“Bugün her şeyin kusursuz planlandığı modern spor dünyasını mı tercih edersiniz, yoksa her anı ayrı bir çılgınlık olan eski dönemleri mi?
Dün sitemize gelen maillerden birindeki bu soru aklıma takıldı ve hemen o sıcaklıkla kendi düşüncelerimi kağıda dökmek istedim.
Bence harika bir “hangisini seçerdiniz?” ikilemi! Açıkçası, sporun doğasını ve bugün ulaştığı noktayı düşününce iki tarafın da cazibesi çok başka.
Gelin, iki dünyayı da kendi karakterleriyle sahaya çıkaralım:
** Modern Spor Dünyası: “Kusursuz Makine”
Bugün izlediğimiz spor, insan sınırlarının bilimle, teknolojiyle ve milimetrik hesaplarla zorlandığı bir sanat eseri gibi.
Bir Formula 1 pilotunun pit-stop stratejisi saniyenin onda biriyle hesaplanıyor. Bir maratoncu, rüzgar direncini azaltmak için önünde koşan lazer rehberli araçları takip ediyor, özel karbon tabanlı ayakkabılar giyiyor. Kayakta kıyafetin kaşık bölgesine veya vücut hatlarına eklenen sadece birkaç santimetrelik fazladan kumaş sana 5-10 metre belki de madalya, altın kazandırıyor!.
Artısı: İnsan vücudunun ulaşabileceği en tepe noktayı, kusursuz estetiği ve adaleti (en azından VAR, şahin gözü gibi teknolojilerle) izliyoruz.
Eksisi: Her şey o kadar mekanik ve tahmin edilebilir ki, bazen sporun o organik-saf, amatör ruhu ve “öngörülemezlik” büyüsü kayboluyor gibi hissettiriyor!.
Eski Dönemler: “Vahşi ve Öngörülemez”
Tarihi 1904 maratonunda ya da futbolun ilk yıllarında gördüğümüz şey ise tam bir kaos, saf tutku ve biraz da delilik!.
Kuralların henüz tam yazılmadığı, stratejiden ziyade “hayatta kalma” içgüdüsünün konuştuğu zamanlar. Bir tarafta fare zehiriyle enerji depolayan şampiyonlar, diğer tarafta arkasından köpek sürüsü kovaladığı için rotadan sapan atletler var.
Artısı: Gerçek anlamda hikaye var. Bugün 120 yıl sonra bile hala o günü konuşup gülebiliyorsak, sebebi o dönemlerin sunduğu benzersiz insan hikayeleridir.
Eksisi: Sporcu sağlığı ve güvenliği sıfır. Eğlenceli birer efsane gibi anlatsak da, o dönemki amatörlüklerin ve cehaletin bedeli sporcular için bazen çok ağır olabiliyordu. F1 yarışlarında ölen onlarca pilot ilk aklımıza gelenler!.
** Yani güvenlik ve sağlık, bilimsel yaklaşımın yanında erişilebilirlik ve eşitlik de modern çağın önemli kliklerinden..
Hayatta kalma odaklı, çok daha yüksek risk aqma zirve halinde de sosyal statü (Antik Yunan’daki Olimpiyatlar gibi) de eski çağların en önemli maddeleri…
Gladyatörlerin acımasız dövüşlerinden modern Olimpiyatların kusursuz sporcularına uzanan bu yolculukta, sporun sadece kuralları değil, insanlığın sınırları da tamamen değişti diyebiliriz. Buna bir tarafta sadece güce ve şansa dayalı antik arenalar, diğer tarafta ise her saniyesi yapay zeka ve bilimle hesaplanmış modern sahalar ikilemi de eklenebilir!.
Benim Tercihim mi?
Ben modern dönemin profesyonelliğini alıp, içine eski dönemin o kaotik ve hesapsız ruhundan bir tutam eklemek isterdim. Robot gibi her ani programlanmış sporcular yerine; bazen hata yapan, doğaçlama oynayan, sahada karakter koyan o eski “romantik” sporcuları aramıyor değiliz.
Yani beki politik bir cevap olacak ama biraz ondan biraz bundan ama eski devirler daha merak uyandırıcı sanki (en azından bana)…
Mesela bana hangi yarışı zaman kapsülünde geriye gidip seyretmek istersin diye sorsalar; 1936 Berlin Olimpiyatları Jesse Owens derdim ilk olarak!.
İkinci tercihim de, ilk Dünya Kupası finali olan 1930, Montevideo’daki Uruguay-Arjantin maçı olurdu.
Peki, asıl benim sorum bu yazıyı okuyan sizlere..
Mesela senin oyun hangi tarafa gidiyor? Sence spor, bilimselleştikçe güzelleşti mi, yoksa hikayesini mi kaybetti?
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter: @BurakBelgen
