İlk kez Global anlamda sahneye Japonya’da çıkmıştı, 13 Aralık 1981…
Flamengo formasıyla Liverpool’a karşı, 62 bin taraftarın önünde Avrupa’nın devine karşı dünyanın en büyük kulübü olma şansı için sahaya çıkıyorlardı.
Sahada hemen hepsi tek isim kullanan, o zamanlar neredeyse hiç tanımadığımız oyunculardan oluşan bir Brezilya takımı. Liverpool’dan daha iyi olmaları mümkün değildi.
Sonra hemen herkes hayranlık içinde 22 kişi içinde sadece 1 kişiye odaklanıyordu; topuk pasları, sık çalımlar… Oyunun temposunu istediği gibi değiştirmesi, kimsenin göremediği boşluklara attığı milimetrik paslar…
Onun adı… Arthur Antunes Coimbra’ydı. Ama herkes onu başka bir isimle tanıyordu; Zico
O gün Flamengo’nun Liverpool’u 3-0 mağlup ettiği karşılaşmanın orkestra şefiydi.
Zico, Rio de Janeiro’nun Quintino Bocaiuva mahallesinde büyüdü. Fiziksel olarak küçük bir çocuktu. Ancak futsal ve sokak futbolunda kendisinden büyük çocuklara karşı oynayarak gelişti.
İlk destekçisi ise yerel radyo sunucusu Celso Garcia oldu. Garcia, Zico’nun olağanüstü yeteneğini erken fark etti ve Flamengo altyapısına girmesine yardımcı oldu.
Flamengo’nun Altın Çağının Mimarı
Flamengo’da Zico, kulüp tarihinin en başarılı döneminin mimarı oldu.
Bir süperstar gibi görünmüyordu. İnce yapılıydı. Mütevazıydı.
Ama futbolu; zarafet, zeka ve hayal gücüyle doluydu. Adeta gelecekten gelmiş gibiydi.
Ona sık sık “Beyaz Pelé” denirdi ki birçokları için (özellikle Flamengo taraftarlarınca) Pele siyah Zico idi.
10 Numara Bir Ressam
O sadece oyunu yönetmiyor, adeta resmediyordu. Vizyonu ve tekniği, olmayan alanları yaratıyordu.
Attığı goller bir ressamın fırça darbeleri gibiydi. Herkes sert vurmayı düşünürken o topu kalecinin üzerinden yumuşacık aşırtır, sahayı öyle bir geometriyle görürdü ki!
Ani.. Doğal… Ve kusursuz.
1982 Brezilya’sının Kalbi
Tele Santana onu Brezilya Milli Takımı’na aldığında futbol tarihinin en güzel birlikteliklerinden biri doğdu.
1982 Brezilya kadrosu hala Dünya Kupası’nı kazanamayan en güzel takım olarak anılır.
Zico, Socrates, Falcao, Cerezo ve Eder ile birlikte bu takımın kalbiydi.
Kazanamayan En Büyük Takım
1982 Dünya Kupası’nı izlediğimde ben 10 yaşındaydım.
Hatırladığım ilk Dünya Kupası da buydu. O yıllarda insanlar önce tabii ki kendi ülkesini desteklerdi. Ama biz yoktuk. Onlar İtalya’ya elenince çok ama çok üzüldüğümüzü hatırlıyorum.
Sadece ben değil, o zamanlar herkes Brezilya’yı tutardı. Gerçekten neredeyse herkes.
Futbolun Ruhuna Dokunan Bir Miras
Futbolculuk kariyerinden sonra da Zico’nun etkisi devam etti.
Teknik direktörlük yaptı. Genç oyuncular yetiştirdi.
Ülkemizde Fenerbahçe ile 100.yıl şampiyonluğu kazandı. Şampiyonlar Ligindeki tarihi yürüyüşte takımı çeyrek finale kadar çıkarttı. Ligimizde en son şampiyon olan yabancı teknik direktör de kendisi ve düşünün neredeyse 20 sene geçmiş üzerinden!.
Futbolu farklı kıtalarda yaygınlaştırmaya katkı sağladı. Serie A’da Udinese efsanesi oldu, Japonya’da Kashima Antlers forması giydi.
Sadece futbol oynamadı. Antrenman kültürünü değiştirdi. Genç oyuncular yetiştirdi.
Bugün Japon futbolunun dünya seviyesine çıkmasında Zico’nun etkisi büyük kabul edilir. Bu yüzden Japonya’da da hala büyük saygı görür.
Avrupa’ya Çok Geç Gitti
Bugün büyük Brezilyalı yıldızlar genç yaşta Avrupa’ya transfer oluyor. Zico ise 30 yaşına kadar Brezilya’da kaldı.
1983’te Udinese’ye transfer olduğunda hala dünyanın en iyi oyuncularından biriydi.
İtalya’da iki sezonda Serie A’nın en etkileyici futbolcularından biri olmasına rağmen kariyerinin en verimli yıllarını Avrupa’da geçiremedi.
Bu yüzden birçok kişi onun hak ettiği küresel tanınırlığa ulaşamadığını düşünür.
En büyük izi; Flamengo ve Brezilya formasıyla bıraktı.
Rio de Janeiro’da insanlar onu yalnızca büyük bir futbolcu olarak değil, Flamengo kültürünün yaşayan sembolü olarak görüyordu.
Maracana çevresinde yıllarca şu söz söylenirdi: “Pelé Brezilya’nındır. Zico ise Flamengo’nundur.”
Bu yüzden Flamengo taraftarları için Zico, kulüb tarihindeki en büyük figürdür!.
Futbol ve Sanat
Bize şunu göstermişti büyük usta; futbol, pragmatik olmak zorunda kalmadan da güzel olabilir. Sanat ile verimlilik birbirinin zıddı değildir.
O, dünya tarihinin Dünya Şampiyonu olamamış en büyük 10 numarası idi!. Hatta Ballon d’Or’u da yok. Ama futbol tarihi yalnızca kupalarla yazılmaz.
Bazı oyuncular istatistik bırakır. Bazıları rekor; bazıları ise bir duygu…
Zico, futbolun güzel oynanabileceğini kanıtlayan son büyük sanatçılardan biriydi.
Belki de bu yüzden onu izleyenler, yıllar sonra bile aynı cümleyi kuruyor: “Eğer futbol bir sanat olsaydı, Zico onun en zarif ressamlarından biriydi.”
