Salary Cap Amerikan sporlarının gerçeği. NBA, NFL ve NHL’de franchise’lar arasındaki rekabet dengesini korumak için oldukça mantıklı bir ekosistem oluşturuyor. Peki beyzbolda neden aynı sistem uygulanmıyor?
Bunun birkaç temel nedeni var:
Oyuncular sendikası çok güçlü
Öncelikle oyuncular sendikası son derece güçlüdür.
Major League Baseball Players Association (MLBPA), ABD’deki en güçlü sporcu sendikalarından biridir. Sendika, uzun yıllardır maaş tavanına (salary cap) karşı çıkıyor çünkü böyle bir sistem oyuncuların toplam kazancını sınırlandırabilir.
Amiyane tabirle: işlerine gelmiyor. Bu nedenle mevcut sistemi korumakta ısrar ediyorlar!.
1994 yılında yaşanan ve Dünya Serisi’nin iptal edilmesine kadar giden büyük oyuncu grevinin en önemli nedenlerinden biri de maaş tavanı girişimleriydi diye belirtelim.
Bunun yerine “Luxury Tax” (Competitive Balance Tax) uygulanıyor
MLB’de sert bir maaş tavanı yerine Competitive Balance Tax (CBT), yani halk arasında bilinen adıyla Luxury Tax sistemi uygulanıyor.
Takımlar istedikleri kadar harcama yapabiliyor. Ancak belirlenen vergi eşiğini aşarlarsa ek vergi ödüyorlar. Vergi oranı ise eşiğin ne kadar aşıldığına ve bunun kaç yıl üst üste tekrarlandığına göre artıyor.
Yani sistem harcamayı yasaklamıyor; sadece daha pahalı hale getiriyor. Bu nedenle CBT, bir anlamda “yumuşak maaş tavanı” görevi görüyor.
Tarihsel gelenek
MLB, Kuzey Amerika’nın en eski profesyonel spor ligi… Salary cap hiçbir zaman ligin bir parçası olmadı ve mevcut düzen, yıllardır toplu iş sözleşmeleriyle devam ediyor.
** Bunun sonuçları
Büyük pazarlardaki takımlar (örneğin New York Yankees veya Los Angeles Dodgers) doğal olarak çok daha yüksek maaş bütçelerine sahip olabiliyor. Dolayısıyla beyzbol ekonomisi, oyuncuların birden fazla takımla teklif yarışına (bidding war) girebildiği serbest piyasa dinamikleri üzerine kurulmuş durumda.
Küçük pazarlardaki takımlar ise oyuncu geliştirme, scouting ve akıllı transferlere daha fazla odaklanıyor. Buna rağmen son yıllarda düşük bütçeli takımların da başarılı olduğu örnekler gördük. Çünkü beyzbolda oyuncu geliştirme, veri analizi ve doğru organizasyon yapısı ciddi fark yaratabiliyor.
Oyuncular Birliği’nin tutumu
MLB Oyuncular Birliği’nin tutumu yıllardır değişmedi ve görünen o ki yakın zamanda da değişecek gibi durmuyor.
Onlara göre İngilizcedeki en kötü iki kelime “salary cap”.
İlginç olan ise oyuncuların, taraftarların büyük bölümünün maaş tavanını desteklediğinin farkında olması. Hatta ligin önerdiği maaş tabanı (salary floor) ilk etapta bazı oyuncuların ilgisini çekmişti. Ancak sistemin ayrıntıları ortaya çıktıkça bu ilgi hızla azaldı.
Peki MLB hiçbir şey yapmıyor mu? Hayır. Bir de Revenue Sharing (Gelir Paylaşımı) sistemi var.
Salary cap olmasa da MLB, büyük ve küçük pazar takımları arasındaki ekonomik uçurumu azaltmak için Revenue Sharing (Gelir Paylaşımı) sistemini uyguluyor.
Sistemin mantığı oldukça basit: yüksek gelir elde eden kulüpler; bilet satışları, sponsorluklar, yerel yayın anlaşmaları ve diğer ticari gelirlerinin belirli bir bölümünü ortak bir havuza aktarıyor. Daha sonra bu havuzdaki para, düşük gelir elde eden kulüplere dağıtılıyor.
Yani New York Yankees, Los Angeles Dodgers veya Boston Red Sox gibi yüksek gelirli organizasyonlar, daha küçük pazarlardaki kulüplerin finansal olarak ayakta kalmasına dolaylı olarak katkıda bulunuyor, bir nevi besliyor.
Ancak burada önemli bir nokta var: Revenue Sharing, maaş bütçelerini eşitlemiyor. Sadece kulüpler arasındaki gelir farkını bir miktar azaltıyor.
Bir de “Escrow” sistemi var…
Bir de Amerikan sporlarında sıkça kullanılan escrow sistemi var ki, oyuncular açısından ayrı bir tartışma konusu.
Öncelikle belirtelim; NBA ve NHL bu sistemi kullanırken, NFL kullanmıyor.
Escrow sistemi nedir?
Escrow sistemi; olası gelir eksikliklerini karşılamak amacıyla oyuncuların maaşlarının belirli bir bölümünün geçici olarak kesilip emanet bir hesapta tutulmasıdır.
Nasıl çalışıyor?
Bir oyuncunun yıllık maaşının 10 milyon dolar olduğunu düşünelim.
Lig %10 escrow uyguluyorsa, oyuncuya sezon boyunca 9 milyon dolar ödenir. Kalan 1 milyon dolar ise escrow hesabında tutulur.
Sezon sonunda ligin gerçek gelirleri hesaplanır. Gelirler beklendiği gibi ya da daha yüksek gerçekleşirse oyuncu escrow hesabındaki paranın tamamını veya büyük bölümünü geri alır.
Gelirler beklentinin altında kalırsa escrow hesabındaki paranın bir kısmı ya da tamamı ligde kalır ve oyuncu bu parayı alamaz.
Örnek
Lig gelirinin 10 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Buna göre oyuncuların toplam maaş payı 5 milyar dolar olarak hesaplanıyor (gelirin %50’si olduğunu varsayalım).
Ancak sezon sonunda gerçek gelir 9 milyar dolar olarak gerçekleşirse, oyuncuların toplamda alması gereken miktar 4,5 milyar dolar oluyor.
Aradaki 500 milyon dolarlık fark, escrow hesabında tutulan paradan karşılanıyor.
MLB Oyuncular Birliği neden buna karşı?
MLB’de oyuncu sözleşmeleri geleneksel olarak tam garantili sözleşmelerdir. Yani bir oyuncu 10 milyon dolarlık sözleşme imzaladıysa, normal şartlarda bu paranın tamamını alacağını bilir. Dolayısıyla neden böyle bir riski kabul etsin?
Bu nedenle MLB Oyuncular Birliği, escrow sistemini garantili sözleşmeleri fiilen zayıflatan bir mekanizma olarak görüyor ve maaş tavanı kadar sert şekilde karşı çıkıyor.
Kısacası escrow, doğrudan bir maaş kesintisi değil; geçici bir “emanet kesintisi”. Ancak sezon sonunda bu paranın geri ödenip ödenmeyeceği ligin gelir performansına bağlı olduğu için oyuncular açısından önemli bir belirsizlik yaratıyor.
Orta Yol Zor Gibi
Bugün gelinen noktada taraflardan biri ciddi taviz vermediği sürece ilerleme sağlanması oldukça zor görünüyor.
Bu nedenle beyzbolun onlarca yıldır süren tartışması da devam ediyor: “MLB’de salary cap olmalı mı, olmamalı mı?”
