Sanat, Hamlet ve Bir Meşin Yuvarlak: Futbol Neden Sadece 22 Kişinin Koşması Değildir?
İngiliz yazar J. B. Priestley bir defasında şöyle demişti: “Futbolun 22 adamın topun peşinden koşması olduğunu düşünmenin, kemanın telden ve yaydan, Hamlet’in kağıt ve mürekkepten ibaret olduğunu söylemekten bir farkı yoktur.”
Futbolu küçümsemek isteyenlerin yıllardır diline doladığı o meşhur ve sığ tanımı bilirsiniz: “22 adam geçmiş bir topun peşinden koşuyor, ne var bunda?”
Peki gerçekten öyle mi? Priestley’nin muazzam benzetmesi, tam da bu soruya verilmiş en zarif ve tokat gibi cevaptır.
Nesnenin Ötesindeki Ruh
Bir kemanı parçalarına ayırdığınızda elinizde kalan şey yalnızca birkaç parça işlenmiş tahta, at kılından bir yay ve gerilmiş metal tellerdir. Ancak o teli yaya sürttüğünüzde ortaya çıkan şey “sadece tel ve tahta” mıdır? Yoksa insan ruhunu titreten bir Beethoven senfonisi mi?
Shakespeare’in Hamlet’ine bakın. Ciltlenmiş sayfaları açtığınızda gördüğünüz şey mürekkeple basılmış harf dizilerinden ibarettir. O halde Hamlet sadece kağıt ve mürekkep midir? Yoksa insanın varoluşsal sancılarını, hırsını, sadakatini ve ihanetini yüzyıllardır yüzümüze çarpan bir başyapıt mı?
İşte futbol da böyledir!.
Çim Saha Üzerindeki Tiyatro
Futbol sahada 90 dakika boyunca oynanan basit bir oyun gibi görünebilir. Ama o çimlerin üzerinde cereyan eden şey; bir kentin kimliği, bir çocuğun hayali, işçi sınıfının hafta sonu nefesi, kolektif bir sevinç ve aynı anda yaşanan kitlesel bir dramdır.
** Geometrik ve Stratejik Sanat: Bir takımın sahada parselleme yapması, alan daraltması ve beklenmedik bir kilit pasla savunmayı yarması; tıpkı bir satranç ustasının hamlesi ya da bir kompozitörün notaları dizmesi gibidir.
** Dramatik Yapı: Bir maçın son saniyesinde gelen golün yaşattığı duygu patlamasını, tiyatro oyunundaki o büyük “katarzis”ten nasıl ayırabilirsiniz?
** Toplumsal Hafıza: Bir kulüp logosu ya da bir forma rengi; insanların aidiyet arayışına, babadan oğula geçen bir mirasa dönüştüğünde, o artık kauçuk ve deri bir top olmaktan çoktan çıkmıştır.
İndirgemecilik Tuzağı
Her şeyi en temel materyaline kadar indirgemek (reductionism), dünyadaki estetiği ve anlamı yok etmenin en kestirme yoludur. Bir tabloya bakıp “sadece tuval üzerindeki boya” derseniz, Mona Lisa’yı anlayamazsınız. Bir şiire bakıp “sadece kelimeler” derseniz, aşkı tanımlayamazsınız.
Futbola da sadece “topun peşinde koşan 22 adam” gözüyle bakmak, hayatın içindeki o kolektif büyüyü, tutkuyu ve sanatı ıskalamaktır.
Son Söz
Bir gün birisi size futbolun anlamsızlığından bahseder ve o malum 22 adam cümlesini kurarsa, ona Priestley’i hatırlatın. Çünkü futbol; telin yaya, kağıdın mürekkebe kavuştuğu o büyülü anda doğan sanattır. Ve o meşin yuvarlak hareket ettiğinde, aslında bir top değil; milyonların kalbi dönmektedir!.
