VELEV Kİ…

2013 yılı Temmuz ayında, Avrupa Bayanlar Futbol Şampiyonası esnasında ev sahibi İsveç’te iş için bulunduğum bir seyahatin akabinde oradaki atmosfere bakarak Türk insanının aslında futbol sporunu değil futbolun skorunu sevdiğini işin sosyolojik ve psikolojik boyutlarını derinlemesine irdeleyerek anlatan bir yazı yazmış ve en beğenilen yazılarımdan birisi olarak tarihe kaydetmiştik. O zaman bu yazım bugün hayatta olmayan futboladair.com’da yayınlanmıştı.

Bu yazıdan tam 6 yıl sonra Fransa’da düzenlenen Kadınlar Dünya Futbol Şampiyonası’nı kafamda deli sorular şeklinde izledim ama bu sefer başka bir konu üzerine bilgisayarın başına geçtim. Aslına bakarsanız dünya sıralamasını yanıltmayan bir sonuçla biten bir turnuva oldu. ABD favori olarak geldi ve tüm ödülleri toplayarak gitti. Tüm turnuva boyunca sergilediği performans ile “kupalara layıksın sen şanlı ABD!” görüntüsü çizen bu takım başta kaptanları Megan Rapinoe önderliğinde verdikleri mesaj ile de gündeme damgalarını vurdular.

Trump ile girdiği söz düellosu zaten herkesin malumu olan Rapinoe, bu düelloyu kendi kişisel ve takımın total performansını artırmak için bir motivasyon aracı olarak kullandı ve Trump’a cevabını sahada verdi.  2000 UEFA Kupası ertesinde Terim’in, katıldığı 32.Gün programında “ Gel ben seni motive edeyim de çık oyna o zaman” demesi gibi, tabi ki sadece motivasyon sahadaki o performansı açıklamaya yetmez zira işin psikolojisi önemlidir ama bir yere kadar, takımın oyun gücünü ve sahaya koyduğu stratejiyi de es geçmemek gerekir.

Benim vurgulamak istediğim husus ise bayan futbolcuların takındığı muhalif duruş ve dünyada kaç ülkede bayanları bırakın erkek sporcular tarafından bile bu seviyede muhalefet yapılıp yapılamayacağı sorunudur.

Maçtan bir gün önce yapılan basın toplantısında Copa America, Gold Cup ve Kadınlar Dünya Kupası Finali’ni aynı güne koyan FIFA ve yerel konfederasyonlara yüklenecek kadar dobra bir zihniyetin erkek egemen bir topluluğa verdiği mesajlar çok önemlidir.

Bütün bunları izledikten sonra ülkeme dönüp baktığımda “Önümüzdeki maçlara bakıyoruz”, “Çok zor maç olacağını biliyorduk”, “Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ederiz” konseptinde debelenip duran zihniyetin 1 aydır neden yatıp kalkıp Vedat Muriqi’den öteye gidemediğini daha rahat anlayabiliyor insan.

Sporcuların mesleklerini icra eden insanlar olarak günlük hayatlarında sürekli muhalif duruş sergileme ve entelektüel bir hayat sürme zorunluluğu, kanaatimce, pazarda sebze satan ya da yolları süpüren emekçiden öte değildir. Bir insanın kısa meslek hayatı boyunca az kişide olan yeteneğinden dolayı çok para kazanması ona bazı mükellefiyetler yüklemez. Bu benim yıllardan beri gelen görüşümdür.

Fakat bütün bunların yanında, sporcunun toplumdaki statüsü onun kendini geliştirmesini, sorulan sorulara net fikir beyan etmesini, taraf olmasını da engellemez. Nasıl ki basit bir sokak röportajında, yoldan geçen insanın bile muhalif fikirleri, yapıcı önerileri var ise sürekli insanların önüne çıkan bir meslek grubuna mensup insanların da fikirlerinin olması zaruridir.

Sürekli gücün yanında olmak da sporcu olmanın fıtratında olan bir şart değildir. Maalesef özellikle ülkemizde genel olarak sporculuk güce yakın olmak, onların sofralarından ve meclislerinden ayrılmamak, en ufak bir başarıda daha teri kurumadan uzatılan mikrofonlara güce yaranma mesajları vermek, yurda döndüğünde hemen Ankara’da arz-ı endam eyleyip varaklı fotolar çekilmek ile eş değer hale gelmiş durumdadır. Bu tip işlere girmeyen ve düşüncelerini açıkça ifade edebilen sporcular ülkemizde parmakla gösterilir azınlık durumundadır.

Rapinoe’nun milli marş, Trump ve FIFA protestosu üçlemesini bizim ülkemizde hangi erkek sporcu yapardı çok merak ediyorum. Bunlar doğrudur ya da yanlıştır buna herkes kendi karar verir ama doğru olan bir kişinin, bu şekilde düşünüyorsa, bunları ifade edebilme özgürlüğüdür. Bu ortamın sağlanmasına çalışmak ve sağlayabilmek en önemli unsurdur.

Unutulmamalıdır ki, duvarlarına sporcuların posterlerini asan gençler idol olarak gördükleri bu insanların ağızlarından çıkan kelimelere bakmaktadırlar ve bu çocuklara arada sırada bile olsa, sosyal medyada paylaşılan tüketime yönelik fotoların haricinde de bir şeyler vermek gerekir.

Harvard Business School tedrisatından geçen Nuri Şahin’in yaptığı paylaşım ile Çeşme’den paylaşılan beach volley fotoları arasında tercih yapmak gerektiğinde ülkenin gençleri tarafından gösterilen irade bizim ülke sporunun da geleceğini oluşturacaktır.

Sporcu meclisinin unutmaması gereken nokta, onları yönetenlerin her yaptığının bilakaydüşart doğru olmadığıdır. Siyasetçi olmak ya da yönetici olmak karşınızdakini insanoğlu olmaktan çıkarmaz sadece geçici statü verir. O insanlar da akılları ve bildikleri kadardır. Yani sınırlı rasyonellik içerisindedirler. Sen de okursan, araştırırsan senin de fikrin olur ve yönetenlere fikir verebilir, yön gösterebilirsin.

Velev ki sen de bir defacto Rapinoe’sun, mücadele et, gerisi mutlaka gelir…

Herkese sıhhat, akıl, huzur ve spor dolu bir hafta diliyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz