Roland Garros’un Peri Masalı: Maja Chwalinska
Roland Garros’ta finale çıkan isimler sonunda belli oldu. Bir tarafta son yılların en çok konuşulan genç yıldızlarından Mirra Andreeva yer alırken, diğer tarafta ise turnuvanın tartışmasız en büyük sürprizi bulunuyor: Maja Chwalinska.
Turnuva başlamadan önce tenis dünyasında kaç kişi Chwalinska’nın adını final tahminlerine yazabilirdi? Muhtemelen çok az kişi!
Güney Polonya’nın Dąbrowa Górnicza şehrinde doğan bir kız çocuğu, kömür madeninde çalışan bir baba, resepsiyonist bir anne, mütevazı bir aile ortamı…
2001 doğumlu Polonyalı raket, Roland Garros’a dünya 114 numarası olarak geldi. Kariyerinde daha önce hiçbir Grand Slam’de ikinci turun ötesine geçememişti. Hatta çoğu tenis takipçisi onu sadece ITF ve Challenger seviyesindeki başarılarıyla tanıyordu.
Ancak Paris’te bambaşka bir hikaye yazıldı.
Turnuvaya elemelerden başlayan solak oyuncu, önce üç eleme maçını geçti. Ardından ana tabloda karşısına çıkan rakipleri birer birer devirmeye başladı. Zheng Qinwen, Elise Mertens, Maria Sakkari, Diane Parry, Anna Kalinskaya ve Diana Shnaider…
Kağıt üzerinde kendisinden daha üst sırada bulunan raketlerin tamamını saf dışı bıraktı. Daha da etkileyici olanı ise “bu dokuz maçlık serüvende yalnızca bir set” kaybetmiş olmasıydı. O set de Maria Sakkari karşısında geldi.
Bu başarıyı daha da özel kılan şey ise Chwalinska’nın kariyer yolculuğu.
Polonyalı oyuncu, gençlik yıllarında Iga Swiątek ile aynı jenerasyonun en büyük yeteneklerinden biri olarak görülüyordu. İkili birlikte Billie Jean King Cup Juniors şampiyonluğu da yaşadı. Ancak profesyonel kariyerleri farklı yönlere evrildi.
IGA kısa sürede dünya tenisinin zirvesine çıkarken, Maja çok daha zorlu bir süreçten geçti. 2021 yılında yaşadığı ağır depresyon nedeniyle tenise 4-5 ay ara verdi. Wimbledon’da Clara Burel’e karşı aldığı mağlubiyetin ardından psikolojik olarak tamamen tükendiğini hissetti. O dönem kortlara geri dönüp dönemeyeceği bile belirsizdi.
Fakat pes etmedi.
Uzun süren psikolojik destek süreci ve yoğun çalışma temposuyla kariyerini adeta sıfırdan inşa etti. Bu dönüşümün ilk büyük meyvesi ise 2024 yılında Brezilya’nın Florianópolis kentinde kazandığı WTA 125 şampiyonluğu oldu. O kupa sadece bir başarı değil, aynı zamanda yeniden ayağa kalktığının da ilanıydı!.
Bugün Roland Garros finaline ulaşan oyuncunun temelinde işte bu hikaye yatıyor.
Kort içindeki oyun tarzı da onu farklı kılan unsurlardan biri; solak olması doğal bir avantaj sağlıyor. Çok güçlü servis atan veya rakiplerini saf kuvvetle ezen bir oyuncu değil (boyu da sadece 1.65m). Bunun yerine olağanüstü savunması, yüksek spinli topları, sabrı ve oyun zekasıyla rakiplerini yıpratıyor.
Bazı tenis otoriteleri onun savunma becerilerini genç Rafael Nadal’a benzetiyor. Özellikle toprak kortta uzun rallilere girmekten çekinmiyor. Rakibinin ritmini bozuyor, açılar yaratıyor ve doğru anı bekliyor.
Bu nedenle “Pocket Punisher” lakabı da ona oldukça yakışıyor.
Drop shot kullanımı turnuva boyunca dikkat çekici seviyedeydi. Toprak kortun yavaş yapısı ve uzun rallilere izin veren doğası, onun yaratıcı oyun stiline kusursuz şekilde uyum sağlıyor. Zaten kariyerindeki en önemli sonuçların büyük bölümü de bu zeminde geldi.
Sert kortlarda ve çim zeminde ise aynı başarıyı yakalamakta daha fazla zorlandığını görüyoruz. Çünkü bu yüzeyler daha fazla güç, daha hızlı servis ve daha agresif vuruşlar gerektiriyor.
Şimdi ise önünde kariyerinin en büyük maçı bulunuyor.
Finalde rakibi Mirra Andreeva olacak. Son birkaç yıldır tenis dünyasının gelecekte Grand Slam kazanmasına kesin gözüyle baktığı Rus yıldız, kağıt üzerinde bizce de favori konumunda. Ancak Chwalinska’nın bu turnuva boyunca yaptığı şey de tam olarak beklentileri yıkmak oldu.
Roland Garros tarihinde elemelerden gelip şampiyon olan bir kadın oyuncu bulunmuyor. Grand Slam tarihinde bunu başarabilen tek isim ise 2021 Amerika Açık’ta tarihi bir zafere imza atan Emma Raducanu.
Şimdi Chwalińska’nın önünde benzer büyüklükte bir fırsat duruyor.
Turnuvaya dünya 114 numarası olarak başlayan Polonyalı raket, finali kazanırsa kendisini doğrudan WTA ilk 10-15 içerisinde bulacak. Kaybetmesi halinde bile ilk 30’a yükselmesi garanti gibi…
Bu bile başlı başına inanılmaz bir sıçrama.
Ama şampiyonluk…
İşte o, tenis tarihinin unutulmaz peri masallarından biri olarak anılacak.
Belki kupayı Mirra Andreeva kaldıracak. Belki de Paris’te bu yıl sadece bir şampiyon değil, aynı zamanda tenis tarihinin en etkileyici geri dönüş hikayelerinden biri yazılacak.
Ve kim bilir, belki de o hikayenin başrolünde Maja Chwalinska olacak!.
Bu arada Andreeva’nın da bu ilk Grand Slam finali olacak, ama onun bugün burada olması değil. bugüne dek olmaması bence asıl tartışma konusu… Rus raket daha 2007 doğumlu da olsa, 2 senedir genç yaşına rağmen, kalitesi ile bağıra bağıra geliyor, bu finalin sinyallerini uzun zamandır yüksek sesle veriyordu zaten…
Bizler de 6 Haziran Cumartesi’yi merakla bekliyoruz.
Yazarın diğer yazıları için tıklayın
mail: burak.belgen@abcspor.com
twitter:@BurakBelgen
