EUROBASKET WOMEN 4.GÜN DEĞERLENDİRMESİ

Okunması Gerekenler

KURT KANUNU

KURT KANUNU “Kurtlukta düşeni yemek kanundur” diye son veriyordu hayatına Kara Kemal. İzmir Suikasti’ni planlayan ekipten olduğu iddiası ile suçlu bulunan...

KOLAYDAN ZORA

KOLAYDAN ZORA Dört haftada dört puanla başlanan ligde tam 22 günlük bir aranın ardından yeniden sahaya dönüş maçı Denizlispor deplasmanıydı...

AĞAOĞLU’NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN

AĞAOĞLU'NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN Sağolsun maça gidemeyen arkadaşlar 1907 tribünündeki kombinelerini devredince bir anda kendimi aylar sonra stadyumda...

efeBüyük Britanya 54-76 Sırbistan: Britanyalılar savunmada iyi geri koşamadıkları için sürekli potalarında hızlı hücum sayıları gördüler ilk yarıda (11 sayı). Ve Fagbenle iyi direnç gösterse bile, bunu skora yansıtamadığı için daha ilk çeyrek başında fark 12’ye kadar çıktı. Ana Dabovic – Page – Jovanovic üçlüsüyle yüksek tempoda bol sayı bulan Sırplar, “Kraliçe Arı” Milica Dabovic’in bu bölümde yarattğı 3 asist ile hücumda ferahlığa kavuştular ve liderliği hiç elden bırakmadılar. İkinci çeyreğin sonlarına doğru Sonja Petrovic devreye girdi ve tam 7 sayı üretti. Bir diğer Sırp skorer Ana Dabovic ise, gereğinden fazla hırslı savunması (ki bana kalırsa kalitesini yansıtmıyordu) yüzünden daha ilk yarıda 3 faule ulaştı. Britanya’da ise 2. çeyreğin bitimine doğru Fagbenle, Collins ve Vanderwal ritimlerini bularak farkın daha fazla açılmasını engellediler. Ardından Collins’in beklenmedik üçlükleri ile farkı tek hanelere indirip Sırplar’ı rahatsız etmeyi başardılar ve devre 26-36 Sırbistan üstünlüğü ile sonuçlandı. Üçüncü çeyrekte ise değişen pek bir şey yoktu; Sırplar 12-2’lik bir seriyle çeyreğe başladılar ve farkı gitgide 17 sayıya kadar açtılar. Özellikle Milica Dabovic ve Petrovic ile sağanak olup yağan Sırplar, üçüncü çeyreğin bitiminde 38-64 öndeydiler.

Bu noktadan sonra yedek oyuncularını sahaya sürdüklerinde bile oyun disiplinlerini kaybetmeyerek son periyodu da rahat geçen Sırplar, maçı da 54-76’lık bir skorla rahatça kazanmayı başardılar. Sırbistan’da Petrovic (17s 4r 2a 2b) takımının ve sahanın en skoreri olurken, Page 11 sayı 12 ribaunt ile double-double yaptı, Milovanovic sonradan açılarak 12 sayı 5 ribaunt, Ana Dabovic 10 sayı 2 ribaunt 2 asist 3 top çalma, Milica Dabovic 8 sayı 4 ribaunt 6 asist 3 top çalma, Jovanovic 6 sayı 3 ribaunt, Radocaj da 7 sayı 3 ribaunt 4 asist kaydetti. Britanya cephesinde dişe dokunur performanslar sadece Fagbenle (11s 10r 2tç), Collins (12s 2r 3a) ve Vanderwal’dan (13s 3r) geldi; Gandy 1 sayı 5 ribaunt 2 asistte kaldı.

 

İsveç 68-70 Litvanya: İlk iki günkü Litvanya oyun sistemleri, bu maçta güzelce harmanlanmış ve her hücumda herkesin kıymetinin bilindiği ilginç bir düzen ortaya çıkmış. İlk çeyrek başlar başlamaz Petronyte, Linkeviciene, Nacickaite ve Kuktiene derhal oyuna ağırlıklarını koydular. Karşı tarafta ise İsveç adına Key ile Frida Eldebrink bir nebze olsun rakiplerine karşılık verebilmeye çalıştılar. Skorda beklenenler gerçekleşmeyince, İsveç savunmaya ağırlık verdi ve 5 dakikadan fazla bir süre boyunca Litvanya’ya potayı göstermediler. Ardından günün “X-Faktörü” Yderström’ün arka arkaya yağdırdığı 9 sayı ile (3/3 üçlük) bir anda İsveç skorda üstünlük kurdu. Hücumda her iki takımın yıldızları da (F. Eldebrink, Key ve Petronyte) ısrarla potayı “dövünce”, iş tamamen rol oyuncularının katkısına kaldı. İşte bu noktada, inişli çıkışlı performanslar gösteren İsveç’li Halvarsson tam 7 sayı birden bularak ibreyi İsveç lehinde tuttu. Diğer tarafta ise, Petronyte kenara alındıktan sonra ivmelenen Linkeviciene ve Nacickaite ufak ufak farkı azaltmaya başladı ve yarı bitimine doğru üstünlük yeniden Litvanya’ya geçti, devre de Litvanya önderliğinde geçildi. Üçüncü çeyreğe Litvanya 10-0’lık bir seri ile (ve 3/3 üç sayı isabetiyle) resmen biçerdöver gibi başladı ve skoru 29-43’e kadar getirdi. Bu bölümde Okockyte, Nacickaite ve Linkeviciene rüzgarı esti. Pota altında yaşanan sayısız itiş kakış yüzünden Litvanya ve İsveç, genellikle serbest atışlar ve orta ve dış mesafe şutları üzerinden sayı bulmayı sürdürdü. İşlerin gidişatını değiştiren hadise, Gutkauskaite’nin hızlı hücumu kesmek için yaptığı sportmenlik dışı faul oldu. Bu noktadan sonra hırs küpü haline gelen İsveç, rakibinin basit hücum faullerinin üzerine 17-7’lik bir seri yakalayarak maçın bitimine 1 dakika kala farkı 2 sayıya kadar indirdi.

Özellikle son hücum faul düdüğü sonrası itiraz eden Okockyte’nin göz yaşları, oyuncuların galibiyeti ne kadar istediğini görmek için seyretmeye değerdi. Yapılan taktik fauller ve molalar neticesinde son 30 saniyesi tam bir psikolojik savaşa dönen maçı, Litvanya’nın savunma gevşekliğini ve topu oyuna sokmadaki hatasını iyi değerlendiren İsveç değil, son iki serbest atışı sayıya çeviren Litvanya kazandı. Günün tansiyonu en yüksek müsabakasıydı. Rotasyonu epey dar tutan Litvanya’da Okockyte 19 sayı, Nacickaite 15 sayı 6 ribaunt 3 asist 4 top çalma, Petronyte 5/16 gibi çok düşük bir yüzdeyle 11 sayı 7 ribaunt 4 asist, Linkeviciene 9 sayı 9 ribaunt 4 asist, Gutkauskaite 7 sayı, Kuktiene de 5 sayı 5 ribaunt ile oynadı. İsveç’te ise Halvarsson 18 sayı 11 ribaunt 3 asist 2 top çalma, Frida Eldebrink 15 sayı 6 ribaunt 7 asist (resmen triple-double’a yakın oynadı), Key 9 sayı 5 ribaunt 2 asist 3 top çalma, benchten gelen Yderström 14 sayı, Egnell 8 sayı 2 ribaunt, Vesterberg 4 sayı 5 ribaunt 2 asist, savunmada hırçın davranan Elin Eldebrink ise 3 ribaunt ve 4 asist üretti.

 

Karadağ 84- 71 Ukrayna: Dubljevic Karadağ adına 0/4 isabetle maça başlayınca, ilk yarı dahilinde skorda pek çok kez eşitlik oldu. Bu bölümde Karadağ’ı asistleriyle Skerovic, sayılarıyla da Jovanovic ve Robinson toparladı; Ukrayna cephesinde ise İagupova önderliğinde Dorogobuzova ve Samburska hücumda randımanı üst seviyede tuttu. İkinci çeyreğin sonlarına doğru Dubljevic biraz toparlandı ve bench oyuncuları Vujovic ve Perovanovic’ten de beklenmedik skor katkısı alan Karadağ, İagupova’nın sayılarına rağmen farkı çift hanelere yükseltti. Skerovic yarattığı 10 asistle takımını ilk yarı sonunda soyunma odasına 14 sayı farkla gönderdi. 2. yarıda İagupova ve Samburska’nın insan üstü gayretlerine benchten Dubrovina da ayak uydurunca, son çeyrekte Ukrayna farkı 7 sayıya kadar indirdi. Karadağ cephesi ise bu bölümdeki hücumlarının çoğunda serbest atış çizgisine gitti ve 11/11’lik güzide bir yüzde tutturup skorda geri düşmedi. Kalan kısımda ise Perovanovic’in akıl dolu oyunu sayesinde Karadağ galibiyeti tescillemiş oldu. Ukrayna’da bitime 3 dakika kala İagupova’nın zor pozisyondaki alley-oop’u (hayır, smaçla bitmedi) maçın en güzel hareketiydi.

İşte o İagupova Ukrayna’nın ve sahanın açık ara en skoreri olurken (33s 7r 4a 4tç), o’na Samburska (12s 2r 4a), Dorogobuzova (8s 3r), Dubrovina (7s 3a) eşlik etti; Rymarenko (4s 2r 2a) ve Khomenchuk’un (4s 4r) iyi niyetli çabaları sonuçsuz kaldı. Karadağ takımında ise Perovanovic 17 sayı 4 ribaunt ile kadronun bugünkü kahramanı olurken, Skerovic 9 sayı 13 asist 7 ribaunt (o da şahaneydi ve triple-double’a göz kırptı), Jovanovic 15 sayı 5 ribaunt, devşirme Robinson 18 sayı 8 ribaunt, Aleksic 5 sayı 2 ribaunt 5 asist, benchten gelen Vujovic 8 sayı 2 ribaunt, yine ilginç bir performans grafiği sergileyen Dubljevic de zorla da olsa çift haneli sayılara ulaşıp 10 sayı 7 ribaunt 5 asist 2 top çalma ile maçı tamamladı.

 

İtalya 66-55 Polonya: İki tarafın oyun yapısı birbirine tamamen zıtken, kadro kalitelerinin aynı olması sebebiyle maç çok dengeli başladı. Dünün acısını çıkartan Sottana’ya, Polonya Kobryn ve Koc ile cevap verdi. Karşılıklı amatörce hatalarla geçen ikinci çeyrekte İtalya ribauntlarda rakibine 24-13 gibi büyük bir üstünlük kurdu ve  Ress, Crippa ve Masciadri ile öne geçti. Polonya ise bu duruma Miedzik (i.y. 10s) ile yanıt vermeye çalıştı, lakin 4 dakikaya yakın bir süre boyunca çemberi bulamadıkları için farkın 6 sayıya çıkmasına engel olamadılar. Yarı da, Polonya’nın çalınan bir topta bulduğu son saniye turnike basketi ile 4 sayılık farkla geçildi. İkinci yarıda biraz daha işleri ciddiye alan Polonya, üçüncü çeyrek bitiminde skoru eşitledi (51-51).

Lakin son çeyreğin ilk 5 dakikasını kusursuza yakın oynayan İtalya, yeniden öne geçti ve skoru 61-53’e kadar getirdi. Polonya, müdafaa ustası bir takıma sahip olsa da hücumda epey fakir kaldığı için rakibine karşılık vermekte çok zorlandı (son çeyrekte 0/6 üçlük); İtalyanlar da tüm stratejilerini bunun üzerine kurarak oyunu tamamen dikte ettiler, Polonyalılar’a potayı göstermediler ve maçı da kazanmayı başardılar. İtalya’da dünün izlerini silmeye ant içen Sottana 17 sayı 2 ribaunt 4 asist kaydederken, Masciadri 14 sayı 4 ribaunt 3 asist 3 top çalma, Ress 7 sayı 9 ribaunt 2 asist 2 blok, Crippa 7 sayı 3 ribaunt, Dotto 6 sayı 5 ribaunt 2 asist, Zanoni de benchten gelerek 6 sayı 2 asist üretti. Gorini ise (2s 1r 1a) oldukça sönük kaldı. Polonya cephesinde ise Kobryn yine standardını tutturarak 17 sayı 8 ribauntluk bir performans sergiledi; McBride 5 sayı 7 ribaunt 4 asist, Miedzik 13 sayı 4 ribaunt, 5 faul yapan Koc da 9 sayı 8 ribauntluk bir katkı verdi. Dünün en formda ismi Owczarzak ise sadece 1 sayıda kaldı.

 

Akşamki maçlarda, inanılması güç şeyler oldu;

 

Rusya 62-68 Letonya: Dört günde dört maça çıkan ve yorgunluktan tarumar olan bir Letonya, Rusya’yı alaşağı etmesini becerdi! İşte, basketbol, bu. Peki, Letonya bu zaferi kime borçlu? Nihayet görevini kabullenen yıldız oyuncu Jekabsone’un şaha kalkışına. Ruslar’daki basiretsizliğin en büyük göstergesi, tüm müdafaa planlarını Steinberga’ya ve kısalara odaklamalarıydı. Jekabsone’un daha da büyük potansiyelli bir tehdit olduğunu anlamaları, anca 3. çeyrekte mümkün oldu. 3. çeyreği çok sert oynayıp öne geçmeye yaklaşsalar bile, Basko-Melnbarde ve Putnina’nın Jekabsone’a destek vermesiyle beraber, Rusya çaresiz kaldı. Burada Vieru’nun kötü şut yüzdesine (1/6) inat atmakta ısrar etmesi de Rusya’yı kötü etkiledi. Aynı husus, Vadeeva (1/5) bakımından da geçerliydi. Oyun disiplinini yerleştirmek adına Belyakova (4/10 saha içi yüzdesiyle 11s 7r 2a) ve Prince’in (16s 2r 6a 2tç) tüm çabaları karşılıksız kaldı. Son çeyrekte Osipova (11s 11r) Ruslar’ı boyalı alanda ümitlendirse de, Letonya galibiyet adına gereken her şeyi bilfiil yerine getirdi ve maçı kazanıp turnuvanın sürprizlerinden birini gerçekleştirdi. Rusya, iyi top çevirse de verimli şut imkanı yaratamadığı ve yaratılan boş pozisyonlarda da gerekli isabetleri sağlayamadığı için şok bir mağlubiyet almış oldu. Bu maçta Belyakova, Prince ve Osipova dışında herkes kötüydü.

Öyle ki, bu üç oyuncu dışında Rusya toplam sadece 24 sayı bulabildi. Kirilova 7 sayı 3 ribaunt 2 asist ile bu 24 sayının çoğunu kaydetti. Vadeeva 5 sayı 5 ribaunt, Vieru da 4 sayı 4 ribaunt ile kör şutlarının ceremesini çektiler. Galip tarafta ise, zaferin sırrı takım oyunu değil, tüm takımın birebir yeteneklerini ekstra bir şekilde konuşturması idi. Zaten Ruslar’ı afallatan da işte bu hücum tercihleri oldu evvela. Takım halinde toplam 8 asist üreten Letonya’da Jekabsone klasına yakışır biçimde 20 sayı 3 ribauntla skor yükünü sırtlandı; o’na Basko-Melnbarde 18 sayı 6 ribaunt 2 top çalma, Putnina 13 sayı 4 ribaunt, Steinberga da 12 sayı 8 ribaunt 3 asist ile eşlik etti. Bu sistemle Letonya belki başka hiçbir maçı kazanamayacak, fakat kendileri için gereken galibiyeti, doğru stratejiyle elde etmenin haklı gururunu raddesine dek yaşayabilirler. Basketbol, neticede bir teknik ve taktik savaşıdır.

 

Romanya 67-76 Fransa: Sandrine Gruda’yı çok iyi savundular, Dumerc’i bunalttılar ve işi sonuna kadar zorladılar. Kim onlar? Elbette ki, Pop, Pascalau ve Stoenescu. O kadar iyi mücadele ettiler ki, son periyotta mecalleri tükenene ve kadro kalitesi azme baskın çıkana dek, Fransa büyük bir kabus gördü (son çeyrek skoru 7-22 Fransa lehine). Düşünün ki, Romen kısalarının baskılı savunması yüzünden Fransa maç boyunca sadece 3 kez üç sayılık atış deneyebildi. 3 çeyrek boyunca Romenler Gruda’ya top inmesine müsaade etmediler belki, fakat son periyotta Salagnac insanlık dışı hücum performansı ve olmaz basketleriyle Romanya’nın direncini, moralini öyle bir kırdı ki, Gruda da maç bitene dek rahatlıkla standart rakamlarına ulaştı (16s 9r). Fransa’nın en büyük hatası, rakibi Marginean’dan ibaret zannetmekti, ki savunmanın baskısından bunalan Marginean, sönük bir maç oynadı (4/13 saha içi isabetle 9s 5r 3a); yani Romanya, başarısını bu maçta Marginean’a borçlu değildi. Pop (14s 4r) ve Stoenescu (14s 2a) ile başlayan hücuma, yine bu isimlerin yanı sıra Pascalau’nun (11s 5r), Parau (2s 3r 5a 3tç) ve 5 faul alıp rakibe sahayı dar eden Pavel’in (7s 8r) dev savunma gayreti de eklenince, Romanya nasıl sürprizlere gebe olduğunu Fransa’ya ve bizlere kanıtladı. İrimea da kaşla göz arasında 10 sayı 4 ribaunt ekledi Romanya’nın hanesine.

Evet, kolayca, en kötü veya en iyi olabiliyorlar. Fransa karşısında da uzun süre “en iyi”ydiler. Peki, Fransa’nın baskın yanı ne oldu? Elbette ki, doğru zamanı kovalamak, dinç kalmak ve rotasyon. İşin gerçeği, Salagnac’ın (17s 3r) böylesi beklenmedik bir katkı yapabileceğini Romenler hiç beklemiyordu. Tıpkı, Fransız oyuncuların, Romanya’nın bu direnişini beklemedikleri gibi. Salagnac’ın mantığı zorlayan istikrarının ardından Miyem (14s 2r) ve Dumerc (7s 2r 8a) işleri yoluna koydular ve yorulan rakipleri karşısında yüksek tempoya ağırlık vererek maçı Fransa’ya kazandırdılar. Fransa’da Yacoubou etkileyicilikten uzak bir oyun ortaya koyarken (8s 0r), Tchatchouang (5s 5r) nispeten Romen savunması karşısında sindi. Ciak ise 2 bloğuna rağmen 0/4 şut yüzdesiyle hayal kırıklığı yarattı.

 

Macaristan 46-69 İspanya: Macarlar da, İspanya’ya son periyoda dek pek nefes aldırmadılar aslında. İlk periyottaki 8 sayılık fark, 3. çeyrek sonunda 3 sayıya kadar inerek oyunu başa baş hale getirdi. İspanya, Macarlar’ın alan savunması ve pota altına getirdikleri faydalı yardımlara çare bulamadığı için, son çeyreğe kadar, alışmadığımız biçimde kötüydü gerçekten. Lakin işte, büyük takım, büyüklüğünü, tıpkı Fransa’nın da yaptığı gibi, maçın tam da sonunda, son periyotta gösterdi (son çeyrek skoru 5-25 İspanya lehine). İspanyollar’ın en üstün özelliği, pek çok koldan ve farklı taktiklerle sayı bulabilmeleridir; işte Macarlar buna yanıt veremediler ve maçı kaybettiler.

İspanya’nın tartışmasız en iyisi yine Alba Torrens’ti (18s 14r 5a); Dominguez (0s 1r) ve Palau’nun (3s 2r 4a) potayı bulamadığı bu maçta, Torrens’e, geç açılan Ndour (13s 9r 3b), pota altında resmen harp eden Laura Nicholls (9s 2r), Romero (7s 3r 2a) ve Martha Xargay (9s 3r 6a) destek verdiler. Macaristan tarafında ise Honti (10s 3r 4a) haricinde çift haneleri gören bir oyuncu olmadı; zira onlar bir atıcı bulmaya uğraşmayıp, skor gücünü tüm rotasyona dağıttılar ve müdafaaya, yani tutmaya odaklandılar. Esasen, doğrusu da buydu. Sadece, nefesleri bu sistemin başarıya ulaşmasına yetmedi. Bu yolda Quigley 8 sayı 4 asist, Hatar 6 sayı 5 ribaunt, Krivacevic 6 sayı, Vajda 4 sayı 6 ribaunt 3 top çalma, Horti 4 sayı, Fegyverneky ise 6 sayı kaydetti.

 

Yunanistan 50-61 Türkiye: Bir defa, bizim Türk halkı olarak artık bir şeyi kabul etmemiz şart: Biz, maçlara hiçbir zaman iyi başlayamıyoruz. Bu 10 sene önce de böyleydi, şimdi de hiç değişmedi. Muhtemelen de hiç değişmeyecek. Rakibin kim olduğunun bir önemi yok. Bizim aklımız başımıza hep oyunun sonlarına doğru geliyor ve yapacağımızı hep o zaman “kaliteli” bir biçimde yapıyoruz. İstisnasız. Bu assolistlik merakımız yüzünden kimi maçlarda kaybedip “Ah, keşke maçın başından beridir şu son periyottaki kadar azimli oynasaydık!” diye hayıflanıyoruz, ya da maçı mucizevi bir biçimde kazanıp “Biz geri geliriz!” naraları atıyoruz – ki, bunların ikisini de söylemek, anamızın ak sütü gibi helal oluyor. Erkekler branşında da çoğu kez bu hakikati seyrediyoruz. Bu gerçeğe bizler çok karşı çıktık, çok isyan ettik. Fakat sadece kendimizi paraladığımızla kaldı, hiçbir şey değişmedi. Demek ki, bizim kimliğimiz bu. Artık bu kimlikle barışıp, beklentilerimize bir ayar yapmalıyız ki, herkes daha bir huzurlu olsun.

Biz, bu maça da işte yine bu aynı parola ile başladık. Geç açıldık. Yunanistan gibi alt düzey bir ekibe karşı bile net bir üstünlük kuramadık. Dahası, birkaç ufak ve basit hata yüzünden, rakip ilk yarıyı önde kapattı. Tabi bunda, Spanou, Kaltsidou ve Dimitrakou’nun çabaları kadar, Nevriye’nin yine görece düşük isabet yüzdesi, en başat dış skorerlerimiz Birsel ve Şaziye’nin ilk yarıda çok kötü şut atmaları ve Nevriye varken yeterince pas indirmediğimiz Sanders’ın fazla sayı üretmemesinin de payı vardı. İkinci yarıda, elbette, alışık olduğumuz gibi, düzeldik. Savunmamızı yine muteber seviyeye çektik. Hücumda Işıl ve benchten gelen oyuncularımız gerekli her tür eforu sahaya yansıtarak rakibi şaşkına çevirdi. Tabi en önemlisi, Sanders’tan adamakıllı faydalanmasını bildik. Böylelikle, 3. çeyreği 36-41 önde kapatmayı başardık. Hatta son çeyrekte farkı bir ara 10 sayıya kadar yükselttik. Fakat o noktada Yunanistan, İtalya maçındaki gibi kritik işler yapmaya başladı (fakat bu kez, üçlük sokma yöntemini tercih ettiler). Bizse, en tehlikeli “hastalığımızı” bir türlü yenemedik: Penetrelerimizin delici olamayışı. Işıl hariç tüm kısalarımız, penetreye başladıktan sonra karşılarında en ufak bir savunmacı görünce penetreyi kesip geri çekiliyor, pas veriyor. Bunun rakibe bir tehdit arz etmediği aşikar. Bunun eksiğini, pota altından Nevriye, Sanders ve günden güne kıymetlenen Bahar ile kapattık.

Böylelikle, bitime 2 dakika kala farkı yeniden çift hanelere taşımayı başardık. Sonrasında hem savunmada hem hücumda bize yakışmayacak kadar acemice hatalar yaptıysak da, maçı kazanmayı başardık ve grup ikinciliği için en gerekli adımı attık. Takımımızda Sanders 7 top kaybına karşın 18 sayı 12 ribaunt 2 top çalma ile medar-ı iftiharımız olurken, Nevriye 3/8 saha içi isabetle 7 sayı 8 ribaunt 2 asist 5 top kaybı ile mücadele etti; Uzunlarda Bahar benchten gelip 8 sayı 4 ribaunt 4 asist üretti. Onların yanı sıra nihayet ritmini tutturmayı başaran Işıl 9 sayı 4 ribaunt 3 asist 2 top çalma kaydetti; sonradan kendini bulan Birsel 9 sayı 2 ribaunt 5 asist, benchten gelen Cansu 3 sayı, Olcay 2 sayı (fakat müdafaada yine iyiydi) ve Ayşe de 5 sayı ile maçı noktaladılar. Yunanistan’da ise canımıza okuyan Kaltsidou 12 sayı 10 ribaunt ile double-double’ı gördü; Spanou 7 sayı 5 ribaunt 3 asist, Lymoura 4 sayı 4 asist, Dimitrakou 12 sayı 2 asist, benchten gelen Chatzinikolau 5 sayı, Papamichail de 4 sayı 6 ribaunt 2 asist ile oynadılar.

 

Bu sonuçların ardından, gruplardan elenmesi ve yükselmesi kesinleşen bazı takımlar da belli oldu. Gruplarda ilk üç sırayı elde eden takımların bir üst tura yükselip 6’şardan iki grup oluşturacağı (ve galibiyetlerini taşıyarak, orada karşı gruptan gelecek 3 takımla da birer maç yapıp ilk dörde girmeye çalışacağı) bu turnuvada;

A Grubu’nda Karadağ ve Fransa 3 maçta 3’er galibiyetle yükselmeyi garantilediler, henüz elenmesi kesinleşen takımlar belli olmadı;

B Grubu’nda Belarus 3 galibiyetle şimdiden bir üst turu garantiledi, henüz galibiyet alamayan Polonya’nın elenmesi ise kesinleşti;

C Grubu’nda, 3 galibiyetli Sırbistan’ın ve galibiyet sayısı Letonya’dan az olsa bile, elenmesi muhtemel diğer iki ekibi (yani Hırvatistan ve B.Britanya’yı) yendiği için Rusya’nın bir üst tura yükselmesi kesinleşti, Britanya da elenen ilk takım oldu;

D Grubu’nda ise tüm takımların akıbeti şimdiden kesinleşti ve 3 galibiyetli İspanya’nın yanı sıra Litvanya ve Slovakya da üst tura kalma başarısını gösterdiler, İsveç ve Macaristan da elendiler.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail : efe.ozenc@abcspor.com

twitter : @efe_ozenc

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son Haberler

KURT KANUNU

KURT KANUNU “Kurtlukta düşeni yemek kanundur” diye son veriyordu hayatına Kara Kemal. İzmir Suikasti’ni planlayan ekipten olduğu iddiası ile suçlu bulunan...

KOLAYDAN ZORA

KOLAYDAN ZORA Dört haftada dört puanla başlanan ligde tam 22 günlük bir aranın ardından yeniden sahaya dönüş maçı Denizlispor deplasmanıydı Siyah-Beyazlılar adına. Milli aranın ardından...

AĞAOĞLU’NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN

AĞAOĞLU'NA SELAM, BİZE DE DERS OLSUN Sağolsun maça gidemeyen arkadaşlar 1907 tribünündeki kombinelerini devredince bir anda kendimi aylar sonra stadyumda buldum. Tekrar Fenerbahçe'mizin yanında olmak,...

2 FARKLI FENERBAHÇE

2 FARKLI FENERBAHÇE Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desek, iki kazma, iki kürek, iki de ırgat gerek.. Süleymaniye'yi yeniden yapalım desek bir Süleyman bir de Sinan...

NEFES

NEFES Sarı-kırmızılılar 2 haftadır gördüğü kabusların üstüne bu hafta Erzurumspor deplasmanında moral bulma amacındaydı. Maça iki takım da kontrollü başlamayı tercih etti. Galatasaray’da geçtiğimiz maçlarda...

Benzer Konular