HEYKELİ DİKİLECEK ADAM

Geçtiğimiz hafta yaşanan Kadıköy faciasının ardından Beşiktaş için yara sarma, yeniden ayağa kalkma haftasıydı. Maçı izlemeden sadece skora bakanlar bu amaca ulaşıldığını düşünecektir ama işin aslı pek de öyle olmadı…

Maça eğilmeden önce değinmek istediğim bir konu var. Yıllardır tartışılan ama bir türlü sonuca varılamayan, seramoniye çıkartılan küçük çocuklar konusu… Bizim tribünlerde donduğumuz bir ortamda ufacık çocukların çok gerekliymiş gibi üzerlerinde şortlar ve formalarla, tir tir titreyerek sahaya çıkartılmaları hangi akla hizmettir, yıllardır anlayabilmiş değilim. O çocukları kalın giydirmeyi akıl edemiyorlarsa, bari bu havalarda değil sadece sıcak havalarda çıkartsınlar da bitsin artık bu eziyet!

Fenerbahçe derbisinden önce Beşiktaşlı taraftarlar haftalar boyunca hakemlere dikkat çekmiş, takımlarının senelerdir Kadıköy’de sistematik bir şekilde doğranmış olmasının verdiği acı tecrübelere dayanarak aynı rezaletlerin yaşanmasının önüne geçmek istemişti. Maalesef tüm bu çabalar sonuç vermedi, son 15 senenin abartısız yarısında izlediğimiz senaryo gerçekleşti ve hakem katliamı sonucu Beşiktaş kaybetti. Böyle bir maçın ardından çoğunluk bu hafta da Beşiktaş’ın kollanacağını ve akıllarınca dengenin sağlanmak isteneceğini düşünmekteydi. Hatta Çarşı Grubu açıkladığı bildiride böyle bir kurnazlığa kalkışıldığı takdirde rakip Gençlerbirliği’nin haklarını herkesten evvel kendilerinin savunacağını bildirmişti.

Bugünkü maçta yaşananlar maalesef tüm bu öngörüleri haklı çıkardı. Gençlerbirliği takımı henüz ilk yarıda 9 kişi kalırken, gösterilen kırmızı kartları protesto eden de Beşiktaş tribünleri oldu! Bunun sebebi verilen kararların yanlış olması değil, geçen haftaki skandallar olmasa bu haklı kırmızı kartların asla verilmeyeceğini herkesin adı gibi biliyor olmasıydı. Maçın hemen öncesinde Federasyon’un VAR kayıtlarının paylaşılmasının söz konusu olmadığını açıkladığı bir ortamda, hakemlere ve onları yönetenlere kimsenin zerre kadar güveni olmadığı için, Beşiktaşlılar kendi takımlarının çıkarına bile olsa eyyam kokusunu aldıklarında rahatsız oldular.

Evinde oynadığı çoğu maçta olduğu gibi yine hızlı ve hırslı başlayıp, golü bulamadığı için gitgide vites düşürdü Siyah-Beyazlılar. Henüz 10. dakikada gelen ilk kırmızı karttan sonra çoğu futbolsever artık Beşiktaş için işlerin kolaylaştığını düşünürken, bizim gibi hayatı Beşiktaş’ın antikalıklarına şahit olmakla geçmiş olanlar hiç de öyle düşünmüyordu. Nitekim birkaç dakika içinde ilk atağını yapan Gençlerbirliği ilk golü bulan taraf olunca hiç mi hiç şaşırmadık! Bu golde günün iyilerin Vida, tek ve büyük hatasını yaptı. Sağ tarafa doğru açısını daraltıp şut imkanı arayan rakip oyuncunun yanında bir arkadaşı olduğu halde, kendi tarafındaki diğer rakip hücumcuyu kontrol etmeyi bırakıp o da sağa doğru yöneldi. Atılan şutu Karius tek hamlede kontrol edemeyince bir anda bomboş kalan Ayite için golü atmak zor olmadı.

Bu golden sonra devreye kadar geçen yaklaşık 25 dakikalık bölüm Beşiktaş için içler acısı bir zaman dilimiydi. Eksik kalmış rakibine karşı en ufak bir oyun planı değişikliği yapmadı Abdullah hoca. Sahadaki oyun ezberinde en ufak bir farklılık göremedik. Ezber dediğimiz de elle tutulur bir şey olsa! Kaleciden orta sahaya kadar binbir tane garanti yan pas ile güçlükle topu karşı yarı sahanın ortalarına götürüp sonra çizgide kim varsa (çoğunlukla Caner) ona gönderip orta yapmasını beklemek. Tek plan bu! Topu alıp göbekten biraz kat eden, verkaçlarla ceza sahasına dalmayı deneyen ara ki bulasın! Hadi onu yapacak yetenekleri yok diyelim -ki Ljajic gibi bir adam var- bari uzaktan şut denense.

Takımdaki istisnasız herkes şut çekmekten korkuyor adeta! Abdullah Avcı’nın en çok üzerinde durması gereken konulardan biri bu bence. Geçen hafta Ozan Tufan’ın attığı golde bunun önemi anlaşılmış olmalı. Futbolun amacı gol atmaktır, tamam pas oyununu düstur edinebilirsiniz, ki bunu destekleyen bir futbol izleyicisiyim. Ama tüm o pasların bir amacı var; doğru zamanda doğru yerde bitiricilik… Beşiktaşlı oyuncular topu kalenin ağzına kadar bile getirse hala en rahat açıyı bulmadıkça şutu düşünmüyor, pas verecek arkadaş arıyorlar! An geliyor, halı saha maçı izliyor gibi hissediyorum, akıl alır gibi değil.

Herkesi geren bu berbat ilk yarının ardından, 9 kişi kalmış bir rakibe karşı golün biraz daha gecikmesi tarihi bir utanç getirebilirdi. Neyse ki Vida yenen goldeki hatasını telafi etti, ikinci yarının başlarında golcü yönünü gene göstererek beraberliği getirdi. Bu golde asisti yapan sahanın yıldızı, yaşayan efsanemiz, heykeli dikilecek adam Atiba Hutchinson; bir asistle yetinmem dercesine şovuna devam etti. Önce Ljajic’ten beklediğimiz ama haftalardır göremediğimiz bir oyun görüşüyle, çok klas bir asistle N’Koudou’ya golü attırdı. Sonra uzun zamandır kayıp olan Oğuzhan’a zeka dolu bir gol pası vererek 3. golü attırdı. 36 yaşında olup hala takımın en çok mücadele eden, en çok kazanma hırsı gösteren oyuncusu olarak bu yaşında yaptığı 3 asistle de yetinmedi, son dakikada harika bir de kafa golü attı! Açıkçası ben olsam devre arasında hiç düşünmem uzatırım sözleşmesini. 40 yaşındaki Emre Belözoğlu halen devam ediyorsa, Atiba neden etmesin? Her maç 90 dakika oynamak zorunda değil -ki oynuyor- ama varlığı bile Beşiktaş’a çok şey katıyor Atiba’nın.
Beşiktaş için tatsızlıklarla dolu olsa da en azından skor olarak moralleri düzelten bir kapanış oldu.

Ligin ilk devresi 30 puanla tamamlandı ve yarışın içerisinde yer alınmış oldu. Beşiktaş’ın şampiyonluk yarışında ağırlık koyabilmesi, aynı anda birçok şartın beraber gerçekleşebilmesine bağlı. Bunların en önemlisi, en az 3 bölgeye nokta atışı transferlerin yapılması. 8 numara, forvet ve sağ kanat, bana göre acil ihtiyaç olan bölgeler. Bununla birlikte acilen toparlanıp takıma eski katkısını vermesi gereken oyuncular var; Burak, Ljajic, Oğuzhan, Güven gibi. Bir de takıma bu sezon katılan Boyd, Diaby, N’koudou, Douglas gibi isimlerin ligin kalanındaki verimleri de çok önemli.

Tüm bu koşullar olumlu yönde seyir gösterirse Beşiktaş sezonun sonuna dek yarışta var olabilir. Zira ligimiz şampiyon olanın çok iyi futbol oynamasını gerektiren bir kalitede değil. Tabii geçmişe baktığımızda Beşiktaş’ın rakiplerinin aksine çok iyi oynamadan elde edebildiği tek bir şampiyonluğunun olmadığını da görebiliyoruz. Dolayısıyla Abdullah Avcı’nın hem kendi geleceği, hem Beşiktaş’ın bu sezonki kaderini belirleyecek önlemleri alması açısından bu devre arası dönemi hayati önem taşıyor.

mail: olcay.nurlu@abcspor.com

twitter: @olcynrlu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz