Bugünkü yazı konumuz; birbirinden meşhur kitapları ile nam salmış, ünlü filozof Umberto Eco. Gülün Adı, Önceki Günün Adası ve Faulcault Sarkacı ilk aklımıza gelenler.
Tabii ki spor sitesi olarak, 2016’da kaybettiğimiz büyük yazarın, spora bakışını ele alacağız bu satırlarda…
1932 doğumlu filozof, felsefeci, göstergebilimci ve daha niceleri, İtalyan yazar Umberto Eco’nun futbola ve genel olarak spora bakışı çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Eco’nun futbola karşı “negatif” olduğu düşünülse de bu tam olarak doğru değildir. Aslında Eco, futbola değil; futbolun etrafında oluşan fanatizme ve kitle davranışlarına eleştirel yaklaşmıştır.
Futbol oynamakta çok yetenekli olmadığı, hatta topa karşı becerisinin zayıf olduğu söylenir. Ancak bunu bir eksiklik olarak görmez; tersine ayakları ile başaramadığını mükemmel kullandığı kalemi ve zekasıyla örtmüş, senelerce spor üzerine yazılar, onlarca makaleler yazmıştı.
Mesela; “How Not to Talk About Football (Futbol Hakkında Nasıl Konuşulmaz), Dünya Kupası ve Görkemi, Sports Chatter (spor gevezeliği) makaleleri bizce en ilgi çekenleri, okumanızı tavsiye ederiz!.
Ayrıca bir başka yazısında da futbol için o kadar güçlü ki, politikanın yerini bile aldı diye bahseder ki buna “sporun küp hali” adını verir.
Maça gitmem ama tv’de güzel bir maç olduğunda zevkle seyrederim. Kısaca ben futboldan değil, futbol hastalarından-fanatiklerden nefret ederim derdi.
Eco, sporu genel olarak iki kategoriye ayırır:
Birincisi, sağlık ve eğlence amacıyla yapılan spor, ki bunu olumlu bulur ve destekler.
İkincisi ise yarışma, rekabet ve para odaklı profesyonel spor, özellikle de bu alanın aşırı ticarileşmiş hali; buna daha eleştirel yaklaşır.
Eco’nun eleştirileri şu noktalarda yoğunlaşır:
Futbolun giderek büyük bir ticari endüstriye dönüşmesi
Medyanın oyunu gerçek oyunun önüne geçen bir dramatik gösteriye çevirmesi
Taraftarlığın zamanla kör bir kimlik ve fanatizm biçimine dönüşmesi
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Eco bu eleştirileri “futbol değersizdir” demek için değil, tersine; “futbol modern toplumun aynasıdır” demek için yapıyordu.
Futbolu bir işaretler sistemi (semiyotik bir yapı) gibi yorumlar. Formlar, renkler, tezahüratlar ve ritüeller onun gözünde bir tür dil oluşturur. Bu yüzden futbolu yalnızca bir oyun değil, aynı zamanda bir anlam üretme sistemi olarak değerlendirir.
Eco’nun futbol düşüncesinde “modern ritüel” ve “seküler din” kavramları sıkça öne çıkar. Ona göre futbol, dini yapılara benzer biçimde:
kitleleri bir araya getirir,
güçlü duygusal bağlılık üretir,
taraftarlar arasında “biz ve onlar” ayrımı yaratır.
Bu nedenle futbol taraftarlığı ile dini fanatizm arasında yapısal benzerlikler kurar.
Sıkça atfedilen su meşhur söz de onun futbolu nasıl gördüğünü özetler ve yazımızı da bu cümleyle bitirelim; “Futbol, reddedilmişlerin saldırgan enerjilerini ve isyan etme dürtülerini tatmin ettikleri bir ayindir.”
