Dünya çapında adını her yerde duyamayız; ancak Londra’nın kalbinde, sokaklarında yürürken tarihi adeta hücrelerinize kadar hissedeceğiniz bir yer var: Shepherd’s Bush!
Merceğimizi her zamanki gibi spora çevireceğiz ama önce bu köklü semti biraz yakından tanımakta fayda var.
Londra’nın batısında (West London), Hammersmith and Fulham belediye sınırları içerisinde yer alan Shepherd’s Bush, Charing Cross’un yaklaşık 8 kilometre batısında bulunuyor. Sadece ana seçim bölgesinin (Shepherd’s Bush Green) nüfusu 6.000 civarında olsa da, White City ve çevre mahallelerle birlikte bu sayı 40.000’in üzerine çıkıyor.
Dahası var; burası sadece sakinlerin yaşadığı sıradan bir mahalle değil. Beatles’ın tarihindeki ilk BBC stüdyo kaydını yaptığı, onlarca yıldır Avustralyalı gençlerin Londra’daki “gurbet üssü” olarak bilindiği için gayriresmi şekilde “Kuzey Yarımküre’deki Sydney” anılan rengarenk bir kavşak noktası. Ancak tüm bu kültürel katmanların altını kazıdığımızda, işin rengi tamamen spora dönüyor.
Sözü uzatmadan pusulamızı en iyi bildiğimiz yere çevirelim. Çünkü Shepherd’s Bush, sadece sokaklarıyla değil, modern spor tarihinin akışını kökten değiştiren olayların ana üssü.
İlk durağımız, tüm dünyada koştuğumuz maraton mesafesinin kaderini çizen o efsanevi yapı: White City Stadyumu.
Bugün evrensel bir standart olan 42 kilometre 195 metrelik resmi maraton mesafesi, ilk kez 1908 Londra Olimpiyatları sırasında tam burada belirlendi. Hikaye ise tam bir İngiliz detayı: Yarışın Windsor Kalesi’nden başlayıp, stadyumun içindeki Kraliçe Alexandra’nın Kraliyet Locası’nın (Royal Box) önünde tam bitmesi isteniyordu. Locaya tam denk getirmek için parkura eklenen o son küsuratlı mesafe, bugün tüm olimpik standartların ve maraton efsanesinin temelini oluşturdu.
Hatta bu tarihi mesafenin tescillenmesine neden olan olay ise spor tarihinin en hüzünlü ve dramatik finallerinden biridir. İtalyan atlet Dorando Pietri, White City Stadyumu’na lider olarak girdi. Ancak eklenen o son birkaç yüz metre ve yaşadığı aşırı bitkinlik yüzünden stadyum zemininde tam 5 kez yere yığıldı. Seyircilerin ve finiş çizgisindeki hakemlerin Pietri’yi yerden kaldırıp bitiş çizgisine kadar desteklemesi üzerine Pietri yarışı ilk sırada tamamladı. Ancak dışarıdan yardım aldığı gerekçesiyle diskalifiye edildi ve altın madalya Amerikalı Johnny Hayes’e verildi. Pietri’nin bu insanüstü çabası tüm dünyada büyük bir yankı uyandırdı ve o günden sonra maraton sporu küresel bir fenomene dönüştü!.
68 bin kişilik bu devasa stadyum, yıllar boyunca sadece olimpiyatlara değil; 1934 Britanya İmparatorluğu Oyunları’na, kırılan dünya rekorlarına ve Britanya’nın en prestijli köpek yarışlarına (Greyhound Derby) ev sahipliği yaptıktan sonra 1984’te ne yazık ki yıkılarak tarihe gömüldü.
Yerinde bugün BBC stüdyoları ve modern iş merkezlerinin (White City Place) yer aldığı bir plaza bulunmaktadır. Ancak dikkatli bakan gözler için tarih hala oradadır: Plazanın ortasında, 1908 yılında Dorando Pietri’nin düştüğü ve maraton tarihinin yazıldığı orijinal bitiş çizgisi yerde bir plaketle korunmaktadır. Bölgedeki bir duvarda da Olimpiyat halkaları ve 1908 yılına ait yarış sonuçları sergilenmektedir.
Semtin futbol kalbi olan Queens Park Rangers (QPR), 1917’den beri ikonik Loftus Road stadyumunda oynasa da, geçmişte White City ile yakın bir ilişki kurmuştu. Kulüp, devasa taraftar akınını kaldırmak için 1931-1933 ve 1962-1963 yılları arasında iç saha maçlarını bu dev stadyuma taşıdı. Hatta 1912’de Leeds United ile oynanan FA Cup maçında tribünleri dolduran yaklaşık 62.000 kişilik kalabalık, semtin İngiltere futbol tarihindeki en büyük seyirci buluşmalarından biri olarak kayıtlara geçti.
1908 Olimpiyatları sırasında White City sadece bir koşu pisti de değildi. O dönemin şartlarında devrim niteliğinde bir iş yapılarak, çim sahanın tam ortasına 100 metre uzunluğunda dev bir yüzme ve dalış havuzu yerleştirilmişti. Yüzme yarışları işte bu geçici havuzda yapıldı.
Yetmedi; aynı olimpiyatlarda ragbi finaline ev sahipliği yapan semt, Avustralya ile Büyük Britanya’nın kıyasıya mücadelesine ve Avustralya’nın tarihi zaferine sahne oldu.
Küresel lügatta belki bir Wembley ya da Maracana kadar popüler duyulmayabilir; ancak ayak bastığınız her sokakta modern sporun kurallarının yazıldığı bu köklü semt, futbolundan olimpiyat mirasına kadar her sporseverin heyecan duyacağı gizli bir hazine, spor dünyasının adeta kutsal bir anıtıdır.
Kimi semtler tabelalarıyla konuşur, Shepherd’s Bush ise altından geçtiğin her köprüde, bastığın her asfalt parçasında spor tarihinin damarlarına sızar; buralarda yürümek sadece bir semt turu değil, modern oyunun kurallarının yazıldığı o ilk imzanın üstünden yürümektir.
