https://abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

FUTBOLUN YENİ SAHİBİ: WALL STREET SAHAYA İNİYOR

Okunması Gerekenler

Wall Street Tribüne Gelirse Futbol Ne Olur?

Futbol uzun yıllar boyunca zengin iş insanlarının, ailelerin ve yerel patronların oyuncağıydı. Bir kulüp satın alır, para koyar, yıldız transfer eder ve başarı beklerdiniz.

Şimdi ise sahneye başka bir aktör çıkıyor: Wall Street!

Özel sermaye fonları, yatırım şirketleri, teknoloji milyarderleri ve kurumsal yatırımcılar futbola giderek daha fazla ilgi gösteriyor. Çünkü artık bir futbol kulübü yalnızca 11 oyuncudan ve haftada 90 dakikadan ibaret değil.

Bir kulüp; medya markası, gayrimenkul, yayın geliri, sponsorluk platformu, veri şirketi ve küresel tüketici markası haline gelmiş durumda = Ve yatırımcıların gördüğü şey tam olarak bu.

Ama Wall Street neden futbola geliyor?

Çünkü futbolun en büyük avantajlarından biri, kıt ve küresel ölçekte büyüyebilen bir varlık olması. Dünyada yeni bir Liverpool, Real Madrid veya Manchester United yaratmak kolay değil.

Kulüp sayısı sınırlı.Taraftar kitlesi nesiller boyunca oluşuyor. Marka değeri küresel.

Premier League veya Şampiyonlar Ligi gibi organizasyonlara erişim ise sınırlı.

Dolayısıyla yatırımcı açısından denklem oldukça basit: Sınırlı arz + küresel talep + büyüyen medya gelirleri = değerlenen spor varlığı.

Son dönemdeki ard ardaya dev takım satışları ve ABD ahalisinin neredeyse maaile Avrupa Pazarına girmesi de bu mantığı gösteriyor.

Peki taraftar ne olacak?

İşte hikayenin en tartışmalı tarafı burası.

Bir yatırım fonu için kulüp, sonuçta yatırım yapılan bir varlık. Taraftar için ise kulüp: ailesi, şehri, çocukluğu ve kimliği. Bu iki bakış açısı her zaman birbirini tamamlamıyor!.

Yatırımcı daha fazla ticari gelir ister. Taraftar daha iyi takım ister.

Yatırımcı kulübün değerini yükseltmek ister. Taraftar kupa ister.

Bir de çoklu kulüp meselesi var

Wall Street’in futbola ilgisinin en ilginç sonuçlarından biri de “bir kulüp” yerine “kulüpler ağı” modelinin büyümesi; mesela Red Bull, veya City Group…

Bir yatırımcı farklı ülkelerdeki kulüplere sahip olduğunda oyuncu geliştirme, scouting, veri analizi ve ticari operasyonlarda ortak bir yapı kurabiliyor.

Bugün sadece tüm dünya liglerinin piramitinin en tepesi olan Premier Lig’de, Amerikalı takım sahibi veya ortağı sayısı çift rakamlara geldi bile..

City Group da aynı şekilde.. Red Bull mesela; futbol özelinden gidiyoruz belki, ama , Formula 1, buz hokeyi ve motor sporları gibi farklı branşlarda da çok sayıda kulüp sahibiler…

Fakat burada futbolun en temel sorularından biri ortaya çıkıyor: Aynı yatırımcının iki farklı kulübü birbirine karşı oynarsa ne olacak?

UEFA bu nedenle çoklu kulüp sahipliğini doğrudan düzenliyor. Mesela premiŞampiyonlar Ligi kurallarında aynı kişi veya kurumun birden fazla UEFA kulüp müsabakasına katılan takım üzerinde kontrol veya belirleyici etkiye sahip olmasına yönelik ciddi sınırlamalar bulunuyor.

Çünkü futbolun finansallaşması büyürken, rekabetin gerçekten rekabet olarak kalması gerekiyor.

Almanya başka bir cevap veriyor

Bu tartışmanın diğer tarafında Almanya’nın 50+1 sistemi var.

Sistem, kulüp üyelerinin çoğunluk oy hakkını koruyarak dış yatırımcının kulübü tamamen kontrol etmesini sınırlıyor.

Yani futbol dünyası aslında iki farklı yöne doğru ilerliyor:“Daha fazla sermaye gelsin.”

ve “Ama kulüp üzerindeki kontrol tamamen sermayeye geçmesin.”

Bu iki düşüncenin çatışması önümüzdeki yılların en önemli futbol tartışmalarından biri olacak.

Peki Wall Street futbolu bozacak mı?

Bundan emin olmak mümkün değil.

Doğru kullanıldığında dış yatırım kulüplere profesyonel yönetim, altyapı yatırımı, stadyum yenilemesi ve küresel büyüme sağlayabilir. Ama yatırımcının tek amacı kısa vadede kulübün değerini artırmaksa, futbolun kendisi ikinci plana düşebilir.

Belki de asıl mesele Wall Street’in futbola gelmesi değil.

Asıl mesele şu: Futbol Wall Street’e ne kadar dönüşecek?

Çünkü bir gün kulüplerin yönetim odalarında artık “Bu sezon nasıl şampiyon oluruz?” sorusundan önce, “Bu varlığın değerini beş yılda nasıl ikiye katlarız?” sorusu sorulmaya başlarsa, futbolun yalnızca sahibi değil, karakteri de değişmiş olacak.

Ve belki geleceğin futbolunda en büyük rekabet artık sadece Real Madrid ile Manchester City arasında değil; taraftarın futbol anlayışı ile yatırımcının futbol anlayışı arasında yaşanacak!.

** Hatta son 1-2 yıldır futbol yetmiyormuş gibi, basketbolda da NBA Europe projesi gündemde.

Avrupa’nın önde gelen kulüpleri, zaten Amerikan spor ekonomisinin önemli bir “besin kaynağı” haline gelmişken, bu projeyle birlikte Amerikan spor endüstrisinin zincirine daha da sıkı bağlanacaklarmış gibi görünüyor.

Son Haberler

BUNDESLIGA’DA TEK SEZONLUK METEOR: SC BLAU-WEIß BERLIN

SC Blau-Weiß Berlin (Almanya): Bundesliga’da Tek Sezonluk Bir Meteor Alman futbolu denince akla finansal disiplin, kuralcılık ve tıkır tıkır işleyen...

Benzer Konular