https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SAMANTHA RAPOPORT, OMUZA DOKUNUŞ “SHOULDER TAP”

Okunması Gerekenler

Omuza Dokunuş

Sporda her başarılı sporcunun arkasında onu keşfeden, geliştiren ve devamlılığını sağlayan bir kişi, hatta çoğu zaman bir ekip vardır.

İşte buna “omuza dokunuş” (shoulder tap) denir. Bugünkü yazımızın konusu da kariyerini bu kavram üzerine inşa eden Sam Rapoport.

Rapoport, NFL’de Futbol Operasyonları bünyesinde Futbol Geliştirmeden Sorumlu Kıdemli Direktör olarak görev yaptı. Son on yılda ise kulağa imkansız gelen bir başarıya imza attı. Dünyanın en erkek egemen kurumlarından birinde koçluk, oyuncu gözlemciliği ve liderlik pozisyonlarına kimlerin gelebileceğini yeniden tanımladı, adeta hemcinsleri için kapı değil çığır açtı.

NFL Women’s Forum ve benzeri programlar sayesinde, tam zamanlı kadın koçun bulunmadığı bir ligden, bugün onlarca kadının kenar çizgisinde koçluk yaptığı ve oyuncu gözlem departmanlarında görev aldığı bir yapıya geçildi.

** Bunu anlayabilmek için önce Rapoport’un hikayesine kısaca göz atalım.

1980’lerin başında Kanada’da eşcinsel olarak büyüdü. O yıllarda, yaşamak istediği hayatı yaşayan görünür hiçbir rol modeli yoktu. Kolej zamanı, McGill’de okurken Montreal Blitzín takım kaptanı bir quarterback idi.

Toplum baskısı nedeniyle 29 yaşına kadar cinsel yönelimini bile açıklayamadı. Böyle bir ortamda büyümek yıkıcı olabilir. Ancak belki de tam da bu deneyim ona farklı bir özgürlük kazandırdı.

Acısı sadece iyileşmedi; aynı zamanda yakıta dönüştü. Bu dönüşümün arkasında ise onun omzuna dokunan bir isim vardı: Tylitha Stewart.

** Bir gün ona şöyle dedi: “Sen Michigan Üniversitesi mezunu bir mühendissin. Kendini olduğundan daha küçük göstermeye hakkın yok.”

İşte bazen tek bir cümle, bir insanın tüm kariyer rotasını değiştirebiliyor!.

Gelelim NFL tarafına…

Kariyerine 2003 yılında National Football League (NFL)’de stajyer olarak başladı. Bu stajı ise oldukça sıra dışı bir yöntemle kazandı. Özgeçmişini, yanına bir Amerikan futbolu topu ekleyerek NFL’e gönderdi ve üzerine şu notu yazdı: “Başka hangi oyun kurucu (quarterback) bir futbol topunu 386 mil uzağa bu kadar isabetli gönderebilir?”

Bu yaratıcı ve esprili yaklaşımı sayesinde dikkat çekti ve NFL’de staj yapma fırsatı elde etti. Bu adım, daha sonra Amerikan futbolunda kadınların önünü açan kariyerinin de başlangıcı oldu

Rapoport’a göre insanların kariyerini değiştiren şey çoğu zaman büyük fırsatlar değil, doğru zamanda söylenen tek bir cümledir!.

Ve vurucu hamle; Yaklaşık on yıl önce MetLife Stadyumu’nun kenar çizgisinde etrafına baktı ve kendi kendine şu soruyu sordu: “Kadınlar nerede, neden bu sporda yoklar, neyimiz eksik?”

Bunun üzerine NFL Komiseri Roger Goodell’i saha kenarında yakaladı ve “Bir hayalim var.” diyerek kadınların futbolda daha fazla yer alacağı bir sistem kurmak istediğini anlattı.

Birkaç ay sonra NFL Women’s Forum doğdu.

İlk planı kusursuz değildi. Hatta kendisi bile yıllar sonra dönüp baktığında eksiklerle dolu olduğunu söylüyor. Ama beklemedi.

Önce uyguladı, sonra geliştirdi. Çünkü biliyordu ki; “Bir şey kusursuz olana kadar beklerseniz, çoğu zaman artık çok geç kalmış olursunuz.”

İşte tam bu noktada Rapoport’un yaklaşımı kişisel bir özellik olmaktan çıkıp herkes için uygulanabilir bir liderlik modeline dönüşüyor.

Her organizasyonda insanlar kabaca üç gruba ayrılır:

Yaklaşık %20 değişimi benimser ve nasıl uygulanacağını bilir.
Yaklaşık %70 değişime inanır ancak nasıl yapacağını bilmez.
Yaklaşık %10 işe değişimin tamamen gereksiz olduğunu düşünür.

Çoğu lider bütün enerjisini o son %10’u ikna etmeye harcar. Rapoport ise tam tersini yapıyor. Enerjisini %70’lik kesime veriyor. Onlara yol gösteriyor. Araçları sunuyor. Başarmalarını sağlıyor.

Böylece %70 zamanla %20’nin içine katılıyor ve geriye kalan %10’un direnci doğal olarak etkisini kaybediyor!.

Bu nedenle Rapoport, direnenlerle tartışmak yerine zaten inanan bir isim buldu.

O kişi de Carolina Panthers ve Washington Commanders’ın eski baş antrenörü Ron Rivera’ydı. Yani ikinci omuza dokunuş…

Rivera’nın eşi basketbol, kızı ise softbol koçuydu. Kadınların spordaki yerini yakından biliyordu. Rapoport ondan yalnızca kadınları ise almasını değil, önce onları dinlemesini ve mülakata çağırmasını istedi. Sonrasında Jennifer King, NFL tarihinde tam zamanlı görev yapan ilk Siyah kadın koç oldu.

Tek bir öncü örnek oluşturuldu. Ve o örnek, çoğunluğun bakış açısını değiştirmeye başladı.

Bu yaklaşım aslında Everett Rogers’ın Yeniliklerin Yayılımı (Diffusion of Innovation) teorisinin sahadaki karşılığıdır; toplumun büyük bölümü, yeniliği ancak ilk uygulayanların başarılı olduğunu gördükten sonra benimser!.

Rapoport bunu akademik bir teori olarak değil, sahadaki deneyimleriyle keşfetmişti. Bütün sistemin merkezinde ise yine aynı kavram vardı: Omuza dokunuş.

Gerçek bir omuza dokunuş, karşınızdaki kişiye “Aferin.” demek değildir. Onun henüz kendisinin fark etmediği potansiyelini görebilmek ve bunu açıkça dile getirebilmektir diye belirtelim.

Rapoport’a göre birlikte çalıştığı kadınların büyük çoğunluğu en başta kendilerinden şüphe ediyor. Omuza dokunuş onların yeteneğini oluşturmuyor. Sadece zaten var olan potansiyellerine inanmalarını sağlıyor.

Elbette bütün bunlar doğru bir kurum kültürü olmadan mümkün değil. Toprak sizi reddediyorsa, dünyanın en güçlü tohumu bile filizlenemez.

Rapoport’un sık kullandığı “Eff-it Energy”

Türkçeye yaklaşık olarak;

“Boş ver, dene.”
“Ne olacaksa olsun.”
“Şansını dene.” şeklinde çevrilebilir.

Bu yaklaşım, korkuya rağmen harekete geçmeyi ifade ediyor.

Network Yerine Sponsorluk

Başarısını da ‘network’ yerine ‘sponsorluk’ kavramına bağlıyor
Rapoport, mentor ile sponsor arasında fark olduğunu söylüyor.

Mentor size tavsiye verir. Sponsor ise odada olmadığınız zamanlarda sizin adınızı önerir.

Bu nedenle herkesin kariyerinde en az bir “sponsor”a ihtiyacı olduğunu savunuyor.

En büyük Mirası

Kadın koçlar değil, kültür değişimi…
Bugün NFL’de görev yapan kadın koçların sayısı önemli olsa da Rapoport bunun bir sonuç olduğunu söylüyor.

Asıl başarının, yöneticilerin artık kadın adayları “istisna” olarak değil, “normal aday havuzunun bir parçası” olarak görmeye başlaması olduğunu düşünüyor.

Beyin, gerçek olanla kendisine sürekli söylenen şeyi her zaman ayırt edemez. Bir insana kim olduğunu yeterince güçlü bir şekilde anlatabilir ve o da buna inanmayı seçerse, zamanla gerçekten o kişi gibi davranmaya başlar ki Rapoport’un bütün çalışmasının temelinde yatan sessiz mekanizma tam olarak budur!.

Yani bazen bir kariyeri değiştiren şey yıllarca süren eğitim değil, doğru zamanda söylenen tek bir cümledir. Sam Rapoport’un bize öğrettiği en önemli ders de bu: İnsanlar, kendilerinde göremedikleri potansiyeli bir başkası onlara gösterdiğinde cesaret bulur. Belki de başarı, tam da o ‘omuza dokunuş’ ile başlar.”

Son Haberler

BEYEFENDİ

BEYEFENDİ 1930’ların Orta Avrupası’nda iki büyük savaş arasında İsviçre’de filizlenmeye başlayan bir anlayış devamındaki 40 seneye yakın bir süre boyunca...

Benzer Konular