YANGIN OLUR BİZ YANGINA GİDERİZ

02/02/2016          

BARIS-TUMOKTürkiye Cumhuriyeti tarihinin Rusya ile en sorunlu dönemini yaşadığımız şu günlerde UEFA Kupası’nda bir Rus takımı ile eşleşmemizin sıkıntısını henüz üzerimden atamamış ve gelecek haftayı “Aman, bir aklıevvel Kadıköy’deki maçta bir salaklık yapmasa da Infantino Çocukları ile başımız belaya girmese” benzeri endişelerle bekliyorken nur topu gibi bir stres kaynağım daha oldu:

 

Türkiye Kupası’nda Amedspor ile eşleştik…

 

Evet, biliyorum, “Yurtta sorun, cihanda sorun. Dertsiz sıkıntısız tek bir cephemiz olmasın” düsturu ile hareket eden memleketimizin herhangi başka bir cennet köşesinde tatsızlık yaşamak, taşlanmak, kurşunlanmak, dayak yemek, linç edilmek vesaire gayet mümkün. Mümkün olmanın da ötesinde “E onlar da önlemini alsaydı canım” tepkilerine sebep olacak kadar kanıksanmış durumda.

 

Evet, biliyor ve yurtdışında yaşayan bir Türk olarak bizzat yaşıyorum ki ülke olarak itibarımız hiç olmadığı yerlere ulaştı(!). Bu sayede değil Rusya, Avrupa’nın herhangi bir şehrinde düşmanca karşılanmamız gayet olası. Misal bir Fransız takımı ile eşlessek bu defa Paris’teki IŞİD katliamında hayatını kaybedenler anısına yapılan saygı duruşunu yuhalayan yeni Türkiye vatandaşlarından bir ikisinin saçma sapan bir hareket yapmasından, deplasmandaki maçta da oranın beyinsiz ırkçılarının taşkınlıklarından korkuyor olurdum.

 

Ama bunların ötesinde, Fenerbahçe bir kez daha olabilecek en dramatik yoldan ilerleyerek beni hayal kırıklığına uğratmadı(!). Her iki kura çekimi öncesinde de tüm arkadaşlarımın ağzında “Kesin Rus takımı çekeriz”, “Kesin Amedspor’la eşleşiriz” lafları vardı. Kimi bu durumu komplo teorisyenliği ile birleştiriyor kimi “Bizim genlerimizde var abi, nerede sorun, biz oradayız” diye özetliyor ama neticede herkes bu sonucu bekliyordu. Hayatımız dandik Türk dizileri gibi, sürekli bir arıza, sürekli yeni bir endişe, stres… Sakin sakin devam edemiyor yoluna Fenerbahçe hiç bir zaman, hep bir “film” içerisinde.

 

Şimdi yapılması gereken öncelikle her türlü güvenlik önleminin eksiksiz uygulanmasını sağlamak (Maalesef bu anlamda kolluk kuvvetlerimize, idari amirlerimize ve son olarak da savcılarımıza Rize dönüşü yaşananlar ve 300 gündür bulunamayan failler nedeniyle pek güvenemiyorum). Fenerbahçe yönetiminin ötesinde, kendini Fenerbahçe’li olarak tanımlayan statü sahibi herkesin elini taşın altına sokup, bu takımın futbol harici herşeyden güvenli ve rahat bir uzaklıkta tutulması için gerekeni yapması lazım.

 

Ötesinde, tüm camianın gereksiz dolduruşlara izin vermemesi şart. Zira kaliteli Türk medyasının rating uğruna bu maçları olduğundan farklı bir yere, son derece zararlı bir hesaplaşmaya çevirmeye çalışması mümkün. Fenerbahçe ailesinin, topçusundan taraftarına sadece ve sadece futbol ile ilgilenmesi, geri kalan her provokasyona kulaklarını tıkaması gerek.

 

Sadece Fenerbahçe adına değil, bu maçların sakin ve dostça bir ortamda oynanması tüm Türkiye adına çok önemli. Meşhur sözün aksine, futbol, yalnız biz izin verirsek sadece futbol olmaktan çıkar* ve 13 Mayıs 1990 Dinamo Zagreb-Kızılyıldız maçı gören gözler için büyük dersler içermektedir.

 

Barış ve huzur dolu günler dilerim.

 

*Simon Kuper’in “Football Against The Enemy” isimli kitabı Türkçe’ye ne hikmetse “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” diye çevrilmiştir

 

baris.tumok@abcspor.com

@baristumok

Yazarın tüm yazıları için tıklayın.

YORUMLAR