Satranç tarihinin en büyük maçları dendiğinde akla onlarca karşılaşma gelir. Kasparov ile Karpov’un yaklaşık beş ay süren, 48 oyunluk ve satranç tarihinin en uzun dünya şampiyonluğu mücadelelerinden biri olan 1984-85 düellosu; 1997’de Garry Kasparov ile IBM’in süper bilgisayarı Deep Blue arasında oynanan ve bir dünya şampiyonunun bir bilgisayara karşı ilk kez bir maçta mağlup olduğu insan-makine savaşı…
Ama bir de 1972 Reykjavík’inde sahne alan Bobby Fischer–Boris Spassky maçı vardır.
İzlanda’daki bu ikonik karşılaşma; 64 kare üzerinde oynanan sıradan bir dünya şampiyonluğu mücadelesi değildi. Yaratılan atmosferle bir satranç karşılaşmasından çok daha fazlasına dönüşmüş; ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş’ın satranç tahtasındaki düellosu haline gelmişti!.
1948’den beri dünya şampiyonluğu Sovyet oyuncuların elindeydi. Mikhail Botvinnik ile başlayan bu dönem daha sonra Vasily Smyslov, Mikhail Tal, Tigran Petrosian ve Boris Spassky gibi şampiyonlarla devam etmişti.
Tam 24 yıl. Sonra sahneye Bobby Fischer çıktı. Ve bütün dengeleri değiştirdi.
Fischer: Sisteme karşı tek başına bir adam
Fischer’in hikayesini olağanüstü yapan şey yalnızca Spassky’yi yenmesi değildi. Fischer, Sovyet satranç okulunun aksine arkasında dev bir devlet destekli analiz ekibi olmadan ilerleyen, son derece bağımsız ve takıntılı bir oyuncuydu.
1971’de dünya şampiyonluğuna giden yolda öylesine inanılmaz bir seri yakaladı ki bugün bile satranç tarihinin en çarpıcı performanslarından biri kabul ediliyor.
Fischer, Adaylar turnuvası yolunda 20 maç üst üste kazandı. Bu, dünya satranç elitine verilmiş açık bir mesajdı: Fischer geliyordu.
Ama Reykjavík’e gelmek bile istemedi
1972’de Fischer’in Spassky ile karşılaşması kesinleştiğinde ise satranç tahtasından önce başka bir mücadele başladı.
Fischer sürekli yeni talepler ileri sürüyordu. Para ödülü, televizyon kameraları, ışıklar, oyun salonu, sandalye… Talepleri nedeniyle maçın başlaması defalarca tehlikeye girdi. İngiliz finansçı James Slater’in ödül fonuna 125.000 dolar ekleyerek toplam ödülü 250.000 dolara çıkarması bile Fischer’in katılımını garanti etmek için yapılan hamlelerden biriydi.
Hatta ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger telefon ederek onu oynamaya ikna etmeye çalıştı. “Oraya git ve o Rusları yen!” diyerek moral ve motivasyon aşılamıştı ki bu arama bile, ABD’nin bu maça ne kadar büyük bir siyasi prestij meselesi olarak baktığının en net kanıtıydı.
Fischer sonunda İzlanda’ya gitti.
Ama sorunlar bitmedi. Oyun sırasında kameraların çıkardığı seslerden bile şikayet ediyordu.
** 2. oyun: Fischer ortada yok
İlk oyunda Fischer, Spassky karşısında inanılmaz bir hata yaptı ve maçı kaybetti. Ardından ikinci oyun geldi. Fischer, televizyon kameralarının kaldırılmaması nedeniyle salona çıkmadı.
Sonuç: Hükmen mağlubiyet. Zaten favori olan Spassky artık 2-0 öndeydi. Fisher ülkeye dönüş planı yapmaya başlamıştı bile..
İşte tam burada Sovyet şampiyon Boris Spassky “Tahtada kazanmak istiyorum” diye her şartının kabul edilmesini istedi. Organizatörler Fischer’i maça döndürmeye çalışırken Fischer’in temel şartlarından biri kameraların olmadığı bir ortamda oynamaktı.
3. oyun için çözüm bulundu: Ana salonun arkasındaki, normalde masa tenisi için kullanılan küçük bir oda. Hakem Lothar Schmid, Spassky’den onay istedi. Spassky kabul etti. Üstelik kendi ekibine danışmadan.
Bu karar maçın kaderini değiştirdi. Fischer üçüncü oyunu kazandı ve bir anda rüzgar tersine döndü. Sonra Fischer adeta makineye dönüştü ve maçın psikolojik dengesi değişmeye başladı.
Spassky dördüncü oyunda beraberliği aldı. Fischer beşinci oyunu kazandı.
Skor yeniden eşitlendi. Sonra 6. oyun geldi. Ve satranç tarihinin en meşhur oyunlarından biri doğdu.
6. Oyun: Fischer’in başyapıtı
Fischer kariyeri boyunca neredeyse her zaman 1.e4 ile başlamayı tercih ediyordu.
Hatta bu tercihi o kadar güçlüydü ki, 1972’ye kadar kariyerinin büyük bölümünde bunu değiştirmemişti.
Fakat 6. oyunda herkesi şaşırttı: 1.c4.
Fischer’in bu açılışı seçmesi büyük bir sürprizdi. Oyun kısa süre içinde Vezir Gambiti yapısına dönüştü ve Fischer, daha önce ciddi bir maçta neredeyse hiç tercih etmediği bu yapıda olağanüstü bir taktiksel performans sergiledi.
41 hamlenin sonunda Spassky teslim oldu. Sonra tarihe geçen an yaşandı. Spassky sandalyesini geriye itti. Ayağa kalktı. Ve Fischer’i alkışlamaya başladı.
Seyirciler de ona katıldı. Fischer daha sonra Spassky’yi bu davranışı nedeniyle gerçek bir sporcu olarak nitelendirecekti.
Soğuk Savaş’ın ortasında, dünyanın iki süper gücünün gerilim dolu mücadelesinde, mağlup olan adam ayağa kalkıp rakibinin dehasını alkışlıyordu. Belki de maçın en güzel görüntüsü buydu!.
Sovyet Satranç İmparatorluğu çatırdıyor
Fischer 6. oyundan sonra öne geçti: 3½–2½. Ve bir daha maçı bırakmadı.
1972’de Sovyetler Birliği için mesele yalnızca bir dünya şampiyonluğu değildi. Satranç, Sovyet sisteminin kültürel ve entelektüel üstünlüğünün sembollerinden biri olarak görülüyordu.
1948’den beri dünya şampiyonluğu Sovyet oyuncuların elindeydi. Şimdi ise karşılarında tek başına hareket eden Amerikalı bir dahi vardı.
Fischer’in zaferi bu nedenle Batı’da yalnızca sportif bir başarı olarak değil, Soğuk Savaş’ın sembolik bir zaferi olarak da algılandı.
21 oyun sonunda tarih yazıldı
Maç toplam 21 oyun sürdü: Fischer: 12½ – 8½ kazandı.
Böylece 29 yaşındaki Amerikalı, dünya satranç şampiyonu oldu.
Daha önemlisi, 1948’den beri devam eden 24 yıllık Sovyet dünya şampiyonluğu hakimiyetini sona erdirdi. Fischer, dünya şampiyonluğunu kazanan ilk Amerikan doğumlu oyuncuydu.
Satranç dünyası için bu bir dönüm noktasıydı.
Amerika’da ise başka bir şey başladı: Fischer Boom.
Satranç bir anda popüler kültür oldu Fischer-Spassky maçı, satrançla daha önce hiç ilgilenmemiş milyonlarca insanın dikkatini oyuna çevirdi.
Gazeteler maçın hamlelerini yayımlıyor, televizyonlar karşılaşmayı takip ediyor, insanlar Fischer’in sonraki oyununu konuşuyordu. Amerika’da satranca yönelik ilgi büyük ölçüde arttı. Fischer artık sadece bir satranç oyuncusu değil, bir kültür ikonuydu.
Birbirinin neredeyse kopyası olan gazete manşetleri, aynı ortak temada birleşiyordu: Amerika, Sovyetler Birliği’ni satranç tahtasında yenmişti!.
Ama bu hikayenin ironik tarafı şuydu: Amerika’nın kahramanlaştırdığı Fischer, ilerleyen yıllarda ülkesinden giderek uzaklaşacaktı.
Reykjavík’te başlayan hikaye yine Reykjavík’te bitti
Fischer’in sonraki hayatı, 1972’deki zaferi kadar sıra dışıydı. Amerika ile ilişkisi giderek koptu. 2004’te Japonya’da tutuklandı. Amerikan pasaportu iptal edilmişti ve ABD’ye iade edilme tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
Sonunda ona kapısını açan ülke yine İzlanda oldu. Fischer’e 2005 yılında İzlanda vatandaşlığı verildi.
1972’de dünya şampiyonu olduğu ülkeye geri döndü. Ve 17 Ocak 2008’de Reykjavík’te hayatını kaybetti. 64 yaşındaydı.
Laugardælir’deki küçük bir mezarlığa, Selfoss yakınlarında, çok az kişinin katıldığı sade bir törenle gömüldü.
Bir satranç maçından çok daha fazlası
Fischer-Spassky maçı bugün hala anlatılıyor. Çünkü mesele yalnızca 64 kare üzerinde hangi taşın nereye gittiği değildi.
Bu hikayede: Soğuk Savaş, Amerika, Sovyet satranç sistemi vardı.
Bir dahinin takıntıları, 2-0’dan tarihi geri dönüş vardı.
Bir masa tenisi odasında oynanan oyun, rakibini ayakta alkışlayan bir şampiyon vardı.
Ve sonunda 24 yıllık bir egemenliğin sona erişi vardı!.
Fischer 1972’de yalnızca Boris Spassky’yi yenmedi. Bir satranç tahtasının üzerine, dönemin bütün siyasi ve kültürel gerilimini taşıdı.
Ve 21 oyun sonra tahtadan kalktığında artık yalnızca Bobby Fischer değildi. O, Sovyet satranç imparatorluğunu tek başına yıkan Amerikalıydı.
Belki de bu yüzden 1972 Reykjavík maçını yalnızca “Fischer, Spassky’yi yendi” diye anlatmak, bu hikayeye yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Çünkü o cümle yalnızca sonucu söyler; ama 64 karenin içine sığan Soğuk Savaş’ı, bir satranç imparatorluğunun çöküşünü, psikolojik savaşı ve tek başına bir sisteme meydan okuyan bir dahinin hikayesini anlatmaz!.
