiliriz.
** Hakkında bilmediğiniz (ya da belki unuttuğunuz) birkaç ilginç detayla devam edelim…
“Stil İçin Vuruyorum” Dediği O Acayip Forehand: Tenis dünyasında forehand vuruşu yaparken dirseğini garip bir şekilde dışarı çıkaran ve teknik hocaların tüylerini diken diken eden bu mekaniği hakkında sorulduğunda, “Tamamen stil için. Sadece farklı görünmek adına öyle yapıyorum” diyerek işin estetik kısmına takıldığını itiraf etmişti.
Tenis İzlemeye Tahammülüm Yok: Profesyonel bir tenisçi olmasına rağmen televizyonda veya tribünde asla maç izlemediğini, maç izlemenin kendisi için ölüm gibi sıkıcı olduğunu ve sadece oynamaktan keyif aldığını söylerdi.
Tenis Dünyasının “Vampir” Espirisi: Bir basın toplantısında dışarıdaki flaşlardan ve kameralardan kaçarken sarf ettiği sözler ve solgun yüz hatları nedeniyle medyada uzun süre “vampir” lakabıyla anıldı.
Sansasyonel Olaylar
Kortta yılda ortalama 40-50 raket parçalayan, alkole olan düşkünlüğü ve İsveç’te bir geceyi nezarethanede bitirmesine neden olan çalkantılı gece hayatıyla kusursuz bir rol model olduğu söylenemezdi.
Hatta ertesi gün serbest kalan Gulbis, basın toplantısında bunu bir travma olarak değil, harika bir macera olarak anlattı: “Çok eğlenceli bir deneyimdi. Bence hayatı tam anlamıyla görmek için her insan ömründe bir kez hapse girmeli.”
Son olarak; Kimi tenisi hayatta kalma mücadelesi olarak seçti, kimi ise Gulbis gibi sadece denemek istediği bir zevk. Korttan ayrılırken geride ne şampiyonluk rekorları ne de örnek bir sporcu kariyeri bıraktı.
O, tenisin o sıradan ve ezbere çarklarına asla ayak uydurmadı, ama kendi kurallarıyla oynadığı bu kısa hikaye, modern tenisin gördüğü en renkli isyan olarak hafızalara kazındı!
** Letonya’nın bağımsızlık tarihi her ne kadar 1918 olarak kabul edilse de, Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsızlığını yeniden kazanması açısından 1991 asıl dönüm noktasıdır. Ülke tenisinin en önde gelen raketi kuşkusuz Jeļena Ostapenko. Erkeklerde ise bayrağı hala Ernests Gulbis taşıyor; kariyer başarısı ve özellikle tekler düzeyindeki performansı açısından bugüne kadar onun yanına yaklaşabilen bir başka Letonyalı erkek tenisçi çıkmadı diye belirtelim.
